11 Nisan 2026 Cumartesi
Mersin Büyükşehir Belediyesi, Hüseyin Okan Merzeci Bulvarı hattını kesintisiz akışa kavuşturacak kavşak ve geçit projeleri için takvim açıklıyor, şantiye kuruyor, imalat yapıyor. Aynı hatta Karayolları’nın sorumluluğunda bulunan Akbelen dosyasında ise kent hâlâ tamamlanmış bir çözüm bekliyor. Mersin trafiğinin gerçek rahatlaması, iki kurumun aynı hızda yürümesine bağlı.
TRAFİĞİ SADECE ARAÇ SAYISIYLA AÇIKLAYAMAYIZ
Yıllardır Mersin kentiçi merkez trafiğini konuşuyoruz. Ama artık meseleyi yalnızca araç sayısına, nüfus artışına ya da sürücü hatalarına bağlayarak açıklayamayız. Çünkü bugün önümüzde çok daha açık bir tablo var. Kent merkezinde Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü kavşak ve geçit yatırımları var. Aynı omurga üzerinde Karayolları’nın sorumluluğunda bekleyen Akbelen düğümü var. Doğu hattında ise D-400 üzerinde, özellikle Bekirde yolu kesişmesinde, artık sadece trafik değil doğrudan can güvenliği tartışması vardır. Demek ki Mersin’in trafik meselesi artık tek tek noktaların değil, bütün bir ulaşım sisteminin meselesidir.
Mersin Büyükşehir Belediyesinin, Burhanettin Kocamaz ve Vahap Seçer dönemlerinde şimdiye kadar tamamladığı kentiçi kavşak projeleri:
Tulumba Bat-Çık, Demokrasi Bat-Çık, Egemenlik Katlı Kavşağı, Anıt Katlı Kavşağı, Sevgi Katlı Kavşağı, Göçmen Katlı Kavşağı ve Dikenli Yol Alt Geçidi.
Tabii ilçelerde ve köylerde yaptığı projeleri de var Büyükşehir’in.
Karayolları’nın Mersin kent merkezi ve merkez ilçe ulaşımıyla doğrudan ilişkili olup tamamladığı projeler:
Akbelen (Mezarlık-2) Köprülü Kavşağı, Liman-Hal Köprülü Kavşağı, Mersin Gözne Yolu ve üzerindeki kavşaklar, Otoyol-OSB Bağlantısı, Mersin-Anamur Bölünmüş Yol ve Tüneller Projesi.
BELEDİYE TAKVİM VERİYOR, ŞANTİYE KURUYOR, İNŞAATA BAŞLIYOR
Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin son dönemde ortaya koyduğu yaklaşımın en önemli tarafı şudur: Niyet değil, takvim konuşuyor. Hüseyin Okan Merzeci- Turgut Özal Bulvarı kesişmesindeki Hal Katlı Kavşağının yapımı başladı; hizmete girmek için gün sayıyor. Devamında Kuyuluk, Sayapark, Beşyol tüp geçidi ve Mersinli Ahmet hattına ilişkin hedefler açıklandı. Belediye, Hüseyin Okan Merzeci Bulvarı üzerinde kesintisiz akış sağlayacak bir ekspres hat mantığı kurmaya çalışıyor. Bu, kent içi ulaşım açısından çok önemli bir yaklaşımdır Çünkü trafik rahatlaması, bir tek kavşağın açılmasıyla değil, birbirini tamamlayan düğüm noktalarının aynı plan içinde çözülmesiyle olur.
2. ÇEVRE YOLU SADECE BİR YOL DEĞİL, KENTİN ANA DOLAŞIM HATTIDIR
Bu noktada 2. Çevre Yolu’na yalnızca bir bulvar gibi bakamayız. Burası artık Mersin’in kuzey güney ve doğu batı ilişkilerini taşıyan ana dolaşım omurgalarından biridir. Burada sağlanacak kesintisiz akış, sadece sürücünün kırmızı ışıkta daha az beklemesi anlamına gelmez. Bu aynı zamanda ticaretin hızlanması, servis sürelerinin kısalması, yakıt tüketiminin azalması, lojistik verimliliğin artması demektir. Bir şehirde ana arterler ne kadar düzenli çalışırsa, ekonominin günlük ritmi de o kadar sağlıklı çalışır.
AKBELEN ARTIK BİR KAVŞAK DEĞİL, BİR EŞGÜDÜM TESTİDİR
Karayolları’nın Mersin’de Akbelen dışında da kavşak projeleri olmuştur, Çeşmeli-Taşucu Otoyolu yapımı sürüyor; ancak ben burada Mersin kent içi merkez trafiği ile ilgili kavşaklardan söz ediyorum. Mersin merkez trafiği açısından ismi en net ve en kritik biçimde yaşayan kavşak dosyası yine Akbelen Katlı Kavşağı, yani Mezarlık-I Kavşağı görünmektedir.
Tam da bu nedenle Akbelen Katlı Kavşağı meselesi sıradan bir yatırım başlığı olmaktan çıkmıştır. Kamuoyunda Akbelen diye bilinen, resmi kayıtlarda ise Mezarlık-1 kavşağı olarak geçen bu dosya, bugün Mersin’de kurumlar arası eşgüdümün sınandığı en önemli başlıklardan biridir. Belediye kendi hattında ilerliyorsa, aynı omurga üzerindeki en kritik düğüm noktalarından birinde Karayolları’nın geride kalması kabul edilemez. Çünkü bir kurumun yaptığı yatırım, diğer kurumun gecikmesi yüzünden tam verim üretemiyorsa, kaybeden bütün şehirdir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın TBMM’ye verdiği yanıtta Mezarlık-2’nin tamamlandığı, buna karşılık Mezarlık-1 için yeni ihale sürecinin hedeflendiği belirtiliyor. Yani dosyada kısmi ilerleme vardır, ama Mersin’in hissettiği bütünlüklü çözüm henüz yoktur.
BEKİRDE, TRAFİK TARTIŞMASINDAN ÇIKMIŞ, CAN GÜVENLİĞİ SORUNUNA DÖNÜŞMÜŞTÜR
Bekirde Kavşağı ise bu yazının mutlaka altı çizilmesi gereken başlığıdır. Çünkü Bekirde, yalnızca yoğunluk yaşanan bir kavşak değildir. Burası, yıllardır kamuoyunda önlem alınması istenen ve ne yazık ki ölümlü kazalarla gündeme gelen bir noktadır. 2016’da Liman, Hal ve Bekirde köprülü kavşaklarına ilişkin temel atma duyuruları yapıldı. Sonraki yıllarda da bu bölge proje açıklamalarında yer aldı. Buna rağmen 2026 yılında Bekirde hâlâ ağır kazalarla anılıyorsa, burada artık geçici çözümlerle yetinilemeyeceği açıktır. 2 Şubat 2026’daki ölümcül kaza, bu hattın yalnızca trafik mühendisliği değil, insan hayatı açısından da acil bir müdahale alanı olduğunu yeniden gösterdi.
D-400 REVİZYONU PARÇA PARÇA DEĞİL, SİSTEM MANTIĞIYLA ELE ALINMALIDIR
Buradan D-400 meselesine geliyoruz. Mersin-Adana Devlet Yolu yalnızca bir geçiş güzergâhı değildir. Bu yol, aynı zamanda kentin doğu aksındaki yerleşimlerin, sanayi bölgelerinin, liman etkisinin ve günlük kent hareketliliğinin taşıyıcısıdır. 2026 başında yayımlanan acele kamulaştırma kararı ve yapılan açıklamalar, bu hatta daha geniş bir revizyon iradesinin bulunduğunu gösteriyor. Benim gördüğüm kadarıyla Bekirde için ayrı ve bağımsız bir başlıktan çok, daha geniş D-400 düzenlemesi öne çıkıyor. Bu da doğrudur. Çünkü Bekirde’yi tek başına ele almak yerine, D-400 doğu hattını bir bütün olarak güvenli, akıcı ve kentle uyumlu hale getirmek gerekir. Aksi halde bir noktada yapılan iş, birkaç kilometre ötede yeniden tıkanır.
MERSİN’İN İHTİYACI YENİ BİR PROJE DEĞİL, ORTAK TAKVİMDİR
Bugün artık şunu açıkça söylemek zorundayız: Mersin’in trafik sorunu, proje yokluğundan çok eşgüdüm eksikliği yüzünden büyüyor. Belediye kendi sorumluluk alanında takvim veriyor, sahaya iniyor, yatırım yapıyor. O halde Karayolları da Akbelen için net takvim açıklamalı, Bekirde için güvenlik odaklı somut çözüm ortaya koymalı, D-400 revizyonunu kent içi ulaşım planıyla uyumlu biçimde kamuoyuna anlatmalıdır. Şehir yönetimi, kurumların birbirine görev hatırlatmasıyla değil, birbirini tamamlayan bir irade göstermesiyle sonuç üretir.
ŞİMDİ YAPILMASI GEREKENLER BELLİDİR
Birincisi, Akbelen dosyası için kamuoyuna açık ve bağlayıcı bir takvim ilan edilmelidir.
İkincisi, Bekirde için yalnızca uyarı levhası ve geçici önlem değil, kalıcı yol güvenliği çözümü devreye alınmalıdır.
Üçüncüsü, D-400 / Mersin-Adana Devlet Yolu revizyonu, kent merkezi kavşak yatırımlarıyla birlikte okunmalı ve tek ulaşım sistemi mantığıyla planlanmalıdır.
Dördüncüsü, Büyükşehir Belediyesi ile Karayolları arasında görünür, düzenli ve kamuoyuna açık bir eşgüdüm mekanizması kurulmalıdır.
SON SÖZ: MERSİN YARIM ÇÖZÜM DEĞİL, TAMAMLANMIŞ BİR ULAŞIM AKLI İSTİYOR
Mersin artık parçalı yatırımlarla oyalanacak bir şehir değildir. Bir tarafta kavşak yapılıp öte tarafta düğüm bırakılırsa, sonuç başarı değil eksik başarı olur. Bir hatta akış sağlanıp diğer hatta can güvenliği sorunu sürerse, buna çözüm denemez. Bu şehir artık kurumların birbirini beklediği değil, birbirini tamamladığı bir dönemi hak ediyor.
Mersin’in ihtiyacı yeni mazeret değil, ortak iradedir.
Mersin’in ihtiyacı parçalı proje değil, bütünlüklü ulaşım aklıdır.
Haftaya yine buradayız, hoşça kalın.

Ayhan KIZILTAN / MERSİN
Ayhan KIZILTAN
Mühendislikte bir kural vardır; doğru bir sistem kurmak istiyorsanız, önce sorunu doğru teşhis edeceksiniz. Mersin için bu teşhis yıllardır belliydi: Dünyanın yükünü çeken liman, şehri ve ticareti boğan bir dar boğaza girmişti. 9 Nisan’da açılışı yapılacak olan Mersin Lojistik Merkezi, işte bu dar boğazı genişletme, Mersin’i gerçek bir dünya kenti yapma yolunda atılmış en somut adımdır.
Bu merkezin temelinde sadece beton ve asfalt yok; bu projenin harcında büyük bir emek, bitmek bilmeyen bir ısrar ve sektör paydaşlarıyla örülmüş bir “ortak akıl” var.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığım döneminde, Mersin Nakliyeciler Derneği yönetimi ve sektör üyeleriyle az aşındırmadık Büyükşehir Belediye Başkanının kapısını. Her ziyaretimizde aynı şeyi söyledik: “Mersin’in geleceği lojistikte, lojistiğin geleceği ise bu merkezdedir.” Sadece istemedik; projenin Mersin’in ekonomik kılcal damarlarına nasıl kan pompalayacağını, mühendislik titizliğiyle hazırladığımız raporlarla, sosyal medya paylaşımlarımızla ve kamuoyu önündeki her demecimizle anlattık.
Yıllardır savunduğum bir vizyon var: Marmara’nın yükü artık Anadolu’ya, Mersin-Çukurova aksına aktarılmalıdır. Bu aktarımın gerçekleşmesi için de limanımızın, demiryolu ağımızın ve havalimanımızın bütünleşmiş çalıştığı devasa bir lojistik havzaya ihtiyacımız vardı. Bugün açılışına şahitlik edeceğimiz bu merkez, o büyük yapbozun en kritik parçasıdır.
Şunu hep vurguladım; yatırımcı için en büyük teminat, o kentin demokrasi kültürü ve Cumhuriyet değerlerine olan bağlılığıdır. Mersin’in meslek odalarıyla, sivil toplumuyla ve yerel yönetimiyle bu projede el ele vermesi, yatırımcıya şu güveni vermiştir: “Burada akıl çalışıyor, burada iş birliği var.”
SİYASİ REKABET OLUŞTURMAK
Bu sürecin dönüm noktalarından biri, 6 Ekim 2021’de Mersin Nakliyeciler Sitesi’nde yapılan “Büyük Nakliyeciler Buluşması” oldu. O gün Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin katkısıyla, sektör temsilcileriyle, nakliyecilerimizle ve dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılımıyla çok önemli bir buluşma gerçekleştirdik. Bu toplantıda yaptığım açılış konuşmasında yıllardır çözülemeyen site sorununu, bir uluslararası lojistik köy gereksinimini ve kentin lojistik yatırımlarda önünün açılması gerektiğini anlattım. Kılıçdaroğlu da konuşmasına başlarken beni dikkatle dinlediğini söyleyip doğrudan bu çerçeveye atıf yaptı; “27 yıldır çözülemeyen bir siteden söz ettiniz” diyerek hem mevcut sorunu hem de bir uluslararası lojistik köy gereksinimini sahiplenen bir tutum ortaya koydu.
Ben o gün şunu anlatmaya çalışıyordum: Bu mesele sadece nakliyecilerin daha düzenli ofislere kavuşması meselesi değildir. Bu, Mersin’in ticari omurgasının daha akıllı, daha planlı, daha verimli hale gelmesi meselesidir. Yerel basına yansıyan konuşmamda da kamu ve hazine arazilerinin birkaç kişiye rant sağlayacak şekilde değil, bütün kentin ekonomisine katkı üretecek şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladım. Aynı konuşmada, Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Nakliyeciler Sitesi sorununun çözülmesinin lojistik alanında ilk somut adım olduğunu, sırada da uluslararası standartta bir lojistik köy hedefinin bulunduğunu söyledim.
O toplantıda yalnızca bir yer sorunu konuşulmadı. Nakliye sektörünün yapısal sorunları, çatı örgüt ihtiyacı, maliyet baskısı, sınır kapılarındaki sorunlar, KDV iadeleri, şoför yetiştirilmesi, mazot ve geçiş ücretleri gibi başlıklar da ortaya kondu. Bu yüzden 6 Ekim 2021 buluşması, sadece bir miting ya da bir ziyaret değildi. Sektörün kendi sesiyle konuştuğu, siyasetin de o sesi dinlemek zorunda kaldığı bir eşikti. Mersin’in lojistik meselesi ilk kez bu kadar görünür, bu kadar güçlü ve bu kadar sahici biçimde ülke gündemine taşındı.
Nitekim sonrasında bunun etkisi görüldü. Vahap Seçer, daha sonra yaptığı açıklamada o toplantıdan sonra lojistik sektörünün sorunlarının Türkiye genelinde konuşulmaya başlandığını söyledi. Aynı açıklamada, MTSO, Büyükşehir Belediyesi ve UND arasında lojistik köy için temsilcilerle çalışma başlatıldığını, ilk toplantının MTSO’da yapıldığını ve artık bu işin lafta kalmaması gerektiğini anlattı. Bu kayıtlar, o gün orada kurulan iradenin sonraki sürece gerçekten yön verdiğini gösteriyor.
“Büyük Nakliyeciler Buluşması” toplantısından sonra çok eleştirildim; MTSO’nın CHP’ye destek verdiği yolunda suçlandım. Aslında ne yapmaya çalıştığımı anlamadılar. Bu suçlamalar şöyle yanıt verdim: “Ben Lojistik sektörünün önemli sorunlarının çözümü için bir siyasi rekabet yarattım. Emin olun birkaç gün içinde ilgili bakanlık lojiktik sorunu ile ilgili harekete geçecektir”. Nitekim bir hafta geçmeden UND Genel Merkezinde Bakanlık lojistik konusunu ortaya koyan bir toplantı yaptı. Demek ki bazen bir kente hizmet etmenin yolu, siyaset üstü durup siyaset içinde rekabet üretmekten geçiyor.
MERSİN’DE AÇILAN SADECE BİR MERKEZ DEĞİL
9 Nisan 2026 günü Mersin’de açılacak olan Lojistik Merkezi’ne bakarken, yalnızca yeni bir tesisin kapılarının açıldığını görmüyorum. Ben, yıllardır ertelenen bir gereksinimin nihayet somutlaşmasını görüyorum. Huzurkent’te açılacak bu merkez, 100 ofis, 181 araçlık tır parkı, sosyal alanlar ve bakım atölyeleriyle hizmet verecek bir yapı olarak tasarlandı. Bu yönüyle mesele yalnızca fiziki bir yatırım değil, Mersin’in üretim, ticaret ve taşımacılık düzenine dair geç kalmış ama önemli bir adımdır.
Benim için bu konunun ayrı bir anlamı var. Çünkü Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığım süresinde bu meseleye sadece uzaktan bakan biri olmadım. Nakliyecilerimizin içinde bulunduğu koşulları yerinde gördüm, sektör temsilcileriyle defalarca toplantı yapıp konuştum, bu sorunun yalnızca bir meslek grubunun değil, bütün kentin sorunu olduğunu her fırsatta dile getirdim. Daha 2018 yılında mevcut sitenin sorunlarının raporlaştırılması ve yeni alan ihtiyacının somut bir dosyaya dönüştürülmesi gerektiğini ifade etmiştik. Sonraki yıllarda da çağdaş bir Nakliyeciler Sitesi ve onun devamında Uluslararası Lojistik Merkez kurulmasının artık zorunluluk haline geldiğini açıkça söyledik.
Çünkü mesele baştan beri çok açıktı. Mersin gibi limanı olan, serbest bölgesi olan, güçlü karayolu bağlantıları bulunan, demiryolu potansiyeli taşıyan, üretim ve ihracat kapasitesi yüksek bir kent; nakliyecisini baraka düzeninde, sıkışık alanlarda, verimsiz ve ilkel koşullarda çalıştırmamalıydı. Bu tablo ne Mersin’e yakışıyordu ne de Mersin ekonomisinin iddiasına uyuyordu. Nitekim dönemin haberlerinde de mevcut Nakliyeciler Sitesi’nin hem altyapı hem konum açısından yetersiz olduğu, kent trafiğini olumsuz etkilediği ve sektörün çağdaş koşullara kavuşması gerektiği açık biçimde yer aldı.
STK GÜCÜ: MERSİN NAKLİYECİLER DERNEĞİ
Bu nedenle biz, MTSO Yönetim Kurulu Üyeleri, Sektör Üyeleri ve özellikle Mersin Nakliyeciler Derneği yönetimiyle birlikte konuyu ısrarla gündemde tuttuk. Büyükşehir Belediye Başkanına defalarca anlattık. MTSO’da yapılan görüşmelerde, saha ziyaretlerinde ve kamuoyu önündeki açıklamalarımızda aynı noktayı vurguladık: Mersin için lojistik yalnızca bir sektör değildir; kentin ana damarlarından biridir. 2021’de bu yatırımın artık zorunlu hale geldiğini söyledik. Aynı yıl yapılan buluşmalarda bunu lojistik alanında bir başlangıç olarak değerlendirdik. 2022’de ise proje ihale aşamasına gelirken, yıllardır dillendirilen ihtiyacın nihayet ete kemiğe büründüğünü gördük.
Ben o dönemde şunu da özellikle vurguluyordum: Mersin Lojistik Merkezi sadece yer değiştirme projesi değildir. Bu merkez hayata geçtiğinde, kümelenme mantığıyla çalıştığı ölçüde, liman, kara yolu, demiryolu, gümrük ve hizmet altyapısını birbirine bağladığı ölçüde, taşıma maliyetlerini aşağı çekecek, verimliliği artıracak ve rekabet gücüne doğrudan katkı sunacaktır. Bu görüşümü o yıllarda açıkça ifade etmiştim. Çünkü lojistikte dağınık yapı maliyet üretir, planlı yapı ise güç üretir. Mersin’in ihtiyacı da tam olarak buydu.
Açılışı yapılacak olan merkez elbette bütün hikayenin sonu değildir. Hatta bana göre asıl soru şimdi başlıyor: Bu yatırımı yalnızca bir nakliyeciler yerleşkesi olarak mı kullanacağız, yoksa Mersin’in gerçek lojistik vizyonunun ilk halkası haline mi getireceğiz? Eğer ikinci yolu seçersek, bu tesis kent trafiğini rahatlatan, taşımacılık hizmetini düzenleyen, işletme maliyetlerini aşağı çeken ve Mersin’in lojistik kapasitesini büyüten bir kaldıraç işlevi görebilir. Belediyenin açıkladığı konum avantajı da bunu destekliyor; merkez D-400’e, OSB’ye, limana ve kent bağlantılarına yakın bir noktada konumlanıyor.
Burada hakkı teslim etmek gerekir. Bu merkez, tek bir kişinin, tek bir kurumun, tek bir dönemin eseri değildir. Bu merkez, yıllarca sorun yaşayan nakliyecilerin sabrının, sektör temsilcilerinin ısrarının, dernek yöneticilerinin takibinin, yerel yönetimin nihayet attığı somut adımın ve bu meseleyi sürekli gündemde tutan ortak aklın ürünüdür. Ben de MTSO Başkanlığım süresince bu ortak aklın oluşması, diri tutulması ve karar mercilerine taşınması için elimden gelen çabayı gösterdim. Bu yüzden bu açılış benim için sadece bir tören değil, uzun bir mücadelenin görünür hale gelmesidir. Bu açılışa davet edilmesem de sorun etmiyorum; tarih yazacaktır katkımı.
Ama açık konuşalım. Mersin’in hedefi yalnızca bugünkü merkezle sınırlı kalamaz. Mersin, Türkiye’nin en önemli dış ticaret ve lojistik kentlerinden biridir. Böyle bir kent için bir sonraki hedef daha büyük düşünmektir. Lojistik Merkezi’nin ardından, liman-demiryolu-gümrük entegrasyonunu daha güçlü kuran, ulusal ve uluslararası taşımacılık ağlarını birbirine bağlayan, gerçek anlamda stratejik bir uluslararası lojistik üs yaklaşımına geçmek zorundayız. Çünkü Mersin’in potansiyeli bunu gerektiriyor. Ben bunu yıllardır söyledim, bugün de aynı yerde duruyorum.
Şimdi önümüzde yeni bir görev var.
1.Bu merkezin işletme modelini verimli ve düzenli hale getirmek.
2.Kent trafiği, nakliye akışı ve lojistik hizmet kalitesi üzerindeki etkisini ölçmek.
3.Mersin’i yalnızca yerel bir taşıma noktası değil, bölgesel bir lojistik üs haline getirecek ikinci aşama yatırımları gecikmeden planlamak.
Çünkü şehirler, yalnızca bina yaparak büyümez. Şehirler, akıl kurarak büyür. Mersin Lojistik Merkezi’nin gerçek değeri de burada ortaya çıkacaktır.
Bugün açılan kapı, sadece bir tesisin kapısı değildir.
Bu kapı, Mersin’in lojistikte daha akıllı, daha planlı, daha iddialı bir geleceğe yürümesinin kapısıdır.
Mersin artık bekleyen değil, yön veren bir lojistik kent olmalıdır.
Yapılanı sahiplenelim, ama asıl büyük hedefi de unutmayalım.
Lojistik Merkez hayırlı olsun!
Mersin’de trafik düzeni ve sıkışıklığı herkes tarafından konuşulan bir konu. Trafik sıkışıklığı her geçen gün daha da artıyor.
Trafik sıkışıklığını etkileyen önemli unsurlar (çoğu insan kaynaklı unsurlar):
Bunlara benzer bir çok olumsuzluk yaratan unsur sıralanabilir.
Sohbetlerdeki konularda muhakkak geçiyor Mersin’deki bu trafik düzensizliği ve sıkışıklığı.
Daha önce bir çok yazımda bu konulara değinmiştim, :
Bu yazılarımda belirtmiştim; yayalar, sürücüler, dolmuş ve halk otobüs sürücüleri, toplu taşıma sürücüleri kurallara uysa, trafik polisleri kent içinde düzenin sağlanmasını daha çok eğilseler eminim trafik biraz daha rahatlar.
Ben bu yazımda her gün geçtiğim güzergahta bulunan ve adeta bir kaos oluşan 7 adet kavşaktan söz ediyorum.
Bu kavşaklardan geçerken adeta otomobil cambazlığı yaparak geçiyoruz; Allah’tan sürücüler bir birine anlayışlı davranıyorlar ve pek sıkıntı çıkmıyor.
Sıkıntı olmuyor diye böyle kalsın diyemiyorum; bu kaos kavşakları acilen çağdaş, güvenli ve kullanışlı olarak düzenlenmeli.

Birinci Kaos Kavşağı:
Akdeniz Siteler Mahallesindeki Mersin Sanayi Sitesi içinden geçen 159. Cadde ile Sanayi Sitesi içine dönen 5679. Sokağın keşistiği kavşak.
İkinci Kaos Kavşağı:
Akdeniz Siteler Mahallesindeki Mersin Sanayi Sitesi içinden geçen 159. Cadde ile Sanayi Sitesi içine dönen 5681. Sokağın keşistiği kavşak.
Üçüncü Kaos Kavşağı:
Akdeniz Gündoğdu Mahallesindeki 160. Cadde ile 141. Caddenin keşistiği kavşak.
Dördüncü Kaos Kavşağı:
Akdeniz Gündoğdu Mahallesindeki 141. Cadde ile Mersinli Ahmet Caddesinin keşistiği kavşak.
Beşinci Kaos Kavşağı:
Akdeniz Mithatpaşa Mahallesindeki 141. ve 117. Caddelerin Çiftçiler Caddesi ile keşistiği kavşak.
Altıncı Kaos Kavşağı:
Mezitli Akdeniz Mahallesindeki Fatih Caddesi ile Yaşar Doğu Caddesinin kesiştiği kavşak.
Yedinci Kaos Kavşağı:
Akdeniz Camişerif Mahallesindeki Cemalpaşa Caddesi ile Çakmak Caddesinin kesiştiği kavşak.
Giriş: Siyaset dizisinin bu bölümünde, iktidar partisi AK Parti’nin maruz kaldığı çok katmanlı baskıları inceliyorum. Karşımıza sadece bir parti içi yönetim sorunu değil, adeta bir “fırtınada gemi yönetme” mecburiyeti çıkıyor. AK Parti, bugün tarihinin en ağır jeopolitik, ekonomik, savunma ve toplumsal denklemi ile karşı karşıya.
Bir yanda Hürmüz Boğazı’nın kilitlenmesiyle tetiklenen küresel enerji krizi, diğer yanda Trump’ın müttefiklik sınırlarını zorlayan baskıları… AK Parti hükümeti, ekonomik yangını söndürmek için ana muhalefet partisi liderinin önerdiği Eşel Mobil gibi önceki uygulamasına geri dönerken; ordu, diplomasi ve iç barış üçgeninde bir sınavı veriyor. Fırtınalı bir denizde dümende kalmak mı, yoksa gemiyi limana sağ salim ulaştırmak mı? Siyasi Partilerimiz yazı dizisinin ikinci bölümünde, AK Parti üzerindeki çok yönlü baskıyı ve ‘kuruluş felsefesine dönüş’ sinyallerini mercek altına alıyorum.
1. Bölgesel Savaşlar ve Diplomatik Kıskaç
İran-İsrail gerilimi ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, Ankara’yı stratejik bir çıkmaza soktu. Trump yönetiminin öngörülemeyen baskıları ile enerji arz güvenliği arasında kalan hükümet, hem Batı blokuyla bağları korumak hem de bölgesel bir kaosu engellemek için bıçak sırtında yürüyor.
2. Savunma Zafiyetleri ve Kurumsal Hafıza
Türkiye’nin milli güvenliği, hem teknolojik donanım hem de nitelikli insan kaynağı açısından sarsıldı. FETÖ kumpaslarıyla tasfiye edilen “kurmay akıl” ve “kurumsal hafıza” kaybı, ordunun operasyonel kabiliyetinde hissedilir yaralar açmıştır. Yaşlanan uçak filosu ve personel boşluğu, iktidarın milli güvenlik karnesindeki en hassas madde olmaya devam ediyor.
3. Göç Baskısı ve “Tampon Bölge” Tartışması
Pakistan-Afganistan savaşında sadece bir haftada 120 bin kişinin yerinden edilmesi, Türkiye’nin demografik geleceğini tehdit ediyor. AB’nin Türkiye’yi bir “tampon bölge” olarak konumlandırma çabaları ve bu yöndeki diplomatik nabız yoklamaları, ekonomisi kırılgan olan bir ülke için kabul edilemez bir baskı unsuru oluşturuyor.
4. Ekonomik Kalkan: Eşel Mobil ve Öz’e Dönüş
Hürmüz’ün kapatılmasıyla tırmanan petrol fiyatları karşısında hükümet, 5 Mart 2026’da kritik bir karar alarak Eşel Mobil Sistemi‘ni geri getirdi. Zamların büyük kısmının ÖTV’den karşılanması kararı, AK Parti’nin kuruluşundaki “vatandaşın refahını koruma” geri dönme çabasının bir işaretidir.
5. Ortak Akıl İhtiyacı: Muhalefetle Stratejik İş Birliği
Böylesi bir savaş ortamında AK Parti, muhalefetle fikir alışverişinde bulunmayı bir zafiyet değil, stratejik bir güç birliği olarak görmelidir. Muhalefetin çeşitli platformlarda yükselen sesi, aslında kapalı tutulan diyalog kanallarının bir sonucudur. Uzman siyasetçilerin katılımıyla oluşturulacak ciddi “Milli Strateji Masaları”, krizleri ortak akılla aşmanın tek yoludur.
6. “Terörsüz Türkiye” Sürecinin Siyasi Riski
Hükümetin yürüttüğü bu süreç, AK Parti için en bıçak sırtı dosyalardan biridir.
“Umut hakkı” tartışmaları ve yasal düzenleme beklentileri, iktidarı kendi muhafazakâr-milliyetçi tabanı önünde zorlu bir sınavla baş başa bırakıyor. Bu süreçteki herhangi bir aksaklık, hükümetin üzerindeki toplumsal baskıyı zirveye taşıyabilir.
7. Benimsenmeyen Yıpratma Siyaseti ve Kuruluş Felsefesine Özlem
Hükümetin enerjisinin büyük kısmını CHP üzerine kurduğu yıpratma stratejisine ayırması, toplumda beklenmedik bir bumerang etkisine dönüşüyor gibi.
Toplumda, “Hükümet rakibiyle uğraşmaktan Türkiye’nin sorunlarını ihmal ediyor” algısı yerleşiyor. AK Parti tabanında, 2002’deki o kucaklayıcı, reformcu ve kalkınma odaklı felsefeye dönülmesi yönünde güçlü bir arzu var.
8. İçerideki “İkbal” Hesapları
Dışarıda fırtına koparken, parti içinde “Erdoğan sonrası” döneme hazırlık yapanların kadrolaşma çabaları, hükümetin kolektif reflekslerini zayıflatıyor. Yanlış siyasi transferler ve adalet sistemine yönelik eleştiriler, partinin moral üstünlüğünü zedeliyor.
Sonuç:
AK Parti için asıl sınav; içerideki ikbal hesaplarını ve muhalefeti yıpratma siyasetini bir kenara bırakıp, devletin “kurmay aklını” yeniden inşa etmek, kuruluş felsefesine geri dönmek ve toplumsal barışı tesis etmektir.
Orduyu politik çekişmelerden temizleyip, savunmadaki personel ve teknoloji boşluğunu acilen dolduracak rasyonel hamleler yapmaktır.KısacaMilli Savunmayı siyaset üstü tutmak.
Bölgesel savaşlarda taraf olmak yerine, “dengeleyici güç” kimliğiyle hareket etmeyi sürdürmek Türkiye’yi bu ateş çemberinden koruyacak tek yoldur.
Önce Türkiye, Sonra Parti, Ben Değil Biz diyen bir yönetim anlayışı, fırtınanın ortasındaki bu gemiyi limana ulaştıracak tek rotadır.
Ayhan KIZILTAN
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.