Yerelden Evrensele Belediyecilik

Yerelden Evrensele Belediyecilik

ABONE OL
Haziran 9, 2021 16:41
Yerelden Evrensele Belediyecilik
1

BEĞENDİM

ABONE OL

*

Dünyanın değişmekte olan ekonomik, teknolojik ve jeopolitik dinamikleri dönüp dolaşıp en mikro düzeydeki yerel yönetimleri de, en ücra köşedeki uluslararası sistemden kopuk olduğunu düşündüğümüz insanları da etkiliyor. Birbirine sıkı sıkıya eklemlenmiş küresel köyde Baltimore, Pekin, Moskova, Riyad, Astana, Mersin, Lima, Madrid ve Atina birbirinden etkileniyor.

Küçük bir Çin yerleşim merkezinde çıkan corona virüsü tüm dünyayı kısa sürede sarabiliyor. İklim değişikliği artık bilim kurgu değil hepimizi kasırgalar, depremler, kuraklık, su kıtlığı, taşkınlar ve benzeri doğal felaketlerle etkisi altına alıyor.

O yüzden belediyelerimiz sadece merkezi hükümet ile ilişkilerini değil küresel sistemle bağlantılarını da önemli öncelikleri arasına dahil etmek zorundalar içinde yaşadığımız dönemde.

Ve bu amaçla frekans dalgalarına yeniden ayar yaptırmak, kapasiteler yaratmak, yetenekler kazanmak, gündemlerine yerelden küresele uzanan hizmetleri, operasyonları, ilişkileri de almak için çaba göstermeye şimdiden başlamalılar.

Bu yazıda yaşamının 32 yılını Basın Danışmanlığı, Özel Kalem Müdürlüğü, Başkan Yardımcılığı, Daire Başkanlığı görevlerinde yerel yönetimleri yakından tanıyarak geçirmiş, hatırı sayılır başarılara imza atmış Bedrettin Gündeş ile dünya çapında Stratejik Yönetim, Diplomasi ve Yatırım otoritesi olan Mehmet Öğütçü belediyelerimize geleceğe dönük bir vizyon sunmaya çalışıyorlar.

***

Belediyecilik üzerine yazılmış binlerce makale, kitap, dergi ve görsel yayın var; her birinin bakış açılarında büyük farklılıklar görülüyor. Bu farklılıklar ülkeden ülkeye, kentten kente değişmekle birlikte, temel amaç doğanın korunması, vatandaşların insanca yaşama koşullarına taşınması ve yaşamın elden geldiğince kolaylaştırılmasıdır.

Belediyecilik ya da yerel yönetim; merkezi yönetimin dışında yerel bir topluluğun ortak ihtiyacını karşılamak amacı ile oluşturulan kamusal bir kurum olarak tanımlanabilir. Karar organlarını doğrudan halkın seçtiği, “özerk” bir yönetim yapısına sahiptir.

Belediyecilik, “Bir İnsanın Doğumundan Ölümüne Kadar Bütün Sosyal Yaşamıyla yakından İlgili Bir Kurum” olarak da tanımlanabilir. Bu nedenle; belediyecilik anlayışı, uygulamaları ve felsefi derinliği ile yaşamımız bütünleştirdik. Bizi etkileyen bu temel bakış açısı, belediyeciliğin insan yaşamında ne kadar önemli olduğunun açık ifadesidir.

İnsanın insanca yaşayabileceği koşulları yaratmak için bütün sosyal yaşamımızla ilgili bir kurumu harekete geçirmek ve doğru uygulamalara yöneltmek için öncelikle yönetme anlayışının doğru şekillenmesi gerekiyor.

Yasalar istediği kadar yetki versin, istediği kadar demokratik olsun, istediği kadar mali açıdan rahatlama getirsin, eğer yönetme anlayışı; çevre, kent bilimi, insan ve doğa odaklı bir bakış açısıyla şekillenmiyorsa, istenilen sonuçlar elde etmek mümkün olamaz.

Yaşamı doğru yorumlayamayan, doğru temelde bir yönetme anlayışına sahip olamayan bir belediye başkanını seçiyorsanız beraberinde ciddi problemleri de getirdiğinizden kuşkunuz olmasın. Böylesi bir tercih yüzünden az gelişmiş ülkelerdeki çarpık ve anlamsız bir yaşamın bütün sıkıntılarına, kirliliklerine de hazır olmanız gerekiyor.

Kentleri yönetmek için önce kentli olmak lazım. Kentte doğup büyümek her zaman kentli olunduğu anlamına gelmez. Bir belediye başkanı kentte doğabilir, kentte büyüyebilir ama yaşama bakışı, insana bakışı, doğaya bakışında problem varsa; zamanı boşa harcar ve kent biliminden uzak bir anlayışın izlerini bırakır geride.

Mevcut yetersiz yasalar temelinde bile istediğinde; bakış açısı, yeteneği, öngörüsü, kentlilik bilinci, kadro yapısı doğru istikamette şekilleniyorsa, olağanüstü güzellikler, hizmetler yaratarak, insanın insanca yaşayabileceği koşulları hazırlayabilir.

Belediye başkanı istediği kadar eğitimli, donanımlı, iyi niyetli olsun, eğer iyi bir kadro kuramıyorsa başarılı olma şansı zayıftır. İyi donanımlı bir kadro kurmasına rağmen, ortak çalışma ve bilgi paylaşımında isteksiz davranıyorsa sonuç yine değişmez. Belediye Başkanı bu etkin ve yetkin kadroyla bile, istenildiği oranda yetki paylaşımında bulunmuyorsa işi zordur. Benlik sevdası, ihtirası, egoları, şahsi çıkarı ağır basıyorsa yine yapabileceği çok şey yoktur.

***

Türkiye’de istisnalar dışında belediyecilik, siyasetin vesayeti altında sürdürülmektedir. Belediye başkanlarının kendi çıkarlarını ön planda tutmaları, kent biliminden uzak olmaları, kayırmacılık, parasal menfaat ilişkilerinin içinde olmaları nedeniyle; son elli yılda çarpık gelişen kentlerin durumunun fotoğrafını yansıtıyor adeta.

Bugün Türkiye’de bütün kentleri tek tek ele aldığımızda, Kayseri, Konya, Eskişehir, Diyarbakır-Kayapınar gibi birkaç yaşam alanlarında kısmı olumlu kent planlamalarını görüyoruz. Yeni süreçte başta CHP’li Büyükşehir belediyeleri olmak üzere; yerel liderlerin küresel iyi uygulamaları da benimseyerek daha başarılı çalışmalar yaptıklarını gözlüyoruz.

Türkiye genelinde belediyecilik manzarası pek ümitvar görünmüyor. Geçmişten günümüze şehirlerin çarpık kentleşmesi, şeffaf olmayan, hesap vermeyen, sosyalleşemeyen uygulamaları sonucu, sağlıklı yaşam alanlarının yaratılmadığı canlı örnekleri ile karşımıza çıkıyor.

Bir kentin ekonomik, sosyal, kültürel, sanayi, ticaret, turizm, lojistik, sağlık, eğitim öncelikleri mevzi planlarda gösterilir.  Bu planlarda, kentin gelişen akslarına ve ihtiyaca göre, kent bilimcileri tarafından belli kurallar çerçevesinde icraya dönüştürülür.

Nereye sağlık alanı, nereye yeşil alan, nereye sanayi, nereye konut, nereye turizm inşa edileceği planlarda belirtilir. Bu planlar doğrultusunda hareket edildiği takdirde çok sağlıklı bir kent yapılanması ortaya çıkar.

Her kentin şu veya bu şekilde mutlaka bir planı vardır. En kötü kurgulanmış planın bile uyularak hayata geçirilmesi durumunda, plansızlıktan daha iyi olacağı bilinmektedir. Planlar uygulandığında, mevcut kent yapılanmalarının ötesinde daha sağlıklı kentleri inşa etmek mümkün.

Ne talihsizliktir ki; Türkiye genelinde Büyükşehir ve İlçe belediyelerinin meclisleri her ay yasal zorunluluk gereği toplanır. Tartışılan gündem maddelerinin çoğunu da imar planı tadilatları oluşturur. Gelişmiş toplumlarda ülkenin anayasası değişir ama imar planları değişmez. Bizde ise, başından itibaren, adaletsiz ve kayırmacılık üzerinde şekillenen imar planları bile sonradan yine tadilat görmeye başlar.

Sonuçta; çarpık, her türlü kirliliği ve geri kalmışlığı bünyesinde barındıran mevcut kentlerin fiziki yapılanmasıyla karşı karşıya kalırız.

İyi niyetli bir yönetme anlayışı yoksa insan ve kent kaygısı yoksa her türlü oyunların, entrikaların yaşandığı kurumlar oluyor belediyeler. Bir zabıta memuru kural dışı 100 TL’lik bir yolsuzluk yaptığında, belediye başkanı ve yönetimi dürüstlük abidesi kesilir. Sorgulamalar, soruşturmalar ile o memurunun başına gelmedik bela kalmaz.

İhalelerde, ödemelerde, planlarda, doğrudan alımlarda yapılan büyük hukuksuzlukların, israfların hesabı ise ya sorulmaz ya da mevzuata uydurulur. Bu durumda müfettişler bile çaresiz bırakılır. Her şey hesaplı kitaplı ve kılıfına göre ayarlanmıştır zaten.

***

Kentler, kasabalar yıllardır birçok belediye başkanları ve kadroları tarafından yönetile geldi. Bunların içinde başarılı olanlar; halkın yüreğinde olumlu bir iz bırakarak hep yaşıyorlar. Abartılı da olsa halkı önemseyen, hizmet üreten, planları doğru uygulatan ve takip eden, halkın sevgisini ve saygısını kazanan başkanların anılması, anlatılması doğru bir yaklaşım.

Ya umursamaz başkanlar için ne demeli? Hele 1980 sonrası dönemde köylerin, beldelerin belediyelik olmasıyla muhtarın belediye başkanı, azaların ise meclis üyesi olduğu belediyeleri bir düşünün. Kendin pişir kendin ye misali! Muhtarlar ve azalar kendi mülkiyetleri üzerinde tasarruf sahibi oldular. İstedikleri gibi, kendi çıkar ve ilkel mantıkları doğrultusunda imar uygulamaları geliştirdiler.

Bunlara bir de sözde kent bilimini okumuş bazı şehir plancıları eklenince olanlar oldu. Bazı sahil kasabalarında bir katliam yaşandı. Kumluk alanda 24 katlı binalara izin verildi. Denetim yok, kaygı yok, kent biliminden uzak bir yapılaşma aldı başını gitti.

İşin sonunda zaten har vurup harman savuranlar, yargılanmadıkları gibi çok çabuk unutulurlar. Hiç var olmamış gibi buharlaşıp yok olurlar. Adları, sanları bile unutulur. Hele Büyükşehirlerde ve merkez ilçelerde caddelere, stadyumlara, parklara, spor tesislerine kendi isimlerini yazmaları bile onları kurtaramaz.

Bırakılan eserler olumlu ya da olumsuz yönleriyle bir müddet tartışılmaya devam eder. Sonunda iyiler iyilikleriyle, kötüler ise hiçlikleriyle anılırlar. Yani başarılı olanlar hep yad edilir. Başarısız olanların yaşattığı her türlü hukuksuzluk ise yanlarına kar kalır.

Başka kentlere, ülkelere gittiğinizde kentlerin fiziki, sosyal ve çevresel konumuna bakarak, o yerin belediye Başkanı ile ilgili bir görüş ileri sürebilirsiniz.

Kafanızda iyi ya da kötü algısını oluşturabilirsiniz. Uygar ve çağdaş bir görünümle insan yaşamına uygun, yaşamı kolaylaştıran bir yapılanma görebiliyorsanız, iyi şeyler söyler ve örnek olarak hep dile getirebilirsiniz. Aksi durumda, her konusu olduğunda veryansın eder ve bazen de hoş olmayan laflar söyler durursunuz.

Maalesef büyük oranda kentlerimizdeki uygulamalar, bakış açısı, bu yönde. İstenilen düzeyde bir kenttaş’lık bilincinin de olmayışı, bu olumsuz gidişatın devam etmesini sağlıyor.

Şehirler değişip – gelişmediği ve günün koşullarına göre dönüşmediği sürece, her türlü kirliliği bünyesinde taşımaya ve suç üretmeye devam edeceği de bir gerçek.

***

Peki, ne bekliyoruz kentsel değişimden, dönüşümden, yenilemeden?

En kısa ifadesiyle: İnsanca yaşanabildiği, yaşamın sosyalleştiği, kolaylaştığı, doğanın ve çevrenin korunduğu bir anlayış, mevzuat ve icraatın doğru temelde hayata geçirilmesidir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, yerel kalkınma politikalarının hayat bulma şansının zayıf olması nedeniyle bireysel kurtarıcılar bekleniyor hep. Gelişmişlik seviyesi, kültürel ve sosyal doku, milli gelir, kentlilik bilinci nedeniyle umutlar lidere bağlanır, kurtarıcı, iyi bir başkan beklentisi içinde olunur.

Ne çıkarsa bahtına misali! Ya yüreği cebi kadar temiz ve ufku geniş bir insan.  Ya da doğa, insan sevgisini ve kaygısını içinde taşımayan biri çıkar karşınıza. Kaygısız, kent biliminden uzak, çıkar ilişkilerine bulaşmış birini söylemeye, anlatmaya bile değmez.

Peki, iyi başkan olmak çok mu zor? Hiç de değil. Dünyayı, kentleri, yaşamı, estetiği, yoksulluğu, zenginliği algılama ve yorumlamadaki yetilerinin gelişmişliği yeterlidir. Buna ek olarak bakışıyla, etik değerleriyle geniş ufuklu olması öncelikli koşuldur.

Yine; halkı esas alan, halkla ilişkileri içselleştirmiş, insan sevgisini doğa saygısıyla bütünleştirmiş olmalı. Samimi, sıcak ve onurunu, ahlakını kirletmeden, kul hakkını aklından çıkarmadan, sadece hizmet etmek için cebinin temiz olması yeterli.

Sonra hizmetler arka arkaya gelmeye başlar. Vicdanın, ahlakın, bilginin kent yapılanmasına yansıması görülür. Evet, başka yolu yok. İyi işlerin ortaya çıkması için başkan ve kadrosu temiz olacak, kişisel beklentilerden uzak duracak. Kentini, insanını sevecek, bu konuda kararlı olacak. Yaşamı bütün yönleriyle içselleştirmiş olacak. Egolarından arınacak, koltuk derdinde olmayacak. Kin, nefret ve ayrımcılığı içinde beslemeyecek. “Ben bilirim” sevdasına tutulmayacak, israfı önleyecek, hizmet önceliklerini iyi tespit edecek. İlgili meslek odalarıyla, STK’larla ilişkilenmeyi, halkla duygu ve düşünce paylaşımını aksatmayacak. Şeffaf olacak, hesap verebilirlik ahlakına sahip olacak.

***

Bu paylaşımcı yaklaşımla; kentin değişim ve dönüşümünde hızlı iyileştirmelerin yaşanması kaçınılmaz.

Kentin gelişim aksları konut, sanayi, sosyal donatı alanları hazırlanan planlara uygun olarak dönüşüme tabi tutulursa, daha çağdaş yaşam alanları ortaya çıkar. Bu dönüşüm ve yenilemelerle iyi bir planlama kurgulanıp hizmetler yürütüldüğünde, olağanüstü başarılar elde edilebilinir.

Başkan bu başarıyı elde edebilmek için; önce kendine ve kentine saygı duyacak ve sevecek. Şehrine ve kendine saygı duymayan bir belediye başkanının ne yapacağı belli olmaz. Doğayla insanı bir bütün olarak görecek bir ufku olmalı. Kent kaygısı, sorumluluk kaygısı, estetik ve sanatsal bakışı olmalı.

Cebi temiz, yüreği sıcak ve ufku geniş bir belediye başkanının teknik kadrosuyla yapamayacağı, başaramayacağı hiçbir şey olamaz.

Türkiye’de kentler olabildiğince çarpık bir yapılaşmanın içinde. Bu çöküntü alanları birkaç şehrin dışında, genelde yaşanan problemler olarak ortada duruyor.

İstanbul her ne kadar da yeni gökdelenleriyle gelişmiş bir şehir havasını verse de, tarihi dokuları ve boğazın coğrafi güzelliğini içinden aldığınızda, içi boş çöküntü halindeki bir beton yığını ile baş başa kalabilirsiniz.

Yeni ama beton yığını kirli yapılarla, kentlerin cazibe merkezi olamayacağı anlaşıldı artık. Bugün gelişmiş ülkeler kent merkezlerindeki ucube gökdelenlerin esiri olmaktan kurtulmanın yollarını arıyorlar.

Antalya, İzmir, Mersin, Adana, Hatay Akdeniz sahil bandında doğanın tüm güzelliklerini bünyelerinde taşıyan kentler bile çarpık yapılaşmadan kurtulamadılar.

Bugün Hatay; hala Ortadoğu’nun geri kalmış ülkelerinin vasat şehirleri konumundan kurtaramadı kendini. Tarihin bıraktığı eserlerle adını ve varlığını sürdürebiliyor.

İzmir, Diyarbakır, Antep, Bursa, Urfa vs. gibi kentlerin etrafı kaçak ve çarpık eğreti yapılarla sarılmış durumda. Bu çeperlerde, her başkanın ve yönetme anlayışının siyasi öngörüsüzlüğü, çapsızlığı, çıkarcılığı ve kent biliminden ne kadar uzak olduklarının izleri olarak görülüyor.

Karadeniz’in eşsiz coğrafi güzelliğine rağmen; sağlıklı planlamadan, modern ve kent estetiğinden yoksun yapılaşması, yaylaların talan edilmesi hala gündemimizi meşgul eden konulardan biri.

Sonuç olarak: Yerel yönetimlerce kamusal hizmetlerin daha sağlıklı yapılabilmesi için çok daha güçlendirilmiş yasal düzenlemelere ihtiyacı var.

Yerel yönetimleri yaşamın her alanına hizmet götürebilecek konuma getirmekle birlikte; her türlü kötü niyetli uygulamaların önüne geçebilecek caydırıcı cezai yaptırımlarında olması ve uygulanması şarttır.

Bedrettin Gündeş & Mehmet Öğütçü


Yazarların diğer yazıları

Bedrettin Gündeş’in yazıları:

Mehmet Öğütçü’nün yazıları:


En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk