Elif Ekin Saltık
ekinsaltik@gmail.com
Diyarbakır sokaklarında bugünlerde ne çözüm sürecinin heyecanı ne de beklentinin umudu var. Kentin dar küçelerinde, esnaf dükkanlarında konuşulan gündem tek: Bölgesel bir savaşın eşiğinde Kürtlerin artık ‘figüran’ olmayacağı…
Diyarbakır’da hava bugünlerde sadece mevsim normalleriyle değil, siyasetin ağır belirsizliği nedeniyle de puslu. Şehrin sokaklarında dolaşırken “yeni süreç” tartışmalarının yerini, sınırın ötesinden gelen patlama seslerine ve derin bir güvensizliğe bıraktığını görmek zor değil. İnsanlar artık süreci konuşurken heyecanlanmıyor; aksine, bir öfke patlamasıyla sözü kesip “Bizi oyalıyorlar” diyerek yüzünü televizyondaki ABD ve İsrail’in İran’a saldırı haberlerine dönüyor.
Sokaktaki genel kanı, iktidarın sıkıştığı her noktada çözüm kartını bir can simidi gibi kullandığı yönünde. Konuştuğumuz bir yurttaş, Kürtlerin bölgesel denklemdeki yerini şu sözlerle özetliyor: “Kürtler artık Amerika’nın ya da büyük güçlerin kandıracağı bir millet değil. Hem diplomasiyi biliyoruz hem savaşçıyız. Bizi bu yüzden önemsiyorlar ama kimse kusura bakmasın, Kürtler artık aptal değil.”
2013-2015 sürecinin “buharlaşmasını” unutmayan Diyarbakırlılar için Erdoğan’ın adımları güven testinden geçemiyor. “Bütün adımlar Kürtlerden geldi, Öcalan ve PKK sadık kaldı ama karşı tarafta sadece kulak tıkayan bir yapı var” diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok.
Kürt siyasi hareketi içinden bir avukatın deyimiyle, süreç şu an tam anlamıyla beklemede yani buzdolabında. Bahçeli’nin “Ağırdan alalım” minvalindeki çıkışları, Diyarbakır’da zaten gitmeyen bir arabaya fren yaptırmak gibi algılanıyor.
Ancak bu dönemde dikkat çeken bir başka ayrıntı ise geçmişte pek rastlanmayan bir durum: Abdullah Öcalan’a yönelik taktiksel eleştiriler. Söz ettiğimiz açık ve yaygın bir tepki değil. Ama bazı örgütlü ya da örgütsüz kesimler, sürecin bu ‘tıkanma’ durumuna gelmesinde Öcalan’ın bazı taktiksel hamlelerinin etkisinin olabileceğini bugün daha yüksek sesle tartışıyor. Bu, Diyarbakır siyaset sosyolojisi açısından yeni ve not edilmesi gereken bir nokta.
40’lı yaşlarında bir esnaf olan Gülhan, CHP’nin yeni liderliğinin Kürt sorununa bakışını Kılıçdaroğlu veya Baykal döneminden daha ileri bulsa da bir şerhi var: “Erdoğan bu işin ustası. O, Kürt halkını kontrol etmek için iki kapıyı kullanıyor: Önce din, sonra Öcalan. CHP bu iki anahtarı da kullanamaz. Ama CHP de biliyor ki Kürtler olmadan demokratikleşme olmaz. Mesele sadece oy devşirmek değil, bir ittifak kurabilmek.”
Gülhan’ın “Kürt halkı Öcalan konusunda bazen bu yemlemeye düşüyor” sözleri sokaktaki duygusal bağ ile siyasi realizm arasındaki o ince çizgiyi de gözler önüne seriyor.
Diyarbakırlı avukatla sohbetimiz derinleştikçe konu 100 yıl öncesine, Şeyh Ubeydullah Nehri isyanına kadar uzanıyor. İran’ın o dönemden bu yana Kürtler için ne anlam ifade ettiği tartışılıyor. Ona göre eğer Kürtler bugün İran’daki denklemde aktif bir rol alsaydı, bu bir kar topu etkisi yaratıp tüm bölgeyi sarsabilirdi.
Ancak bugün Diyarbakır sokaklarında ne tarihte kalmış hesaplaşmalar ne de saf bir macera arayışı var. Var olan tek şey, hasta mahpusların bırakılmasını bekleyenlerin hüznü, kayyımların geri çekilmesi lafını duyanların yüzündeki manidar gülümseme ve “Bizi bu sefer kandıramayacaksınız” diyen bir halkın hafızası.
Diyarbakır bugün Saray rejiminin oyalama hamlelerine sırtını dönmüş, yüzünü bölgeyi yeniden şekillendiren büyük savaşa çevirmiş durumda.
YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026