Ülke Treninde Fren Tutmuyor!
Zor günlerden geçiyoruz…
Böyle zamanlarda biraz da sahadan gelen haberlere kulak vermemiz gerekiyor. Çünkü ülkenin gerçek gündemi yalnızca siyasetçilerin açıklamalarından, televizyon ekranlarından ya da Ankara’daki tartışmalardan ibaret değil.
Asıl gündem sokakta, pazarda, çarşıda, fabrikada, tarlada. Geçim derdiyle boğuşan, yarınından endişe eden insanlarımızın hayatında.
Biraz da dönüp oraya bakmamız gerekiyor.
Ülkenin içinde bulunduğu tabloya baktıkça aklıma hep o meşhur söz geliyor:
Binmişiz Bir Alamete, Gidiyoruz Kıyamete!
Sanki hep birlikte bir kıyamet trenindeyiz.
Bu trenin fren sistemi, yani ülkenin yanlış gidişatını denetlemesi ve gerektiğinde durdurması gereken parlamento da arızalı.
Kimi fren kolunu çekmeye çalışıyor, kimi çekenin elini tutuyor. Bir tarafta siyasi çekişmeler, diğer tarafta bitmek bilmeyen tartışmalar…
Trenin yolcuları, yani bizler de kendi aramızda tartışıp duruyoruz. Herkes birbirini suçluyor, herkes kendi penceresinden bakıyor. Oysa hepimiz aynı trendeyiz.
Bu trenin nereye gittiği hepimizin geleceğini ilgilendiriyor.
Sivil toplum kuruluşlarının önemli bir bölümü ise olup biteni seyretmekle yetiniyor.
İnsan sormadan edemiyor: Bu ülkenin ortak aklı nerede? Toplumsal vicdanı nerede? Bu gidişata dur diyecek kurumlar nerede?
Devlet Yönetiminde Liyakat Şart!
Son günlerde kamuoyunda tartışılan, muhalefetten bazı siyasetçilerin “Yüzyılın Soygunu” olarak nitelendirdiği fon vurgunu iddiaları da bir kez daha önemli bir konuyu gündemimize taşıdı: Devlet yönetiminde liyakat ve sadakat.
Elbette öncelikle bu iddiaların bütün yönleriyle araştırılması, gerçeklerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların hukuk önünde hesap vermesi gerekiyor.
Ama burada benim özellikle dikkat çekmek istediğim bir mesele var: Liyakat!
Bir ülkede önemli görevlere getirilen insanlar, o makamın hakkını verebilecek bilgiye, birikime ve deneyime sahip olmalı. Sırf birilerine yakın diye, birilerine bağlılığını gösterdi diye kimse önemli makamlara getirilmemeli.
Çünkü devlet yönetimi birilerine bağlılık gösterme yeri değildir.
Sadakat kişilere değil; vatana, millete ve hukuka olmalıdır.
Bugün hangi siyasi anlayış iktidarda olursa olsun, bu anlayış değişmediği sürece aynı sorunları yaşamaya devam ederiz.
Şunu unutmamak gerekiyor: Devlet kimsenin şahsi mülkü değildir. Devletin makamları da kamu kaynakları da milletin emanetidir.
Bir de denetim meselesi var. Açık konuşmak gerekirse, denetimin olmadığı yerde yanlışların büyümesi kaçınılmazdır. Hesap sorulmayan yerde de zamanla güven ortadan kalkar.
Peki, bütün bunlar yaşanırken biz ne yapıyoruz?
Birbirimizi dinlemek yerine suçluyoruz. Ortak sorunlarımıza çözüm aramak yerine siyasi ayrışmaların içine daha fazla gömülüyoruz.
Oysa bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla kavga değil; biraz akıl, biraz sağduyu, daha fazla sorumluluk ve dayanışma.
Siyaset de artık kişisel çıkarların, makam hesaplarının ve koltuk mücadelelerinin gölgesinden çıkmalı. Yeniden halkın sorunlarına çözüm üretmenin aracı olmalı.
Parlamento denetim görevini yapmalı. Sivil toplum kuruluşları sessiz kalmamalı. Siyasetçiler de dönüp halkın ne yaşadığına, ne söylediğine kulak vermeli.
Çünkü bu ülke hepimizin.
Çare Belli:
Liyakat, Hukuk Ve Sorumluluk!
İşin başına işin ehli getirilmeli. Liyakat esas alınmalı. Sadakat siyasetçiye değil, vatana ve millete olmalı. Hukukun üstünlüğü sağlanmalı, kamu kaynaklarının hesabı millete verilmelidir.
Benim asıl kaygım da tam burada başlıyor.
Bugün yaşadıklarımızı yalnızca günlük siyasi tartışmalar olarak görürsek büyük yanılgıya düşeriz. Çünkü bugün alınan yanlış kararların, yanlış görevlendirmelerin ve görmezden gelinen sorunların bedelini sadece biz ödemeyeceğiz.
Çocuklarımız ve torunlarımız da ödeyecek.
Bazen kendi kendime düşünüyorum: Biz bu ülkeyi gelecek kuşaklara nasıl bırakacağız?
Unutmayalım; o trenin yolcuları biziz. Gideceğimiz yer de çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği.
Frenleri tutmayan bir trende yolcuların birbirleriyle kavga etmesi kimseyi kurtarmaz.
Artık birbirimizi suçlamanın değil, ortak akılla bu ülkenin rotasını düzeltmenin zamanı.
Çünkü mesele kimin haklı, kimin haksız olduğu tartışmasının çok ötesinde…
Mesele Bu Ülkenin Geleceği!
Bu trenin yolcuları değişir, makinistleri değişir, yönetimi değişir. Ama bu ülke hepimizin, bu vatan hepimizin.
Hiç kimsenin kişisel hesapları, siyasi çıkarları ve koltuk sevdası bu ülkenin geleceğinden daha değerli değildir.
Allah sonumuzu hayır eylesin!
MEHMET OK
UNCATEGORİZED
07 Kasım 2026DÜNYA
07 Kasım 2026MAGAZİN
07 Kasım 2026GÜNDEM
07 Kasım 2026DÜNYA
07 Kasım 2026DÜNYA
07 Kasım 2026GÜNDEM
07 Kasım 2026
1
THY, 2026 Skytrax Ödülleri’nde dünyanın en iyi 5’inci havayolu seçildi
11296 kez okundu
2
Adaletin Cinsiyeti Olmaz: Kadını da Erkeği de Aynı Terazide Tartmak
9733 kez okundu
3
Metropoll Araştırma’nın ekim ayı anketi yayımlandı: İşte partilerin oy oranları
8810 kez okundu
4
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7710 kez okundu
5
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6861 kez okundu