Erkan Aktaş

Erkan Aktaş

14 Temmuz 2026 Salı

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Vahap Seçer’e Açık Mektup

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Vahap Seçer’e Açık Mektup
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Vahap Seçer’e Açık Mektup

Sayın Başkanım,

Yaklaşık bir yıldır Mersin ve Çukurova’da atık ithalatının çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekmeye çalışıyorum. Bilimsel veriler ışığında bu konuyu gündemde tutmaya, kamuoyunu bilgilendirmeye ve çözüm önerileri sunmaya gayret ediyorum. Bugün ise sağduyunuza güvenerek bu mücadelede desteğinizi istemek için size sesleniyorum.

Mersin’e ilişkin birçok konuda eleştirel değerlendirmelerde bulunduğum bilinmektedir. Ancak bu eleştiriler hiçbir zaman kişilere yönelik olmadı. Bugüne kadar doğru bulduğum çalışmaları takdir ettim, eksik veya yanlış gördüğüm konuları ise kamu yararı çerçevesinde dile getirdim. Aynı siyasi çizgide olduğumuzu düşünenler olsa da bunu hiçbir zaman eleştiri sorumluluğumun önüne koymadım. Çevrenizde olumlu yönleri dile getiren birçok kişi zaten var. Ben ise bir akademisyen olarak daha çok eksik kalan alanlara dikkat çekmeyi tercih ediyorum. Çünkü benim için önemli olan kişiler değil, Mersin’in geleceğidir.

Bugün size siyasi bir nedenle değil, çevresel ve toplumsal bir mesele için sesleniyorum.

Türkiye uzun yıllardır Avrupa’nın en fazla atık ithal eden ülkelerinden biri hâline gelmiştir. Bu atıkların önemli bir bölümü Mersin Limanı üzerinden bölgemize ulaşmakta, büyük ölçüde Adana ve Mersin’de işlenmektedir. Bu süreç; çevre kirliliği, mikroplastik oluşumu, deniz ekosistemi ve halk sağlığı açısından ciddi riskler taşımaktadır.

Atık ithalatı doğrudan belediyelerin yetki alanında olmayabilir. Ancak ortaya çıkan çevresel sonuçlar yerel yönetimleri de yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle belediyelerin kamuoyunu bilgilendirmesi, çevresel risklere dikkat çekmesi ve çözüm arayışına katkı sunması büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle Adana Büyükşehir Belediyesi ile birlikte bu konuyu ortak bir platformda ele almanızı; bilim insanları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve ilgili kurumların katılımıyla kapsamlı bir değerlendirme sürecine öncülük etmenizi temenni ediyorum. Adana ve Mersin aynı havzayı, aynı denizi ve aynı geleceği paylaşmaktadır. Sorun ortaksa çözüm de ortak olmalıdır.

Bu çağrı herhangi bir siyasi talep değildir. Bu çağrı çocuklarımızın sağlığı, Akdeniz’in geleceği ve kentimizin yaşam hakkı içindir.

Vereceğiniz destek, yalnızca bu çevre mücadelesine değil, Mersin’in geleceğine de önemli bir katkı sağlayacaktır.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Erkan Aktaş

Devamını Oku

0

BEĞENDİM

ABONE OL

BİR YILLIK MÜCADELE: ATIK İTHALATINA KARŞI YAZDIKLARIMIZ VE BUGÜN GELİNEN NOKTA

Yaklaşık bir yıldır atık ithalatı ve bunun Çukurova ile Akdeniz ekosistemi üzerindeki etkilerini kamuoyunun gündeminde tutmaya çalışıyorum. Bu süreçte kaleme aldığım yazılar, yaptığım değerlendirmeler ve paylaştığım verilerle dikkat çekmeye çalıştığım konu, bugün nihayet daha geniş kesimler tarafından konuşulmaya başlandı.

Bu süreçte kaleme aldığım yazılardan bazıları şunlardır:

– Türkiye Dünyanın Atık Deposu Haline Geldi

– Kirli Para, Kirli Ticaret: Avrupa’nın Kirli Atıkları Türkiye’de

– İki Yılda Atık Patlaması: 130 Milyondan 195 Milyona!

– Atık mı, Çöp mü?

– Atık İthalatı mı, Çöp İthalatı mı?

♻️ Atık İthalatının Bedeli

– MERSİN KIYILARI SOS VERİYOR: AVRUPA’NIN ÇÖPÜ SAHİLİMİZE NASIL ULAŞIYOR?

– Mersin Kıyıları SOS Veriyor, Neredesiniz Yetkililer?

– Avrupa Geri Dönüşümde Tökezliyor

– Geri Dönüşüm mü, Koca Bir Yalan mı?

– Su ve Karbon Ayak İzini Ezberletiyorlar Ama Neden Planlı Eskitmeyi Saklıyorlar?

– İKLİM KRİZİ: AYAK İZİ DEĞİL, SİSTEM SORUNU

– COP İklimi Gerçek İklimden Çok Uzak: Geri Dönülmez Noktaya Doğru…

– COP31: Antalya’dan Yükselmesi Gereken Ses

– BUZDAĞININ SADECE GÖRÜNEN YÜZÜ MÜ?

Bugün gelinen noktada Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hakan Sefa Çakır’ın konuyla ilgili açıklama yapmasını, Çevre Mühendisleri Odasının çalışmalarını, Kimya Mühendisleri Odasının hazırladığı raporları, Milletvekili Gülcan Kış’ın açıklamalarını ve konuyu gündemde tutan basın kuruluşlarını önemli ve değerli buluyorum. Bu konuda emek veren herkese teşekkür ediyorum.

Ancak artık teşekkür etmenin ötesine geçmek zorundayız.

Artık açıklama değil, karar zamanı…

2018-2019 yıllarında Çin, çevresini ve halk sağlığını korumak için atık ithalatına radikal sınırlamalar getirdi. Türkiye de aynı kararlılığı göstermek zorundadır. Çünkü toprağımız, havamız, suyumuz ve denizlerimiz; ithal edilen atıklardan elde edilen kısa vadeli ekonomik kazançtan çok daha değerlidir.

Bu nedenle atık ithalatı politikası yeniden değerlendirilmeli, bilimsel raporlar kamuoyuyla paylaşılmalı ve çevre ile insan sağlığını tehdit eden atık ithalatı bir an önce sona erdirilmelidir.

Adana ve Mersin Büyükşehir Belediyelerini, kıyı ilçe belediyelerini, üniversiteleri, meslek odalarını ve özellikle Mersin milletvekillerini daha güçlü bir duruş sergilemeye davet ediyorum. Mikroplastikler yalnızca denizi kirletmiyor; balığımıza, toprağımıza, tarım ürünlerimize, içme suyumuza ve soluduğumuz havaya kadar ulaşıyor.

Unutulmamalıdır ki bu atık ithalatından elde edilen ekonomik kazanç, geride bırakacağı çevresel ve sağlık maliyetlerinin yanında devede kulak kalmaktadır.

Türkiye Avrupa’nın çöp alanı değildir.

Çukurova dünyanın atık depolama sahası değildir.

Artık söz değil, bilimsel verilere dayalı cesur kararlar alma ve atık ithalatını durdurma zamanıdır.

Prof. Dr. Erkan AKTAŞ

Devamını Oku

BUZDAĞININ SADECE GÖRÜNEN YÜZÜ MÜ?

BUZDAĞININ SADECE GÖRÜNEN YÜZÜ MÜ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BUZDAĞININ SADECE GÖRÜNEN YÜZÜ MÜ?

Yaklaşık bir yıldır aynı soruyu soruyorum: Türkiye’ye ithal edilen atıkların ne kadarı gerçekten geri dönüştürülebilir, ne kadarı ise yanlış beyanlarla ülkeye sokuluyor?

Mersin Limanı’nda ortaya çıkarılan 4 bin 200 tonluk yasa dışı tekstil atığı, buzdağının yalnızca görünen yüzü olabilir. Asıl sorgulanması gereken, her yıl Türkiye’ye gelen milyonlarca ton atığın ne kadarının etkin biçimde denetlendiği ve gerçekten geri dönüştürüldüğüdür.

Bugün Mersin sahili adeta mikroplastik kusuyor. Denizden, kıyıdan ve kumdan çıkan plastik parçaları hepimize aynı soruyu sorduruyor: Bu noktaya kadar gelinmeli miydi? Türkiye’ye bu atıkları getiren, alan ve işleyen firmalar mı şimdi denizi temizleyecek? Kârı onlar elde ederken, bedelini Mersin halkı, Çukurova’nın toprağı, denizi ve gelecek kuşaklar mı ödeyecek?

Yaklaşık bir yıldır yetkilileri göreve çağırıyor, kentin önde gelen isimlerinin bu konuda ses çıkarması gerektiğini söylüyoruz. Nihayet cılız da olsa bazı açıklamalar gelmeye başladı. Ancak bu gelişme, bana göre buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Görünmeyen kısmını görmek isteyenlerin, mikroplastik kusan Mersin sahiline bakması yeterlidir. Gerçeği ortaya çıkarmanın yolu, çok daha güçlü bir toplumsal ses ve çok daha etkin denetimden geçmektedir.

Bu mesele yalnızca birkaç firma ya da birkaç konteyner meselesi değildir. Bu iş, bu ithalat izinlerinin önünü açan karar mekanizmalarına kadar araştırılmalı; kimlerin hangi izinlerle, hangi denetimlerle ve hangi sorumlulukla bu süreci mümkün kıldığı kamuoyuna açıklanmalıdır.

Türkiye Avrupa’nın çöp alanı değildir. Çukurova da dünyanın çöp depolama sahası değildir. Mersin sahili de sizin plastik atık alanınız değildir.

Artık tüm atık ithalatı bağımsız ve şeffaf biçimde denetlenmeli; miktarı, niteliği ve çevresel etkileri düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Sessiz kalmak çözüm değildir. Daha fazla bilimsel araştırma, daha fazla denetim ve daha güçlü bir toplumsal duyarlılık olmadan bu sorunun gerçek boyutunu ortaya çıkarmamız mümkün değildir.

Prof. Dr. Erkan AKTAŞ

Devamını Oku

AVRUPA’NIN ÇÖPÜ, ÇUKUROVA’NIN YÜKÜ

AVRUPA’NIN ÇÖPÜ, ÇUKUROVA’NIN YÜKÜ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AVRUPA’NIN ÇÖPÜ, ÇUKUROVA’NIN YÜKÜ

Yıllardır söylüyoruz…

Avrupa’nın atıkları Türkiye’ye geliyor, önemli bir bölümü Adana ve Mersin’de işleniyor. Ancak ayrıştırılamayan ve denetlenemeyen atıkların bir kısmı toprağa, havaya ve suya karışıyor.

Bugün geldiğimiz noktada insanlar denize girdiklerinde, sudan çıktıklarında saçlarına kadar yapışan plastik parçacıkları temizlediklerini söylüyor.

Peki bu denize kim girer?

Bu denizden çıkan balığı kim gönül rahatlığıyla yer?

Mersin turizmi ne olacak?

Tarım ne olacak?

Balıkçılık ne olacak?

Birilerinin üç beş kuruş daha fazla kazanması uğruna bir kentin geleceğiyle oynanıyor.

Üstelik bu artık sadece çevre sorunu değil; halk sağlığı, tarım, turizm ve gelecek kuşakların yaşam hakkı meselesidir.

Çin’in kabul etmediği atıkları neden Türkiye kabul ediyor?

Neden Çukurova, Avrupa’nın atık yükünü taşımak zorunda bırakılıyor?

Ve en önemlisi…

Yetkililer daha ne kadar sessiz kalacak?

Çünkü susmak tarafsızlık değildir.

Bu kirliliğe göz yumanlar, bu sürece sessiz kalanlar da en az bu atıkları ithal edenler kadar sorumludur.

Bugün sessiz kalanlar, yarın kirlenen toprağın, denizin ve çocuklarımızın geleceğinin hesabını vermek zorunda kalacaktır.

Daha ne olması lazım?

Prof. Dr. Erkan AKTAŞ

Devamını Oku

MODERN ÇAĞIN GÖRÜNMEYEN KAHRAMANLARI: BABALAR

MODERN ÇAĞIN GÖRÜNMEYEN KAHRAMANLARI: BABALAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MODERN ÇAĞIN GÖRÜNMEYEN KAHRAMANLARI: BABALAR

Bugün Babalar Günü.

Bir baba olarak bugün sadece babaları değil, babalığın geçirdiği büyük dönüşümü düşündüm.

Geçmişte babalık daha belirgin rollerle tanımlanıyordu. Bugün ise dünya değişti, aile değişti, beklentiler değişti. Ancak babalık hâlâ bu dönüşümün tam ortasında yer alıyor.

Üstelik bugünün babaları yalnızca kendi hayatlarını yaşamıyor; geçmişten kalan baba algılarının yükünü de taşıyor. Geçmişin hataları, geçmişin önyargıları ve geçmişin otoriter baba örnekleri çoğu zaman günümüz babalarının üzerine yıkılıyor.

Bir anlamda bugünün babaları, geçmişin yükü ile geleceğin beklentileri arasında sıkışıp kalıyor.

Hem güçlü olması bekleniyor,

hem duygusal olması.

Hem çalışması bekleniyor,

hem daha çok zaman ayırması.

Hem otorite olması bekleniyor,

hem arkadaş olması.

Belki de tarihin hiçbir döneminde babalık bu kadar karmaşık olmamıştı.

Modern babalığın görünmeyen yüklerinden biri de tüketim toplumunun yarattığı baskıdır.

Kapitalizm yalnızca ürün üretmez; aynı zamanda ihtiyaçlar, beklentiler ve arzular da üretir. Bu süreçte aile içindeki tüketim kararlarını etkileyen kişi ve gruplar sürekli analiz edilir. Özellikle kadınlar ve çocuklar, tüketim tercihleri üzerindeki etkileri nedeniyle piyasanın en çok ilgilendiği alanlardan biri haline gelir.

Burada mesele kadınları ya da çocukları suçlamak değildir.

Asıl mesele, tüketim sisteminin aile içindeki beklentileri sürekli büyütmesidir.

Daha iyi okul,

daha iyi telefon,

daha iyi tatil,

daha iyi yaşam…

Bu talepler sevgi üzerinden şekillenir; ancak çoğu zaman ekonomik yükü aile bütçesine yansır.

Belki de modern babalığın en az konuşulan taraflarından biri budur.

Babalar yalnızca çalıştıkça yorulmuyor; tükettikçe de tükeniyor.

Çünkü tüketim çağında baba, çoğu zaman üreten ama kendisi için en az tüketen kişiye dönüşüyor.

Kazandığını ailesine harcıyor.

Zamanını ailesine harcıyor.

Ömrünü ailesine harcıyor.

Ve bazen farkına varmadan biraz daha yaşlanıyor.

Biraz daha yoruluyor.

Biraz daha tükeniyor.

Belki de çağımızın en sessiz gerçeği budur:

Tükettikçe tükenen, yaşlandıkça görünmezleşen ve buna rağmen sevdikleri için mücadele etmeye devam eden babalar…

Ama bütün bu zorlukların yanında önemli bir gerçek daha var.

Bugünün babaları, geçmiş kuşakların çoğu zaman yaşayamadığı bir babalığı da yaşayabildi.

Çocuklarıyla daha fazla vakit geçirdiler.

Onların büyümesine daha yakından tanıklık ettiler.

Sevgilerini göstermeyi öğrendiler.

Çocuklarıyla sadece bir otorite ilişkisi değil, bir dostluk ve paylaşım ilişkisi kurabildiler.

Belki de modern babalığın en güzel tarafı budur.

Zorlukları arttı ama çocuklarına yakınlığı da arttı.

Bu nedenle babalık sadece bir görev değildir.

Babalık emektir.

Babalık fedakârlıktır.

Babalık destek olmaktır.

Babalık bazen görünmeden var olmaktır.

Belki de bu yüzden babalar, modern çağın görünmeyen kahramanlarıdır.

Bugün Babalar Günü’nde yalnızca babaları kutlamak değil, onları anlamaya çalışmak da gerekiyor.

Çünkü insan bazen babasını, bazen de babalığı ancak büyüdüğünde anlayabiliyor.

Her şeye rağmen…

Babalık zor olabilir.

Ama bir o kadar da güzeldir.

Prof. Dr. Erkan AKTAŞ

Devamını Oku