Duvarların Arasına Sıkışan Ruhlar: 1+0 Yalnızlık

Duvarların Arasına Sıkışan Ruhlar: 1+0 Yalnızlık

ABONE OL
Nisan 11, 2026 10:07
Duvarların Arasına Sıkışan Ruhlar: 1+0 Yalnızlık
0

BEĞENDİM

ABONE OL


Prof.Dr.İsmail YAĞCI

Bir pazarlama hocası olarak son yıllarda Türkiye’deki konut piyasasını izlerken dehşete düşüyorum. Aslında yoksulluğun makyajlanmış hali olan bir küçülme furyasıdır gidiyor. Nedeni inşaat sektöründeki ekonomik zorunluluklar olabilir, ama bu sadece metrekarelerin kaybı değil; bu, soframızın, misafirimizin ve en nihayetinde haysiyetimizin kaybıdır.

Abraham Maslow’un o meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisini bilirsiniz; en temelde “barınma” vardır. Evet, barınmamız lazım ama nasıl? Bugün pencereleri gökyüzüne değil, yan binanın asansör boşluğuna açılan o daracık kutulara “ev” diyorlar. Mutfak tezgahıyla yatak arasındaki mesafenin bir iç çekiş kadar dar olduğu, insanın kendi gölgesine çarptığı tuhaf mekanlar bunlar… 1+1’leri bir şekilde anladık da peki ya o “1+0” denilen, matematiğin bile utandığı o sıfır noktası nedir?

Modern İnsanın Gönüllü Hücresi

Pazarlama dünyasının o cafcaflı diliyle “stüdyo daire” diye pazarlanan bu yerler, aslında modern insanın gönüllü hücresi haline geliyor.

Bir insanın hayatını bir sıfıra sığdırmasını beklemek; onun hayallerini, anılarını ve ruhunu o sıfırın içinde eritmesini istemektir. Adımını attığın an yatağın üzerine çıkmak zorunda kaldığın, bavulunu bile sığdıramayacağın bu odaları tasarlayan mimarların, tasarım derslerinden “sıfır” alması gerekmez miydi?

Bu küçülme dalgasının toplum sağlığı üzerindeki etkileri kaçınılmazdır. Duvarlar birbirine yaklaştıkça, insanlar birbirinden uzaklaşıyor. Eskiden evler, içine misafir sığsın diye geniş yapılırdı. Şimdi ise bir misafirin gelişi, o küçük hücredeki tüm mahremiyetin darmadağın olması demek.

Sofranın Kaybı, Ruhun Cüceleşmesi

Bu evler bizi sadece dar alanlara değil, korkunç bir yabancılaşmaya hapsediyor. Mutfağı yatağından ayrılmamış bir evde, insan ne yediği yemeğin kokusunu unutabilir ne de o kokunun içinde uyuduğu uykunun ağırlığını…

Kalabalık sofraların, uzun sohbetlerin yerini; kucağında sipariş verilmiş bir dürümle televizyon karşısında tüneyen, tek kişilik ve kederli akşam yemekleri alıyor.

Toplum, bu küçük kutuların içinde atomlarına ayrılıyor. Herkes kendi küçük ekranına bakarak, devasa bir yalnızlığı paylaşıyor. Daha da acısı, alt ve orta gelir grubunu bu “kümes tipi” evlere hapsederken, üst gelir grubunun geniş alanlarda kalması; toplumsal kutuplaşmayı fiziki bir boyuta taşıyor.

Büyük Düşler Dar Yerlere Sığmaz

İnsanı bir tavuk gibi kümese sokup, adına “özgür ve modern yaşam” diyorlar. Oysa ruh, dar yerlerde cüceleşir. Tavanı alçak, ufku dar, duvarları üzerinize gelen bir evde büyük düşler kuramazsınız; sadece hayatta kalmaya çalışırsınız.

Metrekareler düştükçe, insanlığımızdan bir parça daha o beton yığınlarının arasında kalıyor. Bugün belki bir “evimiz” var ama içinde nefes alacak bir “ruhumuz” yok artık.

Geriye kalan sadece dört duvar, bir sıfır ve koca bir hiçlik…

Prof.Dr.İsmail YAĞCI

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk