PROTOKOL: BOŞ KOLTUKLARIN GÜRÜLTÜSÜ

PROTOKOL: BOŞ KOLTUKLARIN GÜRÜLTÜSÜ

ABONE OL
Nisan 14, 2026 08:25
PROTOKOL: BOŞ KOLTUKLARIN GÜRÜLTÜSÜ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

PROTOKOL: BOŞ KOLTUKLARIN GÜRÜLTÜSÜ

Protokol büyüdükçe içerik küçülür. Çünkü sorun düzen değil; koltukları dolduramayanların sembollere sığınmasıdır.

“Unvan ayrıcalık vermez, sorumluluk yükler.” – Peter Drucker

Resmî tören ve toplantılardaki kural ve hiyerarşi düzeni olarak tanımlanan protokol, özünde teknik ve işlevsel bir araçtır. Ancak Türkiye’de bu araç, çoğu zaman işlevinin ötesine geçerek farklı anlamlar yüklenen bir yapıya dönüşmektedir.

Peki, Türkiye’de protokol neden bu kadar önemseniyor?

Çünkü protokol, giderek bir düzen mekanizması olmaktan çıkıp; bir itibar aracı, bir görünürlük alanı ve çoğu zaman bir ego tatmin aracına dönüşmektedir.

Kimin nerede oturduğu, kimin önce konuştuğu, kimin adının hangi sırayla anıldığı… Bunlar teknik detaylar olmaktan çıkmış, sembolik güç göstergelerine dönüşmüştür.

Oysa bu durum, protokolün kendisinden çok, onu bu kadar önemli hale getiren yapıyla ilgilidir.

Türkiye’de birçok alanda görev ve pozisyonlar, o görevi en iyi şekilde yerine getirebilecek kişiler tarafından değil; o pozisyona ulaşmayı isteyen ve bunun için çeşitli yolları kullanan bireyler tarafından doldurulabilmektedir. Bu durum, makam ile liyakat arasındaki bağı zayıflatmaktadır.

Bu bağ zayıfladığında ise, makamın kendisi anlam üretmekte yetersiz kalır.

İşte tam bu noktada protokol devreye girer.

Koltukların içi doldurulamadıkça, koltukların etrafındaki semboller büyütülür.

Nitelikten güç alamayan yapılar, gücü protokol üzerinden üretmeye çalışır.

Bugün birçok toplantıda dikkat çeken bir başka durum daha vardır:

Ön sıralarda oturan yüzler çoğu zaman değişmez.

Farklı konular, farklı başlıklar, farklı kurumlar… Ama ön sırada yer alan kişiler büyük ölçüde aynıdır. Bu durum, yalnızca bir tesadüf değil; belirli bir davranış biçiminin sonucudur.

Bu kişiler, çoğu zaman fikirleriyle, üretimleriyle ya da katkılarıyla değil; görünürlükleriyle var olurlar.

“Ben de buradayım” demek isterler; ancak bunu düşünceleriyle değil, fiziksel varlıklarıyla gösterirler.

Bu noktada nicelik, niteliğin önüne geçer.

Görünmek, üretmenin yerini alır.

Bu da zamanla belirli bir iklim üretir:

Görünürlüğün ödüllendirildiği, üretimin geri planda kaldığı bir iklim.

İşte bu iklim, protokolü besleyen en önemli unsurlardan biridir.

Nitekim birçok toplantıda çok tanıdık bir sahne yaşanır:

Protokol konuşmaları sırasında salon doludur.

Ancak bu konuşmalar bittiği anda salon birden boşalır.

Bu tablo nettir:

İçerik değil, görünürlük önemsenmektedir.

Hatta bu görünürlük için önceden kulis yapıldığı, isimlerin öne çıkarılması için çaba harcandığı da bilinmektedir.

Bu nedenle ortaya çıkan atmosfer yalnızca verimsiz değildir; aynı zamanda iğretidir.

Çünkü insanlar, niteliğin geri çekildiği ve sembollerin büyütüldüğü bu düzeni fark etmektedir.

Sonuç olarak mesele, protokolün kendisi değil; onu bu kadar büyüten nitelik eksikliğidir.

Bu eksiklik giderilmeden, protokol sadeleşmeyecek; aksine daha da büyüyerek kendi anlamını tüketmeye devam edecektir.

Kapanış:

Bu ülkede sorun koltuk eksikliği değil; o koltukları dolduracak nitelik eksikliğidir.

Prof. Dr. Erkan AKTAŞ

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk