Çetin Gürel’in Ardından…
Mehmet Öğütçü
Bir insan öldüğünde bazen sadece bir hayat sona ermez.
Bir kurumun hafızası, bir şehrin sesi ve bir dönemin zarafeti de onunla birlikte sessizleşir.
Çetin Gürel’in vefat haberini aldığımda aklımdan ilk geçen buydu.
İzmir, yalnızca önemli bir gazetecisini değil; kendisini yıllardır sağduyuyla anlatan, ortak aklı besleyen ve farklı kesimleri aynı sayfada buluşturabilen nadir isimlerinden birini kaybetti. Türk basını ise ilkeli bir meslek insanına veda etti.
Ben ise uzun yıllardır saygıyla “Çetin Bey” diye hitap ettiğim değerli bir dostumu kaybettim.
Onu hiçbir zaman “Çetin” diye çağıramadım. Bunun nedeni aramızdaki mesafe değildi. Tam tersine, mütevazılığından doğan doğal bir saygınlıktı. Nezaketi, ölçülülüğü ve vakur duruşu, insanın ona hitap ederken bile daha özenli olmasını sağlardı.
İzmir’e Dönmeyi Seçen Gazeteci
Çetin Bey, Türk basınının en önemli dönüşüm dönemlerine tanıklık etmiş gazetecilerden biriydi. Ege Ekspres, Demokrat İzmir ve Yeni Asır’ın ardından Sabah Gazetesi’nin kuruluşunda üstlendiği görevler, onun yalnızca iyi bir gazeteci değil, aynı zamanda vizyon sahibi bir medya yöneticisi olduğunu da gösteriyordu.
Ancak bana göre hayatındaki en önemli tercih, İstanbul’da kalmak yerine İzmir’e dönmesiydi.
Gözlem Gazetesi’ni kurarken aslında sadece yeni bir gazete çıkarmıyordu.
Bir yayıncılık anlayışı inşa ediyordu.
Bağımsız…
İlkeli…
Sakin…
Kaliteli…
Her gün bağıran değil, düşündüren bir gazete…
Bugün Gözlem’in yazar kadrosuna baktığınızda, eski bakanlardan büyükelçilere, akademisyenlerden iş dünyasının önde gelen isimlerine, ekonomistlerden deneyimli gazetecilere kadar öylesine güçlü bir entelektüel birikim görürsünüz ki, esprili bir ifadeyle söylemek gerekirse, o kadroyla birkaç hükümet kurmak bile mümkündür.
Ana akım medyanın giderek sığlaştığı bir dönemde, bu kadar nitelikli ve farklı disiplinlerden gelen isimleri aynı çatı altında buluşturabilmek başlı başına bir başarıydı.
Bağımsızlığın Bedeli
Bugün geriye dönüp baktığımızda bunun ne kadar zor bir tercih olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Türkiye’de bağımsız gazetecilik çoğu zaman ödüllendirilen değil, bedeli ödenen bir iştir.
Siyasi iktidarlara yaslanmadan…
Muhalefetin sözcülüğüne soyunmadan…
Büyük sermaye gruplarının himayesine girmeden…
Bir gazeteyi onlarca yıl ayakta tutabilmek kolay değildir.
Çetin Bey bunu başardı.
Gözlem hiçbir zaman en büyük gazete olmadı.
Ama en güvenilen gazetelerden biri oldu.
İzmir iş dünyasının, üniversitelerin, sanayicilerin, meslek kuruluşlarının ve farklı siyasi görüşlerden insanların ortak buluşma noktası haline geldi. Zamanla etkisi İzmir’in de ötesine geçti; Türkiye’nin dört bir yanında, sağduyulu ve nitelikli yorum arayan geniş bir okur kitlesi edindi.
Hiç Unutamadığım Bir Telefon Konuşması
Çetin Bey’le ilgili hafızama kazınan bir anı, onun gazetecilik anlayışını tek başına anlatmaya yeter.
Bir dönem Gözlem Gazetesi’nin ekonomik olarak zor günler geçirdiğini duymuştum.
Kendisini aradım.
“Çetin Bey,” dedim, “Gözlem’in yaşamasını istiyorum. Müsaade ederseniz bir okur olarak gazeteye maddi katkıda bulunmak isterim.”
Hiç düşünmeden cevap verdi.
“Mehmet Bey, eğer bize gerçekten destek olmak istiyorsanız sakın para göndermeyin.”
Sonra da hayatım boyunca unutamayacağım şu cümleyi kurdu:
“Sizden başka bir ricam var. Her hafta bize o ufuk açıcı yazılarınızdan birini gönderin. Size bir köşe açalım. Sizi okuyanlar gazeteye sahip çıkar. O bize yeter.”
O gün kendisine söz verdim.
Aradan yıllar geçti.
Hâlâ her hafta Gözlem için yazıyorum.
Telefon kapandıktan sonra uzun süre düşündüm.
Aslında Çetin Bey bana sadece nazik bir teşekkür etmiyordu.
Gazeteciliğin özünü anlatıyordu.
Bir Gazetenin Gerçek Sermayesi
Gazetelerin gerçek sermayesi para değildir.
İtibardır.
Okurun güvenidir.
İnandırıcılıktır.
Bir gazete banka hesabındaki rakamlarla değil, okuyucusunun zihnindeki güvenle yaşar.
Belki de Gözlem’i otuz yılı aşkın süredir ayakta tutan asıl güç tam da buydu.
İnsanlar sadece gazeteye değil…
Çetin Bey’e…
Ve onun oluşturduğu editoryal kültüre güveniyordu.
Herkesle Konuşur, Kimsenin Adamı Olmazdı
Çetin Bey’in siyaset dünyasında da, iş çevrelerinde de çok geniş bir dost halkası vardı.
Farklı partilerden siyasetçiler…
İzmir ekonomisinin önde gelen isimleri…
Üniversiteler…
Meslek odaları…
Herkes onu tanır, herkes ona saygı duyardı.
Ama bu ilişkilerin hiçbiri gazeteciliğinin önüne geçmedi.
Herkesle konuşabilen…
Fakat hiç kimsenin sözcüsü olmayan…
Gerçek bağımsız gazetecilik tam da buydu.
Geride Kalan Miras
Bugün medya dünyasının belki de en fazla ihtiyaç duyduğu şey yeni teknolojiler değil…
Daha büyük sermaye de değil…
Yapay zekâ hiç değil…
Daha fazla güven…
Daha fazla bağımsızlık…
Daha fazla nezaket…
Ve daha fazla Çetin Bey.
Allah rahmet eylesin.
Kıymetli ailesine, Gözlem Gazetesi ailesine, İzmir basınına ve onu tanıma ayrıcalığını yaşamış herkese sabır ve başsağlığı diliyorum.
İyi insanlar geride yalnızca hatıralar bırakmaz.
Bir ölçü bırakırlar.
Çetin Bey de bize, gazeteciliğin ve dostluğun en büyük sermayesinin güven olduğunu hatırlatan o ölçüyü bıraktı.
MEHMET ÖĞÜTÇÜ
UNCATEGORİZED
13 saat önceDÜNYA
20 gün önceMAGAZİN
20 gün önceGÜNDEM
20 gün önceDÜNYA
24 gün önceDÜNYA
25 gün önceGÜNDEM
26 gün önce
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4228 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4207 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4142 kez okundu
4
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2936 kez okundu
5
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2637 kez okundu