“Yazmak, kendini iyileştirmek gibi” der bir röportajında. İkinci Yeni’nin önemli temsilcilerinden. Hep zamana kafa tutan ve kendi yolunu çizenler arasında “zarif’çe çizdiği” şiir dolu yaşamı…
7 Haziran 1987 tarihinde, 47 yaşındayken henüz, aramızdan ayrılan ince sızıların şairi…
Cahit Zarifoğlu…
Türk edebiyatında özellikle “Yedi Güzel Adam” şiiri ve aynı adı taşıyan edebi çevresiyle tanınan; şiir, roman, öykü, deneme ve çocuk edebiyatı türlerinde eserler veren; eserlerinde bireysel iç dünya ile inanç temaları bir arada yer alan; çocuk edebiyatı alanındaki metinlerinde, “poetik çocuk dili” olarak tanımlanan ve hem çocuklara hem de yetişkinlerin çocukluk algılarına seslenen bir anlatım biçimini benimseyen Cahit Zarifoğlu hani…
*****
1 Temmuz 1940 tarihinde, Ankara’da doğdu. Baba tarafından Kafkasyalı… Kendisiyle yapılan röportajlarda; atalarının üç kardeş olarak Kahramanmaraş’a gelip yerleştiklerini ve soylarının “Zarif” adlı kardeşten geldiğini ifade eder Cahit Zarifoğlu…
Babası, hâkim olarak görev yapan Niyazi Bey; annesi ise Maraşlı Evliyazadeler ailesine mensup Şerife Hanım… Okuma yazmayı, resim yapmayı ve Kur’an okumayı ilkokula başlamadan önce annesi, anneannesi ve mahalle hocalarından öğrenir.
İlkokula Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde başlar. 1951 yılında Kahramanmaraş’ta ilkokul eğitimini tamamlar. Babasının görevleri dolayısıyla çocukluğunu Silvan, Baykan, Siirt, Siverek ve Kızılcahamam gibi farklı şehirlerde geçirir.
Lise son sınıfta, uçma tutkusunun etkisiyle Eskişehir’de Türk Hava Kurumu’nun uçuş kurslarına gizlice katılır.] Bu eğitim sonunda Millî Model Uçak B Sertifikası almaya hak kazanır. Jet pilotu olmayı hedefleyen Zarifoğlu, sağlık sorunları nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremez.
Henüz öğrenciyken kısa bir süre Kahramanmaraş’ta vekil öğretmenlik yaptıktan sonra yerel bir gazetede çalışmaya başlar. Lise yıllarında Rasim Özdenören, Alâeddin Özdenören, Erdem Bayazıt ve Mehmet Akif İnan gibi; ileride önemli edebî kimlikler kazanacak isimlerle arkadaşlıklar kurar. Bu arkadaş grubu daha sonra “Yedi Güzel Adam” olarak anılır ve Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri etrafında bir edebi anlayış geliştirerek Türk edebiyatına önemli katkılar sunarlar.
1956-1959 yılları arasında Yenilik, Yeni Ufuklar, Seçilmiş Hikâyeler, Türk Sanatı, Varlık, Yeditepe, Dost ve Pazar Postası gibi dönemin önde gelen edebiyat dergilerinde yazıları yayımlanır. Aynı dönemde, Maraş’ın Sesi gazetesinde sanat yazıları ve eleştiriler kaleme alır.
*****
Cahit Zarifoğlu, üniversite yıllarında, Rainer Maria Rilke’den henüz haberdar değilken; şiirden anlayan birkaç arkadaşının onun gibi yazdığını söylemeleri üzerine, bitirme tezi olarak Rilke’nin tek romanı olan “Malte Laurids Brigge’nin Notları”nı inceler. İnceler de derinleşir yazıları ve şiirleri.
Kimileri dert, gam, keder, acı diyor ya; yazmaya etken… “Yazmak, kendini iyileştirmek” diyen Zarifoğlu gibi, yazma sanatı da başlı başına; birilerinden, bir şeyden etkilenme ve kendine özgün bir şekilde yazma eylemine dönüştürme değil mi zaten?
1962’de hiç tanımadığı ama şiirlerini çok beğendiği, o yıllarda Paris’te bulunan Cemal Süreya’ya bir mektup yazar: İstanbul’a döndüğünüzde sizinle ev tutup birlikte oturabilir miyiz?
Böyle de sevdalıdır şiire, şaire. 1970’lerden sonra tasavvuf ile ilgilenir. Bu özelliğini şiirlerinde rahatça hissedebilirsiniz. Değişik dönemlerde ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği de yapan Cahit Zarifoğlu, benim aynı zamanda 30 yıl hizmet ettiğim kurumdaşım. 1976’da TRT’ye girer ve yıllarca “Mütercim Spiker” olarak görev yapar.
Şiir dışında farklı ve ilginç ilgi alanlarından da bahsetmek gerekirse; tüm Avrupa’yı otostopla dolaşmıştır mesela. Demiştim ya hava araçlarına ve uçmaya ilgisine; planörle uçmuş, motorsuz uçak kullanmış, bir kulüpte güreşmiştir.
Cahit Zarifoğlu öyle de ilginç bir kişiliktir. Şair Enis Batur; Cahit Zarifoğlu’nu, bir gün keşfedilecek özel bir adaya benzetir. Şair Enis Batur’un bunu söylediği yıllarda sanırım henüz keşfedilmeyen bir yetenekti Cahit Zarifoğlu. Ama bilenler bilir: Cahit Zarifoğlu; dört yanı şiirle çevrili kocaaaaa bir ada, kocaman bir şairdir.
Selim İleri, Zarifoğlu’nun şiirini şöyle tanımlar: Kamplaşma havasında kendine yer bulamayacak bu ince şiir, kapalı ama mutlaka sanatkârca düzyazı, kendine özgü değerleri daima korurdu.
*****
Cahit Zarifoğlu’nun zarif’liğini, o zarif yüreğini ve kalemini birazcık daha anlayabilmek için dilerseniz 1980 yılında Akabe Yayınları’ndan çıkan, yazarın 1960’lardan 1980’lere kadar tuttuğu günlüklerden, Anadolu gözlemlerinden ve Avrupa seyahatlerindeki anılarından oluşan “Yaşamak” adlı kitabından birkaç satır anekdot aktarmak isterim size:
“(…) Bazen Yüce Sanatçı’nın yeşile boyadığı bir dağ, maviye boyadığı bir deniz, rengarenk yarattığı bir kuş; aslı bulunmaz bir şiir olur, ruhumuzdan okunur. Şiir sadece yazılan şeylerden mi ibarettir? Çocuk gülümsemesi şiir değil mi? Bir safta durmuş, Yaratıcı’sına secde eden her kesimin olduğu bir topluluk şiir değil mi? Aruza, heceye ne gerek var? Ruha dokunan her şeye şiir desek ya… Anne, babanın evlada duası da şiir sayılsın!”
Zarif şairimiz küçükken yalnız kaldığı bir mahalle kavgasında yediği dayağa değer bir ders çıkarmış. Ve almış bunu kitabına yansıtmış: “İnandığı harekette, yanındakilerin kararlılığını kritik anlarda anlamaktan Allah’a sığın! Ne güzel bir çıkarım ve ne güzel bir dua. Çıktığınız yol kadar kiminle çıktığınız da önemlidir. Bu yüzden büyüklerimiz demiş ki; evvel refik, badel tarik: Yani önce yoldaş sonra yol… Yanlış yoldaşlarla çıktığınız yol, bir dayaktan daha fazlasına sebep olabilir. İlla tecrübe etmeyin, hazır edinilmiş tecrübeden de faydalanabilirsiniz.”
“Bir kalbiniz vardır, onu tanıyınız…”
Ne güzel ifadeler, yürekten parmak uçlarına yansıyan ne etkileyici kelamlar değil mi dostlar?
*****
Pankreas kanseri nedeniyle, henüz 47 yaşındayken, 7 Haziran 1987’de İstanbul’da vefat eder şair. Ve vefat etmeden birkaç saat önce, sanırım bir ara arafa çıktığında, yazdığı son şiirini aktarmak isterim sizlere: Şiirin adı: Ölüm…
“Ölüm başucumda!
Bir melek elini uzatıyor bana…
Yapayalnız bir yolculuk.
Ruhların beklediği bir yer var orada…
Bir sığırgözü gibi bakıyor bana ölüm!
Neden örtülerin altındasın?
Hadi çık görün…
Zaman yol alıyor.
O saat, ahh o saat!
Kim bilir nerede konaklar?
Şatom kararıyor,
Ay ışığında mezar…
Lambayı yak anne!
Üşüdü parmaklarım!
Gidiyoruz azaaar azar…”
İlginç değil mi? Nedir bu bilmem? Şairlerin; son anlarında, son ânını bile yazdıran bu durum? Sahi, şairlere görünür mü ölüm?
Anısına, Türk şiirine katkısına, muhteşem üretimlerine saygıyla…

BAHA AKINER
GÜNDEM
3 gün önceGÜNDEM
6 gün önceGENEL
6 gün önceDÜNYA
6 gün önceUNCATEGORİZED
9 gün önceGENEL
10 gün önceYEREL-
13 gün önce
1
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4123 kez okundu
2
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2916 kez okundu
3
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2607 kez okundu
4
ANILARLA YAŞAMAK
2529 kez okundu
5
Söz Ver, Ama Tut: Gençlere ve İş Dünyasına Notlar
2462 kez okundu