NATO İçin Açılan Meydan, Millete Kapatılan Meydan!
Bir Devletin Gücü, Bariyerlerde Değil; Milletine Duyduğu Güvendedir
Ankara bugün sıradan bir başkent değil.
Adeta olağanüstü güvenlik tedbirleri altında bir diplomasi karargâhına dönüşmüş durumda.
Caddeler kapalı…
Meydanlar bariyerlerle çevrili…
Bazı toplantı ve gösterilere kısıtlama kararları alınmış…
Gerekçe açık:
NATO Zirvesi ve dünya liderlerinin güvenliği.
Elbette devlet, uluslararası bir zirvede gerekli güvenlik tedbirlerini almak zorundadır.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak asıl mesele güvenlik önlemlerinin kendisi değil; güvenlik ile özgürlük, devlet otoritesi ile demokratik haklar arasındaki dengenin nasıl kurulduğudur.
Sorulması gereken soru şudur:
Devlet, yabancı devlet başkanlarını korurken kendi vatandaşının temel hak ve özgürlüklerini de aynı hassasiyetle koruyor mu?
Demokrasi; yalnızca yabancı konuklara sergilenen kusursuz bir protokol müdür, yoksa vatandaşın korkmadan konuşabildiği, eleştirebildiği ve düşüncesini özgürce ifade edebildiği bir hukuk düzeni midir?
Tam da bu atmosferde Türkiye, başka bir tartışmanın içine sürükleniyor.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ders kitaplarında “Kurtuluş Savaşı” yerine “Millî Mücadele” kavramının kullanılmasına ilişkin açıklamaları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bakanlık bunun terminolojik bir tercih olduğunu ifade ederken, eleştiriler bunun Cumhuriyet’in kuruluş anlatısına ilişkin sembolik bir değişim olarak algılanabileceğini dile getiriyor.
Çünkü mesele yalnızca iki kelimeden ibaret değildir.
Mesele, milletin ortak hafızasıdır.
Kurtuluş Savaşı; işgale karşı direnişin, bağımsızlığın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunun adıdır.
Bu nedenle tarih anlatısındaki her değişiklik, doğal olarak sorgulanır ve tartışılır.
Bir tarafta NATO için alınan olağanüstü güvenlik tedbirleri…
Diğer tarafta Cumhuriyet’in kuruluş hafızasına ilişkin tartışmalar…
İşte tam da bu noktada şu soru önem kazanıyor:
Türkiye, dış politikada güçlü görünmeye çalışırken içeride hukuk devletini, demokratik standartlarını ve ortak tarih bilincini aynı kararlılıkla koruyabiliyor mu?
Çünkü gerçek güç, yalnızca uluslararası zirvelere ev sahipliği yapmak değildir.
Gerçek güç; vatandaşına güvenen, hukukun üstünlüğünü esas alan, eleştiriyi tehdit olarak değil demokrasinin gereği olarak gören ve tarihine sahip çıkan bir devlet olabilmektir.
Devletleri ayakta tutan yalnızca askerî ittifaklar değildir.
Devletleri güçlü kılan; milletin güveni, hukukun üstünlüğü, adalet ve ortak tarih şuurudur.
Unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
Kurtuluş Savaşı olmasaydı, bugün Türkiye Cumhuriyeti de olmazdı.
Bu devlet, işgale boyun eğmeyen bir milletin, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde verdiği bağımsızlık mücadelesinin eseridir.
Cumhuriyet bir lütuf değil, büyük bedeller ödenerek kazanılmış bir egemenliktir.
Bugün NATO vardır…
Yarın başka ittifaklar olur…
Bugün iktidarlar vardır…
Yarın değişir…
Bugün siyasi tartışmalar vardır…
Yarın unutulur…
Ama değişmeyecek tek hakikat şudur:
Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu Kurtuluş Savaşı’dır.
O tapunun mührü ise Cumhuriyet’tir.
Bu millet bağımsızlığını diplomasi masalarında değil; Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da ve Büyük Taarruz’da yazdığı destanla kazandı.
Bugün meydanlara bariyer koyabilirsiniz…
Yolları kapatabilirsiniz…
Sesleri kısmaya çalışabilirsiniz…
Fakat bir milletin hafızasına zincir vuramazsınız.
Çünkü tarih, günü kurtaranları değil; milletine, Cumhuriyetine ve bağımsızlığına sahip çıkanları yazar.
Ve unutulmamalıdır:
Türkiye Cumhuriyeti NATO ile kurulmadı.
Türkiye Cumhuriyeti, Kurtuluş Savaşı’nın küllerinden doğdu.
İttifaklar değişir…
Dünya dengeleri değişir…
İktidarlar değişir…
Ancak bu milletin bağımsızlık iradesi değişmez.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin harcı Washington’da, Brüksel’de ya da herhangi bir uluslararası zirvede değil; Çanakkale’nin siperlerinde, Sakarya’nın kıyılarında ve Dumlupınar’ın ateşinde yoğruldu.
Devletler ittifaklarla güç kazanabilir.
Fakat milletler; ancak tarihine, Cumhuriyetine ve kurucu değerlerine sahip çıktıkları sürece ayakta kalır.
Cumhuriyet, bu milletin emanetidir.
O emaneti koruyacak olan ne NATO’dur ne de başka bir güç merkezi…
O emanetin tek ve gerçek sahibi Türk milletidir.
Son söz şudur:
Bugün yollar kapanabilir…
Meydanlara bariyerler kurulabilir…
Güvenlik gerekçesiyle özgürlükler daraltılabilir…
Ama hiçbir güç, bir milletin hafızasına bariyer kuramaz.
Çünkü bu devletin temeli diplomasi salonlarında değil; Çanakkale’nin siperlerinde, Sakarya’nın kıyılarında, Dumlupınar’ın ateşinde ve milletin bağımsızlık iradesinde atılmıştır.
Tarih bize şunu öğretmiştir:
İttifaklar değişir…
Dünya dengeleri değişir…
İktidarlar değişir…
Ama Kurtuluş Savaşı’yla mühürlenmiş bir milletin bağımsızlık iradesi asla değişmez.
Türkiye Cumhuriyeti, NATO’nun gölgesinde değil; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı’nın zaferiyle doğmuştur.
Cumhuriyet, bir iktidarın değil; Türk milletinin ebedî eseridir.
Ve o eser, dün olduğu gibi bugün de yarın da Türk milletinin namus emanetidir.
MEHMET OK
UNCATEGORİZED
20 saat önceDÜNYA
20 gün önceMAGAZİN
20 gün önceGÜNDEM
20 gün önceDÜNYA
24 gün önceDÜNYA
25 gün önceGÜNDEM
26 gün önce
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4234 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4208 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4145 kez okundu
4
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2940 kez okundu
5
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2640 kez okundu