Fatoş Argın
1915’in karanlığında kimliği değiştirilen bir çocuğun, Heranuş’tan Seher’e uzanan sessiz çığlığı ve Fethiye Çetin’in kaleminden bir yüzleşme hikayesi.Elazığ (Osmanlı dönemindeki adıyla Mamuretülaziz/Harput), 1915 yılında yaşanan Ermeni soykırımının en ağır hissedildiği bölgelerden biri olarak tarihsel yerini koruyor. Nisan ayında başlayan süreç, mayıs ve haziran aylarında Harput bölgesindeki ağır müdahalelerle devam eder. Bölgede başta aydınlar ve erkekler toplanmaya başlanır; ilk tutuklamalar ve toplu katliamlar bu tarihlerde gerçekleşir. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar sürgün yollarına çıkarılıp katledilirken; kimi kadın ve çocuklar el konularak sahiplendirilir ve Müslümanlaştırılır. 1915 öncesinde önemli bir Ermeni nüfusa sahip olan Harput ve çevresi, birkaç ay içinde bu nüfusun neredeyse tamamen yok edildiği bir coğrafyaya dönüşür.
Binlerce insanın katledildiği bu coğrafyada yaşananların yazılı aktarımı hâlâ yeterli düzeyde değildir. Sürgün yollarında büyük zulüm gören kadın ve çocuklardan kimi açlık ve susuzluğa rağmen hayatta kalmayı başarırken, kimi de dönemin “kurtarıcıları” tarafından evlatlık ya da besleme olarak yanlarına alınır. Evlat edinme adı altında zorla el konulan bu çocukların, bölgedeki bazı aileler tarafından çoğunlukla iş gücü olarak kullanıldığını ve köle gibi çalıştırıldığını biliyoruz. Özellikle kız çocuklarının anlatıları, o dönemde nasıl bir vahşetin yaşandığını gözler önüne seriyor.
Bu acı dolu hikâyelerden biri, Fethiye Çetin’in 2004 yılında yayımlanan ve kendi ailesinin gerçek hikayesini anlatan “Anneannem” kitabıdır. Eserin merkezinde, herkesin “Seher” olarak bildiği anneannenin aslında bir Ermeni kızı olan Heranuş olduğu gerçeği yer alır. Küçük yaşta ailesinden koparılan ve kimliği değiştirilen bu kadın, yıllar boyunca suskun kalır. Bu suskunluk yalnızca bireysel bir tercih değil; dönemin korku, baskı ve travma dolu atmosferinin, siyasal olarak üretilmiş bir sessizliğin sonucudur. Heranuş, aslında bazı aile üyelerine ulaşsa da yeterli desteği göremediği için kendi içine kapanır ve hayatta kaldılarsa ailesinin onu bulmasını bekler.
Fethiye Çetin’in anlatımı suçlayıcı ya da ajitatif değildir; aksine sade diliyle okuyucuyu derin bir empatiye davet eder. Kitap, “Ben kimim?” sorusunu yalnızca Heranuş’un değil, bu topraklarda yaşayan pek çok insanın ortak sorusuna dönüştürür. Resmi söylemin uzun yıllar boyunca yok saydığı katliamlar, bu tür yaşanmış hikayelerle kolektif hafızanın bastırılmış parçaları olarak gün yüzüne çıkar.
“Anneannem” kitabı, geçmişle yüzleşmenin ne kadar zor ama bir o kadar da gerekli olduğunu hatırlatır. Hatırlamak; yalnızca acıyı yeniden yaşamak değil, aynı zamanda anlamak, kabul etmek ve ülke tarihinin acı gerçekleriyle hesaplaşmaya adım atmaktır. Toplumsal barışın ve birlikte yaşama kültürünün inşası, ancak bu tür hikayelerin kabulüyle mümkün olabilir. Kitap şu can alıcı soruyu yöneltir: Gerçekle yüzleşmeden bir gelecek kurulabilir mi?
YEREL
15 Nisan 2026YEREL
15 Nisan 2026YEREL
15 Nisan 2026YEREL
15 Nisan 2026YEREL
15 Nisan 2026YEREL
15 Nisan 2026YEREL
15 Nisan 2026
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.