Diyalektik Haber, Diyalektik Haber sitesinin yazarı
Diyalektik Haber

Diyalektik Haber

08 Ağustos 2022 Pazartesi

Garip rüyalar beynimizi eğitiyor

Garip rüyalar beynimizi eğitiyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Jim Davies

Birçoğumuz açısından son bir buçuk yıldır uyanık geçen anlarımız renkliliğinin bir kısmını kaybetti diyebiliriz. Evlerimizde aynı insanlarla daha fazla zaman geçiriyor ve daha az yere gidiyoruz. Diğer bir deyişle, bugünlerde uyaranlarımız pek de uyarıcı değil. Çok fazla günlük rutin, çok fazla aşinalık, çok fazla bilindik şey var… Aynı esnada rüyalarımız daha da garipleşti. Daha fazla dönüşüm geçirirken daha gerçekçi olmayan hikayeler barındırıyorlar. Rüyaları ve hayal gücünü inceleyen bilişsel bir bilim insanı olarak bu durum dikkatimi çekti. Acaba neden böyle? Gariplik bir amaca hizmet ediyor olabilir mi?

Belki de beynimiz, bir şekilde, bu tekdüzelik dalgasıyla başa çıkmak amacıyla garip rüyalar kurguluyordur. Ağırbaşlı ve sistematik bir yapıdaki deneyimleri yenilikler aracılığıyla kırıyordur. Bunun uyum sağlamakla bağlantılı bir mantığı var: Yaşadıkları çevredeki kalıpları çok katı bir biçimde içselleştiren hayvanlar, genelleme, yeni deneyimleri anlamlandırma ve yeni şeyler öğrenme kabiliyetini yitirir.

Yapay zekâ alanında araştırma yapanlar, belirli bir veri kümesine çok iyi uyum sağlanması durumuna “aşırı uyum” diyorlar. Mesela, resimlerden oluşan bir veri kümesi üzerinde çok uzun süre eğitilen bir yüz tanıma algoritması, arka plandaki ağaçların ve diğer nesnelerin arasında duran bireyleri ayırt etmeye başlayabilir. Bu, verilere aşırı uyum sağlar. Bakmanın bir başka yolu da öğrenmesi istenen genel kuralları -ifade ya da geri plan bilgisinden bağımsız biçimde yüzün çeşitli hatlarını- öğrenmek yerine, basitçe, eğitim kümesinde bulunan deneyimleri ezberlemesi olabilir. Her gün dünyaya ilişkin yaşadığımız öğrenimden kaynaklanabilecek aşırı uyumu engellemek için zihnimiz daha çok çalışıyor ve garip rüyalar kurguluyor olabilir mi?

BİLGİSAYAR KULLANDIĞINIZ RÜYALARI NE SIKLIKLA GÖRÜRSÜNÜZ?

Tufts Üniversitesi’nde bir sinirbilimci ve beyni bilinç bağlamında ele alan bir roman olan The Revelations’ın yazarı olan Erik Hoel, bunu akla yatkın buluyor. Kısa süre önce kendi yaklaşımını ortaya koyan ‘The overfitted brain: Dreams evolved to assist generalization’ [Aşırı uyum sağlamış beyin: Rüyalar genellemeye yardımcı olacak biçimde gelişti’] başlığını taşıyan bir makale yayınladı. Hoel, “Memeliler durmaksızın öğrenirler. Bir kapatma düğmesi yoktur,” diyor. “Bu yüzden, memelilerin aşırı öğrenme ya da çok fazla öğrenme sorunuyla karşı karşıya kalacağını ve bununla bir çeşit bilişsel homeostaz* aracılığıyla başa çıkması gerektiğini varsaymak çok doğal görünüyor. Ve ‘aşırı uyum sağlamış beyin’ hipotezi, organizmadaki öğrenme sürecinin etkilerinin sürekli biçimde aynı istikamette ilerlediği homeostazın devam ettiği ve biyolojinin onu daha dengeli bir ayar noktasına geri çekmek için mücadele ettiği durumu ifade eder” diye ekliyor.

Hoel’in rüya araştırmaları alanındaki yaklaşımıyla ilgili ayırt edici olan husus, rüyaların garip olmasının yalnızca bir neden değil, aynı zamanda bir amaç da içermesi. Rüya görmekle ilgili diğer yaklaşımlar, rüyaların neden garipleştiğini gerçek anlamda değerlendirmiyor ya da yalnızca onları diğer süreçlerin bir yan ürünü olarak görüyor. Gerçekten de rüyalarımızın aslında ne kadar garip olduğunu abartmanın kolay olduğunu ve garip rüyaların ender görüldüğünü belirterek başlarından savıyorlar. Garip rüyaları daha net biçimde hatırlama eğilimi taşısak da, ayrıntılı araştırmalar, rüyalarımızın neredeyse yüzde 80’inin normal aktiviteleri yansıttığını ve tam anlamıyla sıkıcı olabileceğini ortaya koyuyor.

Bu durumun altını çizen ‘süreklilik hipotezi’, rüyaların yalnızca uyanıkken dahil olduğumuz hayatın kabul edilebilir versiyonlarının tekrarları olduğunu savunur. Vardığı sonuç itibariyle, hatırladığımız rüyaların çoğu olmasa bile rüyalarımızın dişe dokunur bir kısmı bu kategoriye dahildir. Bununla birlikte, süreklilik hipotezi, kimi şeyleri rüyalarımızda neden diğerlerinden daha çok gördüğümüzü açıklamaz. Mesela, çoğumuz olmasa da bir kısmımız çalışmak, oyun oynamak, film izlemek ya da bir şeyler okumak için ekranların önünde çok fazla vakit geçiririz. Peki ne sıklıkla bilgisayar başında olduğunuz rüyalar görürsünüz? Süreklilik hipotezi, rüyalardaki faaliyetlerin oranının, uyanık geçen yaşamımızdaki oranlarla benzerlik taşıyacağını öne sürer ve açıkçası bu böyle değildir.

GERÇEK HAYATIN BİR ALIŞTIRMASI MI?

Diğer bir teori kümesi, rüyaların, gerçek dünyada yaşanan olaylarla ilgili alıştırmalar yapmanıza yardım etmek için görüldüğünü öne sürer. Bu teoriler, çoğunlukla uykunun ve özellikle de rüyaların öğrenme ve hafıza açısından önemli olduğuna ilişkin bulgularla desteklenir. İsveç’te bulunan Skövde Üniversitesi’nde bilişsel sinirbilimci olan Antti Revonsuo, bu niteliğe sahip iki teori ortaya atmıştır. ‘Tehdit simülasyonu’ teorisi, rüyalarımızın yüzde 70’lik kısmının neden üzüntü verici içeriğe sahip olduğunu açıklar. Rüyaların işlevinin tehlikeli durumlara ilişkin alıştırma yapmak olduğunu savunur. Daha sonraları, bu teoriyi, rüyaların, genel bağlamda sosyal durumlarla ilgili uygulama yapmak için görüldüğünü öne sürecek biçimde genişletmiştir. Bu öğrenme teorileri, aynı zamanda neden rüyalarda gördüğümüz şeylerin gerçekten de yaşandığına inandığımıza ilişkin bir açıklama sunar: Eğer böyle olmasaydı, onları ciddiye almayabilirdik ve rüyalardan edindiğimiz öğrenme yeteneğimiz azalırdı.1

Bir başka teori, garipliğin, beyin faaliyetlerinin bir yan etkisi olduğunu öne sürer. “Rastgele aktivasyon teorisi”, rüyaların, uyku esnasında beynin arkasından gelen kaotik ve anlamsız bilgilerin kendisine aktardığı rastgele faaliyetlere bir anlam kazandırmaya çalışan ön beynimizin bir ürünü olduğunu iddia eder. Bu yaklaşıma göre, garipliğin herhangi bir işlevi bulunmaz. Diğer yandan, beyin sapında gerçekleşen rastgele faaliyet anlamsız olmayabilir. McGill Üniversitesi’nden sinirbilimci Barbara Jones, beynin bu bölümünün sevişmek ve koşmak gibi programlanmış davranışları gerçekleştirmek için kullanıldığının ve bu faaliyetlerin sık sık rüyalarda canlandırıldığının altını çiziyor.

Hoel, rüyaların garipliğiyle yüzleşir. Hipotezi dolaylı olarak bununla ilgilenmiyor olsa da garipliğe bir önem atfeder. Beynin, makine öğrenimi araştırmacılarını rahatsız eden aşırı uyum sağlama gibi bir davranışta bulunmasını önlemeye yardımcı olur. Öğrenme aşamasını durdurmak, bir eğitim kümesinin önem taşımayan ayrıntılarında boğulmaya neden olan aşırı uyumla mücadele etmenin bir yoludur. Buna karşın, başka yollar da mevcuttur ve bu sorunla mücadele etmenin birçok temel yolu, çoğunlukla girdinin çarpıtılmış sürümleriyle birlikte açığa çıkan gürültüyü ortaya koyar. Bu durum, “derin öğrenme” sinir ağını, aslında eğitim kümesinin kendine has özelliklerinin öneminden pek de emin olmayan bir hale getirir ve gerçek dünyada daha doğru biçimde işleyecek genellemeler üzerine yoğunlaşma olasılığına daha yatkın hale getirir. Bundan ötürü, Hoel açısından aynı işlevi gördükleri için rüyalar gariptir; zira beynin uyanıkken maruz kaldığı deneyimlerin ‘eğitim kümesine’ aşırı uyum sağlamasını engellemek için çarpıtılmış girdiler sağlarlar.

RÜYALAR, GERÇEKLERİ AYIRT EDEBİLMEMİZİ SAĞLIYOR

İlgi çekici bir şekilde, laboratuvarlarda gerçekleştirilen deneylerde, insanlarda aşırı uyumun yaşandığı gösterilmiştir ve uyku, aşırı uyumu ortadan kaldırır. Kısaca söylemek gerekirse, rüyalar gariptir çünkü böyle olmaları gerekir. Uyanıkken tanık olduğumuz yaşama aşırı derecede benzeselerdi, aşırı uyum durumunu ortadan kaldırmak yerine daha da şiddetlendirirlerdi. Gerçekçi olan rüyalar bile çoğu zaman başımıza gelen olaylarla tam olarak uyuşmaz ve [uyanıkken yaşadığımız] hayatta gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerdekinden farklı şeyler içerirler.

Diğer rüyada öğrenme yaklaşımlarında gördüğümüz gibi, Hoel’in hipotezi de uykunun ‘çevrimdışı’ öğrenme gerçekleştirmek için kusursuz bir zaman aralığı olduğunu savunur. Çarpıtılmış ya da bozuk girdiler eğer uyanıkken gerçekleşirlerse rahatsız edici ve tehlikeli olabilirler. Ve belki de rüyalarımızın çoğunu unutmamızın temel işlevi, onları gerçekte yaşanan şeylerle karıştırmamayı sağlamaktır. Zihnimiz, gerçekle karıştırmamızı engellemek için olaylara dayalı yeni anılar yaratmak değil, sinir ağı parametrelerini eğitmek ister.

Hoel’e, bir insanın en uygun şekilde ne kadar garip rüya görebileceği hakkında bir fikir edinmek için makine öğrenimine bakıp bakamayacağımızı sordum. “Bunu yapabiliriz ama ben başka bir yöne gitmeyi çok isterim” diyor: “Belki de derin öğrenmenin sinirbilim bağlamında dikkat etmesi gereken bir şeyler vardır. Klasik anlamda ‘dağıtım dışı’ olacak kadar farklı görünen verilere ulaşmak istiyorsunuz; ancak veriler onunla ne yapacağınızı bilemeyecek kadar farklı ya da ham olmamalı.”

Bunların tamamı, rüyaların sahip olması gereken en uygun düzeyde bir gariplik olduğunu düşündürüyor. Ve maalesef ki, garipliği ölçmek kolay bir şey değil. Hoel, “Neredeyse sanat ya da edebiyat gibi bir şey” diyor: “İyi bir şiir tamamen saçmalık değildir, aynı zamanda ‘yalnızca çiçeği görmekle kalmadım / çiçek maviydi’ der. Metafor kullanımıyla olguların değiştiği ve dönüştüğü hayati bir alanı işgal eder ama tamamen tanınmaz ya da bize yabancı olacak kadar uzak değildir.” “Belki de Lynch mesafesi**, mesele aşırı öğrenme, aşırı ezberleme ve aşırı uyum gibi bu çeşit sorunlar söz konusu olduğunda büyük ve karmaşık zihinlere en çok yardımcı olan şeydir” diye ekliyor.

Sinir ağları beynin mimarisinden ilham alır ama derin öğrenmenin ortaya çıkışından beridir, bu yapay zekalar genellikle insan düşüncesinin bir modelini çıkarmak ve onu anlamak için değil, daha akıllı makineler yaratmak amacıyla kullanılır. Ne var ki, derin öğrenmede ulaşılan bulgular git gide daha fazla biçimde beynimizin nasıl çalıştığına ilişkin yeni teorilere esin kaynağı oluyor. Sinir ağlarının da daha iyi öğrenmek için garip, anlamsız örneklerin ‘rüyalarını görmesi’ gerekiyor.

Belki biz de böyle yapıyoruzdur.

-Jim Davies, Carleton Üniversitesi Bilişsel Bilimler Bölümü’nde profesör ve ödüllü bir podcast yayını olan Minding the Brain’in ortak sunucusudur.

*Homeostaz ya da dengeleşim, çevresinde gerçekleşen olumsuzluklar karşısında, hücrenin kendi dengelerini koruma çabası, değişen koşullarda iç dengenin aktif biçimde düzenlemesi olayıdır. Fransız bilim insanı Claude Bernard’ın tanımlandığı hemostaz sürecinin amacı, fiziksel ve kimyasal tüm dengelerin yerinde olduğu dinginlik durumunu korumaktır. [ç.n.]

**Kevin Lynch (1918-1984) yetkin bir Amerikan şehir plancısı ve yazarıydı. Lynch, bireylerin kentsel peyzajı nasıl algıladıkları ve yönlendirdikleri üzerine yapılan ampirik araştırmalarla şehir planlama alanına önemli katkılarda bulundu. 1990’da kalıcı DNA yapılarının arasındaki basit bir benzerlik ölçüsünü tanımladı. Bu, iki parmak izinin ortak olduğu bant sayısının 2 katıdır ve iki genotipin sahip olduğu toplam bant sayısına bölünür. ‘Linç.mesafesi’, benzersiz alellerin vektörleri şeklinde iki genotip verildiğinde, farklılık şu şekilde hesaplanır: 1 – (ortak alel sayısı)/(genotip başına ortalama alel sayısı). [ç.n.]

Yazarın Dipnotu 1- Neden rüyalarımızın gerçek olduğunu kabul ettiğimize dair nörolojik bir açıklama, dorsolateral prefrontal korteksimizin (DLPFC) rüya sırasında (nispeten) devre dışı bırakılmasıdır. Beynin bu bölümü, kısmen dünyadaki gariplikleri tespit etmek için kullanılır. Bu teori, DLPFC’nin gerçek benzeri rüya sırasında daha aktif olması sebebiyle desteklenir; bu, bir rüyada olmanın farkındalığı ile karakterize edilir.

(Çeviren: Tarkan Tufan)

Kaynak: Gazeteduvar.com.tr, https://nautil.us/blog/weird- dreams-train-our-brains-to-be- better-learners


Devamını Oku

Filler insanlıktan korunmak için mutasyon geçirdi: Artık dişsiz doğuyorlar

Filler insanlıktan korunmak için mutasyon geçirdi: Artık dişsiz doğuyorlar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Araştırmacılar, Mozambik’teki Gorongosa milli parkındaki dişi fillerin neden dişleri olmadan doğduklarını araştırdı ve hayvanların kaçak avlanmaya karşı mutasyon geliştirdiğini keşfetti. 

DUVAR – Mozambik’te doğan Afrika fillerinin neden dişsiz doğduğuna ilişkin araştırma yapan bilim insanları sonuçları açıkladı.

Popüsyonunun yüzde 90’ını kaçak fildişi avcılığı nedeniyle kaybeden hayvanların, insanlardan korunmak amacıyla genetik bir mutasyon geçirdiği ortaya çıktı.

Uzmanlar, insanların vahşi hayvanların “anatomisini tam anlamıyla değiştirdiğini” belirterek, koruma çabalarının önemine dikkat çekti.

NTV’nin Science dergisinden aktardığı araştırmaya göre, dişsizliğe neden olan ve daha önce nadir görülen bir genetik mutasyon, fildişi kaçakçılığı nedeniyle avlanan Afrika fili gruplarında çok yaygın bir şekilde görülmeye başlandı.

FİLDİŞİ AVCILIĞINA KARŞI MUTASYON

Araştırmacılar, Mozambik’teki Gorongosa milli parkındaki dişi fillerin neden dişleri olmadan doğduklarını araştırdı ve hayvanların kaçak avlanmaya karşı mutasyon geliştirdiğini keşfetti. 

FİL NÜFUSUNUN YÜZDE 90’I KATLEDİLDİ

Bununla birlikte, Mozambik’te 1977 -1992 yılları arasında süren iç çatışma esnasında orduya gelir elde etmek amacıyla fil nüfusunun yüzde 90’ını fildişi ticareti amacıyla katledildi. Dişleri olmayan hayvanlara ise dokunulmadı. Bu durum ise dişi fillerin  dişsiz olma özelliğinin yavrularına aktarma olasılıklarının artmasına neden oldu.

Birkaç nesil sonra, bu durumun etkileri milli parkta yaşayan yaklaşık 700 fil grubu üzerinde hala görülebiliyor. Çalışmayı yöneten Princeton Üniversitesi ekoloji ve evrimsel biyoloji bölümünden Robert Pringle, bunun insan müdahalesinin doğaya etkisini gösterdiğini söyledi:

“Bu çalışmanın gösterdiğini düşündüğüm şey, bunun sadece rakamlardan daha fazlası olduğu. İnsanlık, kelimenin tam anlamıyla hayvanların anatomisini değiştiriyor.”

Pringle, Gorongosa milli parkının, bu anormalliğe neden olanın tarihsel kaçak avcılık olduğundan şüphelenen araştırmacıların her zaman olduğunu, ancak kesin nedeninin şimdiye kadar bilinmediğini söyledi.

Kaynak: Gazeteduvar.com.tr


Devamını Oku

MERSİN BÜYÜKŞEHİR’İN KÜÇÜKBAŞ HAYVAN VE YEM DAĞITIMI SÜRÜYOR

MERSİN BÜYÜKŞEHİR’İN KÜÇÜKBAŞ HAYVAN VE YEM DAĞITIMI SÜRÜYOR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in öncülüğünde, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen ‘Hadi Gel Köyümüze Destek Verelim’ projesi kapsamında Mut’ta yapılan dağıtımda, 4 üreticiye toplamda 100 adet küçükbaş hayvan ve 4’er ton yem desteği verildi. Üreticilere verilen 100 hayvanın 90 tanesi, daha önce destek verilen üreticilerden temin edildi.

Kadın çiftçilerin başvurularının pozitif ayrımcılık yapılarak değerlendirildiği proje kapsamında, Veteriner Hekimler Odası tarafından da 1 yıl süresince ücretsiz aşı ve bakım desteği sağlanıyor.

Dağıtım törenine CHP Mersin Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Selahattin Arslan, Büyükşehir Belediyesi Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı Mut Şube Müdürü Ferruh Baş, Tarımsal Hizmetler Dairesi Bitkisel Materyal Şube Müdürü Ali Nuri Zeka ve çiftçiler katıldı.

Dağıtılan hayvanların % 90’ı daha önce destek verilen üreticilerden temin edildi

Mersin Büyükşehir Belediyesi Mut Koordinasyon Merkezi önünde gerçekleştirilen teslim töreninde, 4 üreticiye toplam 100 adet keçi ve 4’er ton yem desteği verildi. Dağıtımı gerçekleştirilen keçilerin 90 tanesinin, projeden geçtiğimiz yıllarda faydalanan üreticilerden temin edildiğini belirten Tarımsal Hizmetler Dairesi personellerinden Ziraat Mühendisi Dr. Dilek Tüney Bebek, projenin tüm ilçelerde başarı ile devam ettiğini söyledi.

Proje kapsamında Mut’ta 4 yetiştiriciye 24 dişi 1 erkek olmak üzere 25’er adet keçi teslim ettiklerini ifade eden Bebek, “Bu yıl toplamda 1500 adet dağıtımı yapılan keçilerimizin 527 tanesini, kendi damızlıklarımızdan ürettik. Çamlıyayla’dan Anamur’a kadar, kırsalda ikamet eden, hayvancılık yapan, dar gelirli vatandaşlarımıza küçükbaş hayvan desteği sağlıyoruz” dedi.

Selahattin Arslan: “Büyükşehir sayesinde köylülerimiz yeniden üretime yöneldi”

Projenin sadece Mut’a değil, ülke ekonomisine de ciddi katkı sağlayacağına inandığını belirten Mersin Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Selahattin Arslan ise “Bundan 100 yıl önce, ilçede yaşayanların tamamının ekonomisi keçi üzerineydi. Ama o yıllardan bugüne, insanlar bu kültürden ve bu üretimden uzaklaştılar. Şimdi Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer’in öncülüğünde köylülerimiz, insanlarımız yeniden üretime yönlendirildi. Her aileye 25 keçi ve yem desteği veriliyor. Dolayısıyla hem istihdam yaratmak, hem hayvancılığı geliştirmek, hem de ülke ekonomisine katkı sunmak adına müthiş bir proje. Bu konuda, özellikle kırsal kesimdeki insanlar son derece mutlu” ifadelerini kullandı.

“Bu destekler aile bütçemize önemli katkı sağlayacak”

Projeden faydalanan çiftçilerden Nuri Ekti, yapılan desteğin aile ekonomilerine ciddi anlamda katkı sağlayacağını belirterek, “Çok güzel bir proje. Devamını bekliyoruz. Yem desteğinde de bulunuldu. Biz bu hayvanları çoğaltacağız. Sütünden, peynirinden ekonomimize büyük bir katkı olacak” dedi.

Çocuklarını hayvancılıktan sağladığı gelirle yetiştirdiğini söyleyen Halime Şimşek isimli üretici, “Çok sevinçliyiz. Zaten küçükbaş hayvanımız vardı, artık bunları da yetiştireceğiz. Çocuklarımızı hayvancılıkla büyütüyoruz. Peynir, yoğurt yapıyor ve satıyoruz. Kendimiz de tüketiyoruz. Köyde duyduk, yazıldık, şansımızı deneyelim dedik, çıktı” diye konuştu.

Projeyi köy muhtarlığından duyduktan sonra başvurduklarını söyleyen Nergiz Yaprak isimli 5 çocuk annesi çiftçi ise, “5 çocuğum var. Muhtarlıktan duyduk, başvurduk, çıktı. Koyuncuyuz zaten. Yoğurdu, çökeleği, tereyağı, peyniri üretip geçimimizi sağlayacağız. Onlar da olmasa, köy yerinde geçinmek çok zor” şeklinde konuştu.

Devamını Oku

Blue Origin ticari bir uzay istasyonu kurmayı planlıyor

Blue Origin ticari bir uzay istasyonu kurmayı planlıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Jeff Bezos’un sahibi olduğu uzay turizmi şirketi Blue Origin ticari bir uzay istasyonu kurmayı planlıyor. Blue Origin, istasyonun inşasında Sierra Space ve Boeing şirketleriyle işbirliği yapacak.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, istasyonun “birden fazla amaca hizmet edebilecek bir iş merkezi” olarak düşünüldüğü ve içinde aynı anda 10 kişinin yaşayabileceği belirtildi. Blue Origin, istasyonun inşasında Sierra Space ve Boeing şirketleriyle işbirliği yapacak. Yaklaşık 3 bin metrekare alana sahip olacak istasyonda yerçekimsiz ortam film çekimleri ve son teknolojileri gerektiren araştırmalar yapılması hedefleniyor.

Basın toplantısında konuşan Sierra Space ve Blue Origin temsilcileri, istasyonun maliyetinin ne kadar olacağına dair soruları yanıtsız bıraktı. Fakat proje Bezos’tan sağlam bir destek almış gibi gözüküyor.

Bezos, Blue Origin’e yılda 1 milyar dolar kaynak sağlayacağını açıklamıştı. Amerikan Ulusal Uzay ve Havacılık Dairesi’nin (NASA) 20 yaşındaki Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (ISS) yenisini inşa etme planını ilan ettiği bir dönemde ortaya çıktı.

ISS’in 2030 yılına kadar bütçesi bulunsa da istasyonun büyük bir tamirata ihtiyacı var. Rus yetkililer, istasyondaki çağ dışı kalmış teknolojilerin bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu ve 2025’ten sonra ISS’ten çekilebileceklerini söylemişti. Buna yanıt olarak NASA bu yıl yeni bir uzay istasyonu inşası için 400 milyon dolarlık ihaleye çıkmıştı. Bu hafta Lockheed Martin, Nanoracks ve Voyager Space şirketleri de 2027’ye kadar alçak yörüngede bir uzay istasyonu inşa etmek için birlikte çalışacaklarını duyurmuştu.

Blue Origin için bu yıl her şey iyi gitmedi. Şirket Jeff Bezos ve Star Trek aktörü William Shatner’ı uzaya göndererek dikkatleri üzerine çekmeyi başarsa da iş yerinde cinsel istismar ve güvenlik uyarılarını ciddiye almama gibi suçlamalarla da karşılaştı. Geçen ay da NASA’nın 2,9 milyar dolarlık bir ihalesini, bu alandaki en büyük rakiplerinden biri olan Elon Musk’ın Space X şirketine kaptırmıştı. (BBC Türkçe)

Kaynak: BBC Türkçe, Gazeteduvar.com.tr


Devamını Oku

Gençlik Araştırması: Üç gençten biri sandığa gitmeyebilir

Gençlik Araştırması: Üç gençten biri sandığa gitmeyebilir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yeni bir gençlik araştırmasına göre, Türkiye’de gençler gündemi Instagram’dan takip ediyor.

Dindar gençler tarikatlara güven duymazken, gençlik arasında en güvenilir kurumlar Türk Silahlı Kuvvetleri ve sivil toplum olarak ön plana çıkıyor.

İstanbul Ekonomi Araştırma tarafından Friedrich Naumann Vakfı’nın desteğiyle hazırlanan ‘Türkiye’nin Geleceğine Genç Bakış’ raporuna katılan gençlerin yüzde 36’sı için ‘geçim sıkıntısı’ günlük hayatlarının bir parçası. 18-30 yaş arası gençler arasında en yaygın hedeflerden biri, kendi işini kurmak. ‘Gelecekte daha iyi bir toplumda yaşamak adına’ göç etmeyi düşünenlerin oranı yüzde 61 iken ‘kişisel gelişim ve yatırım’ı önceleyenlerin oranı yüzde 81.

DW Türkçe’den Burcu Karakaş’ın aktardığı araştırmaya göre işsizlik ve finansal güvenlik aile ilişkilerine de doğrudan etki ediyor. Aile içi gerginlikle en az karşılaşanların çalışanlar veya iş aramaktan ümidini kesmiş olanlar olduğunun belirtildiği raporda, “Devam etmekte olan beklentiler, geçim sıkıntısı, sosyal güvencesizlik aile içi gerginliği artıran unsurlar diyebiliriz” ifadesi kullanıldı.

Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 22’si, kendini siyasi partilere yakın hissetmiyor ve seçimlerin işlevselliğine inanmıyor. 18-30 yaş arası seçmen arasında bu pazar seçim olması halinde kararsız olacağını dile getirenlerin oranı yüzde 19’ken, oy kullanmamakta karar kılmış olanların oranı yüzde 14.

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki, bu sonuçlardan yola çıkarak “Her üç gençten biri önümüzdeki seçimlere katılmayabilir” tahmininde bulundu.

Eğitim seviyesi düştükçe TikTok’dan gündem takibi artıyor

Politika ve gündem hakkında bilgi sahibi olmak isteyen gençlerin en fazla hangi mecrada zaman harcadığı sorusuna verilen yanıtlar, raporun çarpıcı sonuçlarından birini oluşturuyor. Gençler gündem takibi için sırasıyla Instagram, WhatsApp, Twitter ve Youtube’da en çok zaman harcıyor.

Rapora göre Instagram tüm eğitim seviyesi gruplarında genel olarak en çok kullanılan sosyal medya platformu. Eğitim seviyesi düştükçe TikTok üzerinden politika ve gündem takibi artarken Youtube kullanımı azalıyor. Sonuçlara göre, gençlerin gündem takibi için en az zaman harcadığı mecra ise gazeteler. 

Gençlerin uluslarası alanda işbirliğine bakışı da araştırma sonuçları arasında. Araştırmaya katılan 18-30 yaş arası gençlerin çoğu yakın gelecekte ABD-NATO ve Avrupa Birliği ile işbirliğine olumlu, büyük çoğunluk ise Ortadoğu, Rusya ve Çin’le işbirliğine olumsuz bakıyor.

Dindar gençlerin yüzde 72’si tarikatlara güven duymuyor

Bir diğer sonuç ise güven duyulan kurumlara ait.

Rapora göre, gençler siyasi partileri ‘anlamını yitirme seviyesinde’ güvenilmez buluyor. Siyasete ve siyasetçilere büyük oranda güvenilmezken en güvenilir kurumlar Türk Silahlı Kuvvetleri ve sivil toplum olarak ön plana çıkıyor. Kurumlara güven konusunda bankalar, orta sıralarda yer alıyor.

İstanbul Ekonomi Araştırma Genel Müdürü Can Selçuki, bu sonuca asker-sivil çelişkisi yerine ‘en güvenilir kurumlar silah ve insan gücü bulunduran kurumlar’ açısından bakılırsa daha anlamlı olacağı kanaatinde.

Kendilerini ‘oldukça dindar’ olarak tanımlayan gençlerin yüzde 72’si tarikatlara güven duymuyor. Diğer yandan oldukça dindar olan genç katılımcıların yüzde 31’i Diyanet İşleri Başkanlığı’na ‘çok güveniyor.’

Raporda, bu durumla ilgili şu tespit yer aldı: “Kendilerini oldukça dindar olarak tanımlayan gençler Diyanet’e güven konusunda kendi içlerinde gruplaşmış durumda. Bir grup hiç güvenmezken, bir grup kararsız, bir grup da çok güveniyor. Bu üç grup arasındaki oranlar birbirine çok yakın ama Diyanet’e hiç güvenmeyenler çoğunlukta.”

Dindarlık seviyesi azaldıkça otoriter tercihi azalıyor

Gençler arasında demokrasi talebi ‘oldukça güçlü.’ Yüzde 66’sının katılımcı demokrasiyi tercih etmesi nedeniyle mevcut başkanlık sisteminin Türkiye’nin gelecek vizyonu olmadığını gösterdiği, araştırma tespitlerinden bir diğeri.

Araştırmaya katılan gençlerin “Cumhurbaşkanlığı yetkili otoriteler tarafından daha sıkı bir şekilde denetlenmelidir” seçeneğine yüzde 37’si ‘katılıyorum’ yanıtını verirken yüzde 31’i ‘kesinlikle katılıyorum’ dedi.

AKP’ye destek veren gençlerin yüzde 65’i de “Cumhurbaşkanlığı yetkili otoriteler tarafından daha sıkı bir şekilde denetlenmelidir” görüşünü dile getirdi.

Rapor, dindarlık seviyesinin azalmasıyla güçlü ve otoriter liderlik tercih edenlerin oranının hızla azaldığını da ortaya koyuyor. 

Gençler eşcinsel evliliği ve göçmen karşıtı

Raporda, toplumsal cinsiyet konusuna bakış hakkında da tespitler var. Farklı cinsel yönelime sahip olmanın doğal bir durum olduğunu kabul edenlerin oranı yüzde 52 olsa da LGBTİ+’ların evlenme hakkına karşı olanlar yüzde 62. Eşcinsel evliliklerini destekleyenlerin oranı ise yüzde 30’larda kalıyor. Kadınlar açısından da durum parlak değil. Her dört genç kadından biri, Türkiye’de kadın olması sebebiyle hiçbir zaman güvende hissetmiyor. 

Suriyeli mülteciler konusu da araştırmaya katılan gençlere sorulan sorular arasında yer alıyor. Güvenlik güçlerinin Suriyeli göçmenlere karşı daha sert tavır almasını onaylayanların oranı, yüzde 61.

Raporda, şu tespite yer verildi: “Dindar olup olmamaktan bağımsız olarak, çoğunluk Suriyelilerin topluma olumlu katkısı olmadığı görüşünde. Geçim sıkıntısı arttıkça güvenlik güçlerinin Suriyelilere karşı sert tavır göstermesini onaylayanların oranı da artıyor. Eğitim seviyesi yükseldikçe Suriyelilerin topluma olumlu katkı yaptığını düşünenlerin oranı azalıyor.”

Araştırmada 18-30 yaş grubuna mensup 3 bin kişiyle görüşüldü

Kaynak: Deutsch Welle Türkçe, Diken.com.tr


Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.