Abdullah Ayan

Abdullah Ayan

04 Eylül 2026 Cuma

Doğu Akdeniz’ in en büyük deniz faciası: Refah Vapuru trajedisi…*

Doğu Akdeniz’ in en büyük deniz faciası: Refah Vapuru trajedisi…*
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Doğu Akdeniz’ in en büyük deniz faciası: Refah Vapuru trajedisi…*
Son günlerde Girne-Taşucu hattında meydana gelen, 8 insanımızın hayatını kaybettiği ve 20 kişinin
kayıp olarak kaydedildiği müessif deniz kazası, basın-yayın organlarında çoğunlukla “Doğu Akdeniz
tarihinin en büyük kazası” ifadesiyle sunuldu. Güncel haberciliğin sansasyonel dili ve tarihsel
hafızasızlık birleştiğinde ortaya çıkan bu iddia, ne yazık ki cumhuriyet tarihimizin en ağır, en trajik
deniz felaketlerinden birinin üzerini örtme riski taşımaktadır.
Doğu Akdeniz’in karanlık sularına gömülen en büyük trajediyi arayanların, günümüz haberciliğinin sığ
sınırlarını aşıp 23 Haziran 1941 gecesine, Mersin açıklarında batan Refah Vapuru’ na ve oradan
yükselen sessiz çığlıklara bakması gerekmektedir.
İkinci Dünya Savaşı’nın dünyayı kasıp kavurduğu, Türkiye’nin ise hassas bir tarafsızlık dengesi
yürüttüğü günlerde; İngiltere’ nin uzun süre farklı gerekçelerle ertelediği 4 denizaltı ve savaş
uçaklarının teslim alınması amacıyla yetkin denizci ve havacı personelinden bir ekibin
görevlendirilmesi…
İngilizler kolaylık olsun diye ekibin Mısır Port Sait limanından İngiltere’ ye hareket edecek İngiliz
transatlantiğine ulaştırılmasını önerince askerleri Port Sait’ e nakletmek üzere bir görev planlandı.
Subaylar, astsubaylar, Hava Harp Okulu öğrencileri ve erlerden oluşan 200 kişilik nitelikli askerî
personel, Mısır’da kendilerini bekleyen ve sıkışık hareket takvimi olan Queen Mary transatlantiğine
yetişmek zorundaydı.
Ancak bu değerli ekibi Akdeniz’in tehlikeli sularından geçirmek için tahsis edilen vasıta; yaşlı, her yanı
dökülen ve daha birkaç ay önce Mersin’deki şiddetli fırtınada ağır hasar görüp tersaneye çekilmiş olan
Refah adlı kömür şilebi oldu.
Ambarları hala kömür tozuyla kaplı bu yük gemisi, ne personeli taşıyabilecek fiziki şartlara sahipti ne
de yeterli güvenlik donanımına.
Mersinli marangozların aceleyle güverteye çaktığı ahşap tuvaletler, çürümüş can simitleri, jeneratör
durduğunda devre dışı kalan pilsiz bir telsiz ve sadece iki adet yetersiz filika ile Refah, 23 Haziran 1941
günü saat 17.30’da Mersin Yolcu İskelesi’nden “Allah’a emanet” biçimde demir aldı.
Geminin Mersin’den hareketinden yaklaşık 5 saat sonra, Kıbrıs ile Karataş arasındaki uluslararası
sularda meydana gelen şiddetli patlamayla Refah Vapuru bir anda ikiye bölündü.
Patlama etkisiyle Jeneratörler durunca telsiz de sustu; denize dökülen yüzlerce asker imdat çağrısında
bile bulunamadı.
Gemideki iki filikadan biri daha ilk anda parçalanırken, diğer filikaya sığınabilen 28 kişi 20 saati aşkın
bir boğuşmanın ardından Karataş sahiline ulaşabildi.
Ankara ve devlet kademeleri, faciadan ancak kurtulanların Karataş Feneri’ndeki telsizden
gönderdikleri mesaj üzerine haberdar oldu…
Sahil güvenlik ve kurtarma imkânlarının yetersizliği, iletişim kopuklukları ve bürokratik aksaklıklar
sonucu yardım intikali gecikince denizdeki can pazarında bilanço daha da ağırlaştı…
Refah Vapuru felaketinde; 15 deniz subayı, 16 harp okulu öğrencisi, 49 denizaltı astsubayı, 63 er ve 25
gemi personeli olmak üzere toplam 167 yetişmiş vatan evladı Akdeniz’in soğuk sularında şehit oldu.
Faili meçhul olarak tanımlanabilecek faciadan sonra başlatılan adli ve idari soruşturmalar, Meclis
tutanaklarına da yansıyan sert tartışmalara sahne oldu.

Dönemin Millî Müdafaa (Savunma) ve Münakalat (Ulaştırma) Bakanlarının istifasına kadar uzanan
süreçte, facianın kesin sebebi —bir Alman/İtalyan denizaltı torpidosu mu, zaman ayarlı bomba mı
yoksa Fransız saldırısı mı olduğu— hiçbir zaman tam olarak netleştirilemedi.
Taşınan personelin hayatı kadar, ihmaller zinciri de gizlilik politikaları ve dönemin konjonktürel
şartları arkasına gizlendi. Şehitlerimizin geride bıraktığı ailelerin hakkı ve olayda sorumluluğu
bulunanların tespiti uzun yıllar kamuoyundan uzak tutuldu.
Bugün Girne-Taşucu hattında yaşanan ve 8 insanımızın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan kaza
şüphesiz büyük bir acıdır ve her yönüyle incelenmelidir.
Ancak bu olayı “Doğu Akdeniz tarihinin en büyük deniz kazası” olarak nitelendirmek, hem denizcilik
tarihimize hem de Refah Vapuru’ nda göz göre göre ölüme gönderilen 167 şehidimizin aziz hatırasını
unutturulmamalı…
Doğu Akdeniz’in en büyük deniz trajedisi; ihmalin, liyakatsizliğin ve kaostan beslenen savaş
konjonktürünün beslediği karanlık iklimde kurban verilen 167 fidanın hikâyesi olan Refah Vapuru
Faciası…
Tarihi gerçeği özetin de özeti biçimde yeniden hatırlatmaya çalışırken; geçmişe saygının ve gelecekte
benzer acıların yaşanmaması için gereken kurumsal hafızanın tazelenmesini amaçladım…
*Not: Yukarıdaki özet; Refah Vapuru faciasının tüm boyutlarıyla yer aldığı araştırmam “Siyah Beyaz
Mersin” adını verdiğim yayına hazır kitabımdan derlendi…

ABDULLAH AYAN

Devamını Oku

Silivri’deki gemi kazasında soruşturmanın detayları ortaya çıktı

Silivri’deki gemi kazasında soruşturmanın detayları ortaya çıktı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Silivri açıklarında iki ticari geminin çarpışmasının ardından başlatılan soruşturmada yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Savcılık, her iki geminin seyir, manevra, telsiz ve dijital kayıtlarını incelemeye aldı. Tuğberk İmamoğlu gemisinin battığı bölgede derinliğin 800 ila bin 100 metre arasında olduğu değerlendirilirken, 10 kişilik mürettebatı arama çalışmaları sürüyor.

03/09/2026 01:45 KAYNAK: İhlas Haber Ajansı (IHA)

Silivri açıklarında 1 Eylül sabahı meydana gelen gemi kazasına ilişkin Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmanın ayrıntıları belli oldu.

Kaza, Silivri’nin yaklaşık 18 mil güneyinde meydana geldi. Kocaeli’den Aliağa’ya giden Türk bayraklı, 90 metre uzunluğundaki ALSU isimli ticari gemi ile İskenderun Limanı’ndan Karadeniz Ereğli’ye seyreden Tuğberk İmamoğlu isimli ticari gemi çarpıştı.

Kazanın ardından Tuğberk İmamoğlu gemisinde bulunan 10 personelle irtibat kesildi. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerinin denizdeki arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

HER İKİ GEMİNİN KAYITLARI İNCELENECEK

Soruşturma kapsamında iki geminin armatör ve işletici şirketleri ile şirket yetkililerine ilişkin bilgiler temin edildi. Olayın aydınlatılması amacıyla ilgili şirketlerden kayıt, belge ve dijital verilerin alınması için gerekli talimatlar verildi.

ALSU gemisine ait seyir, rota ve manevra bilgileri ile köprüüstü ve makine kayıtlarının yanı sıra VDR (Sefer Veri Kaydedicisi), ECDIS ve AIS/GPS verilerinin muhafaza altına alınması istendi.

Televizyon Suç ve Adalet Dizileri

Ayrıca jurnal ve manevra defterleri, sefer planı, mürettebat ve vardiya çizelgeleri, gemi ve klas sertifikaları, yük kayıtları ile fotoğraf ve video kayıtlarının da soruşturma dosyasına alınması talep edildi.

VHF VE VTS GÖRÜŞMELERİ SAVCILIĞA GÖNDERİLECEK

İstanbul Bölge Liman Başkanlığı’ndan her iki gemiye ait sicil belgeleri, sertifikalar, klas belgeleri, liman devleti kontrol raporları ve idari tahkikat dosyası istendi.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nden ise kazadan önceki 12 saati kapsayacak şekilde iki geminin VHF/telsiz haberleşmeleri ile gemiler ve Gemi Trafik Hizmetleri (VTS) arasındaki görüşmelerin gönderilmesi talep edildi.

Radar, rota, hareket ve manevra kayıtları da soruşturma kapsamında incelenecek.

MEDYAYA YANSIYAN TELSİZ KAYITLARI DA ARAŞTIRILIYOR

Kazanın ardından ALSU ve Tuğberk İmamoğlu gemilerinin kaptanları arasında geçtiği belirtilen bazı telsiz görüşmelerinin medya ve açık kaynaklarda yayımlandığı tespit edildi.

Söz konusu kayıtların henüz resmi makamlar aracılığıyla soruşturma dosyasına ulaşmadığı belirtilirken, görüşmelerin orijinal ve eksiksiz halinin temin edilmesi amacıyla Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nden VHF/telsiz ve VTS haberleşme kayıtları istendi.

Sahil Güvenlik unsurları ile ALSU gemisi arasında olay sonrasında gerçekleştirilen telsiz görüşmelerinin ise soruşturma dosyasına alındığı ve incelenerek tutanak altına alındığı bildirildi.

BİLİRKİŞİLER KAZA BÖLGESİNDE İNCELEME YAPACAK

Kazadaki kusur durumunun belirlenmesine yönelik ön rapor hazırlanması için gemi kaptanlığı ve gemi inşaat mühendisliği alanlarında bilirkişiler görevlendirildi.

Bilirkişilerin, Silivri’deki limana çekilmekte olan ALSU gemisinde ve kaza mahallinde inceleme yapabilmeleri amacıyla bölgeye gönderildiği belirtildi.

BATIK GEMİNİN BULUNDUĞU BÖLGE BİN 100 METREYE KADAR DERİN

Tuğberk İmamoğlu gemisinin battığı bölgede deniz derinliğinin yaklaşık 800 ile bin 100 metre arasında olduğu değerlendiriliyor.

Bu nedenle geminin ve enkaz alanının tespit edilmesi, deniz tabanında tarama ve inceleme yapılması ile delillerin toplanabilmesi için söz konusu derinlikte çalışabilecek teknik imkanların belirlenmesine yönelik araştırma ve koordinasyon çalışmalarının sürdüğü bildirildi.

DENİZDE KİRLİLİK TESPİT EDİLDİ

Tuğberk İmamoğlu gemisinin battığı bölgede deniz yüzeyinde kirlilik oluşmaya başladığı da tespit edildi.

Kirliliğin niteliğinin, kaynağının ve yayılımının belirlenmesi ile çevre ve insan sağlığı açısından oluşturabileceği risklerin değerlendirilmesi amacıyla araştırma ve inceleme yapılması talimatı verildi.

Yetkililerden gerekli sağlık ve çevre tedbirlerinin alınması da istendi. Kazayla ilgili soruşturma ile kayıp 10 personeli arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Devamını Oku

70’ lerin Petrol Şokundan günümüzdeki Silikon Şokuna…

70’ lerin Petrol Şokundan günümüzdeki Silikon Şokuna…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

70’ lerin Petrol Şokundan günümüzdeki Silikon Şokuna…
Dünya ekonomisi, 1970’lerdeki Petrol Şoku’ndan bu yana en radikal yapısal kırılmalardan birine
tanıklık ediyor…
Ve bunun adı Silikon Şoku…
Yapay zekâ altyapısına ve yarı iletken teknolojilerine yönelik benzeri görülmemiş talep, yalnızca
teknoloji sektörünü büyütmekle kalmıyor; küresel servet transferini, fiyatlandırma dinamiklerini ve
makroekonomik dengeleri yeniden tanımlıyor.
1970’li yıllarda Arap-İsrail savaşı ardından gelen ve dünyayı kasıp kavuran Petrol Şoku, o güne kadar
ucuz ve erişilebilir enerjiye dayalı küresel sanayi üretiminin temel girdi maliyetlerini akıl almaz
boyutlara çıkarmış, akabinde küresel stagflasyon ve derin servet transferlerine yol açmıştı.
Sudan ucuz akaryakıtla çalışan büyük silindirli ABD otomobilleri küçük motorlu ucuz Japon arabaları
karşısında girdikleri şoku atlatamamış ve zaman içinde konumlarını yitirip gitmişlerdi..
3 dolardan 12 dolara çıkan petrol asıl darbeyi artan sanayi üretim ve lojistik maliyetleri sonucu tüm
dünyaya yayılan enflasyonist tsunami sonrası milyarlarca tüketiciye vurmuştu…
2026 yılı itibarıyla dünya, benzer bir kırılmayı silikon ve yarı iletken altyapısı üzerinden yaşamakta ve
Petrol Şoku ardından şimdi de küresel boyutlarda güçlü Silikon Şoku emareleri görülmektedir…
Bu kadar da değil, borsalara damga vurmuş en büyük şirketler mütevazı gelişmelerle yetinirken, son
yıllarda ortaya çıkan yıllık yapay zeka ve teknoloji şirketlerinin piyasa değerleri akıl almaz boyutlara
ulaşmakta…
Örneğin oyun konsollarına grafik yazılımla yola çıkan NVIDIA bugün 5,5 trilyon dolar ve Apple 4,5
trilyon dolar piyasa değerine ulaşmış durumdadır.
SpaceX ve Anthropic gibi devlerin 2 trilyon dolar seviyesine yaklaşan değerlemelerle halka açılmaları,
yapay zekâ ve teknoloji talebinin geçici bir “balon” olmadığını, kalıcı bir ekonomik mimariye dönüşme
iddiasıyla piyasaları sarsmakta olduğunu gösteriyor…
Ancak teknoloji şirketlerinin bu büyümesi tıpkı petrol krizi döneminde olduğu gibi küresel gelir
adaletsizliğini körüklemekte, geleneksel sanayi çağı şirketleri tökezlemekte, gıda gibi anında mutfağa
yansımayan ama milyarlarca insanı zorlayan farklı bir enflasyonist baskıya yol açmakta….
Çip üreticileri ve teknoloji altyapı sağlayıcıları rekor kârlar açıklarken; gayrimenkul, perakende ve
geleneksel imalat gibi sektörler kan kaybetmekte, gelişmekte olan çoğu ülke ise bu ekosistemin
yalnızca “tüketicisi” konumuna mahkûm olmaktadır.
Silikon Şoku’nun en net kanıtlarını perakende raflarına ulaşmadan önce üretim tesislerinde ve
hammadde aşamasından başlayarak tüketiciye ulaşan ürünlerdeki fiyat artışlarıyla görmek mümkün…
Örneğin %3-4’ lük enflasyondan şikâyetçi olan ABD’ de Üretici Elektronik bileşen ve aksesuarları yıllık
bazda yüzde 28, veri depolama cihazları yüzde 31,5 ve elektronik bilgisayarlar son bir ayda (2026
Temmuz) 2,7 artış kaydetti.
Bilgisayar, çevre birimleri ve akıllı ev asistanı fiyatları yine 2026 Temmuz’ unda aylık yüzde 3,5, yıllık
%3,9 arttı ve Federal Rezerv (FED) Kurumu, ileride hayli baş ağrıtma temayülü gösteren gelişmeleri
yapay zekâ veri merkezlerinin yarı iletken talebine bağlamakta…

Tüm dünya tüketicileri artan teknoloji ürünleri fiyatlarından dolaylı ve doğrudan etkilenirken tıpkı
petrol şokunun nimetlerinden yararlanan Japonya örneğinde olduğu gibi çip şoku da en çok Güney
Kore’ ye yaramış görünüyor…
Aşağıdaki güncel veriler Güney Kore’ nin teknoloji atılımının nimetlerini en doğrudan toplayan ülke
konumunda olduğunu gösteriyor…
Ülkenin 2025 yılı ilk 7 ayında 88 milyar dolar olan yarı iletken ihracatı, 2026’nın aynı döneminde tam
165 artışla 233,3 milyar dolara ulaştı..
Bilgi ve İletişim Teknolojileri kapsamındaki ihracatı ise sadece 2026 Temmuz ayında tek bir aydaki BİT
ihracatı yüzde 141 arttı ve 53,4 milyar dolara çıktı.
2026’nın ilk 7 ayındaki toplam BİT ihracatı ise 307 milyar dolar oldu…
BİT ihracatının sağladığı olağanüstü ivme sayesinde 2025 ilk 7 ayında 395 milyar dolar olan ihracat,
Küresel çip ve yapay zeka teknolojilerine olan yüksek talebin etkisiyle tam 200 milyar dolar arttı ve
595 milyar dolara ulaşarak yıllık bazda yüzde 50 büyüdü…
Özellikle 2026 Temmuz’ da G. Kore’ nin 2026 aylık ihracatı ise 98,89 milyar dolarla ülke tarihinin en
yüksek performansını yakaladı…
Üstelik bu ihracat yükte hafif, pahada ağır cinsinden…
Genel İhracat Fiyat Endeksi (Temmuz) ayında %49 artarken, Elektronik ve Optik Ürünlerde fiyat
endeksi yüzde 122, Flash Bellekte yüzde 248 ve Ana Bellek (DRAM) ürünlerinde yüzde 270…
Ancak Güney Kore gibi ülkelerin refahına katkı yapan bu teknoloji ürünlerindeki gelir artışı kaçınılmaz
olarak Teknolojik ürünlerin yan sektörlerine ve yazılım dünyasına sıçramakta…
Bir başka ifadeyle petrol şokunda olduğu gibi çip şoku bazı ülkeleri zenginleştirirken, tüketici
konumundaki ülkelerin enflasyonu arttırıp servetin BİT ihracatçısı ülkelere transferi anlamına
gelmekte…
Bu kadar da değil…
Donanım talebi; transformatörler, devre kesiciler, soğutma sistemleri, endüstriyel arsa, kameralar ve
otomotiv sektörüne kadar ulaşırken, arz yetersizliği sorunu baş göstermekte…
Silikon Şoku geçici bir konjonktürel dalgalanma ya da dönemsel bir “balon” olmanın ötesinde bir tablo
gösteriyor…
Klasik makroekonomi otoritelerinin arz-talep dengesindeki yapısal değişimi ve yeni zenginlerin
stratejik hamlelerini gözden kaçırdığı bu ortamda, ortaya çıkan BİT etmeninin, geçici bir akım olmadığı
önümüzdeki yıllar boyunca küresel ekonomiye etkilerinin büyük dalgalanmalara yol açacağı gerçeği
her gün biraz daha güçleniyor…

Donanım ve yapay zekâ altyapısını elinde tutan şirketler ve şirketleri destekleyen ülkeler devasa
servet birikimleri sağlarken, bu dönüşüme yalnızca tüketici olarak katılan ülkeler maliyet enflasyonu
ve servet transferi baskısı altında kalmaya devam edecek, çoğu gelişmekte olan ülkenin orta gelir
tuzağından çıkması daha da güçleşecektir…

ABDULLAH AYAN

Devamını Oku

İzlanda AB’ye Üyelik İçin Referandum Yapıyor

İzlanda AB’ye Üyelik İçin Referandum Yapıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İzlanda, AB üyeliği için referandum düzenliyor. Sonuç, ülkelerin ilişkilerini etkileyebilir.

İlk macerası hızlı başlayan ancak yarıda kalan İzlanda, Avrupa Birliği (AB) üyeliği için bir kere daha nabız yokluyor.AB’de genişleme sürecinin ivme kazandığı bir dönemde gündeme gelen üyelik referandumundan evet çıkarsa İzlanda rekor bir hızla üye olabilir.29 Ağustos’taki referandumundan çıkacak sonuç hem İzlanda’yı hem de AB’yi etkileme potansiyeline sahip.Referandum, İzlanda’nın AB’yle ilk macerası değil.İzlanda’nın ilk AB denemesi 2009’da gündeme geldi.AB Komisyonu, üyelik için Temmuz 2009’da başvuran İzlanda’nın talebine yedi ayda olumlu cevap verdi.Bu görüş sonrasında AB üyesi ülkelerin onayıyla İzlanda’yla üyelik müzakerelerine Temmuz 2010’da başlandı.Müzakereler, AB genişleme sürecindeki diğer ülkelerin süreçlerine oranla çok daha hızlı ilerledi.Üyelik müzakereleri devam ederken İzlanda’da hükümet değişikliği oldu ve yeni hükümet 2013’te süreci askıya aldığını duyurdu.2015’te ise Reykjavik’ten Brüksel’e gönderilen mektupta, İzlanda’nın üyelik müzakerelerini sürdürme niyeti olmadığı ve aday ülke olarak değerlendirilmemesi gerektiği .Müzakerelerin başlamasından İzlanda’nın süreci durdurma kararı almasına kadar geçen dönemdeki performans tablosu oldukça etkileyiciydi.İzlanda üç yılda 35 müzakere başlığından 27’sini açtı 11’ini de geçici olarak kapattı.Stratejik hamle niteliğindeMevcut hükümetin programında yer alan referandum ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland defterini henüz kapatmadığı, sıranın İzlanda’ya gelip gelmeyeceğinin tartışıldığı, Arktik Bölgesi’nin stratejik öneminin arttığı ve başta güvenlik olmak üzere önemli değişikliklerin yaşandığı bir döneme denk geldi.İzlanda’nın ilk üyelik başvurusunu yapmasında ekonomik kriz etkili olmuştu.Gelinen aşamada, ekonomik boyutun yanı sıra değişen jeopolitik konjonktür ve güvenlik endişesi hükümetin AB’ye göz kırpmasında en önemli etkenler arasında gösteriliyor.İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir bir röportajında, “Bence içinde bulunduğumuz jeopolitik durum nedeniyle İzlanda’nın AB’ye katılması için harika bir zaman” ifadelerini kullandı.Frostadottir, katılım müzakerelerine başlanması kararı alınması halinde mevcut durumun ülkesine daha güçlü bir konum kazandıracağı görüşünde.İzlanda’nın müzakerelere başladığı 2009’daki durumla kıyaslandığında Brüksel’in bu kez güvenlik bağlantılı konuları daha fazla göz önünde bulundurduğu bir sır değil.’Evet’ çıkarsa süreç nasıl işleyecek?

Referandumdan “Evet” çıkması halinde üyelik sürecine sıfırdan başlanacak.Bununla birlikte daha hızlı bir süreç yaşanacağına kesin gözüyle bakılıyor.BBC Türkçe’ye olası süreci değerlendiren bir AB yetkilisi şunları söyledi: “İzlanda diğer AB adayı ülkelerden farklı.”İnsan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında en yüksek standartlara sahip.”Bunun yanı sıra Avrupa Ekonomik Alanı’na (EEA), Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ve Schengen Bölgesi’ne üye.”AB yetkilisi, İzlanda ve birlik arasında ileri düzeyde bir entegrasyon söz konusu olduğunu ve diğer adaylar için zorlu olan çoğu konuda Reykjavik’in AB müktesebatıyla neredeyse tam uyum içinde olduğunu aktardı: “Müzakere aşamasına gelinmesi halinde doğal olarak her başlığa tekrar bakılacak ancak çoğu fazla bir çalışma gerektirmeyecektir.””Evet” çıkması halinde Reykjavik resmi başvuruda bulunacak ve Brüksel ile masaya oturacak.Her şeyden önce AB Komisyonu’nun müzakerelere başlanması için olumlu görüş bildirmesi gerekecek.Ardından AB üyelerinin konsensüsle yeşil ışık yakması şartı var.Bu aşamalar geçildikten sonra ise tarafların üzerinde anlaşmış olduğu bir çerçeve belgesi temelinde 35 müzakere başlığı ele alınacak.En önemli başlığın İzlanda ekonomisinin can damarı niteliğindeki balıkçılık olması bekleniyor.Bu başlık referanduma ilişkin tartışmaların odağında yer alıyor.AB üyeliğine destek veren isimlerden olan İzlanda Dışişleri Bakanı Thorgerdur Katrin Gunnarsdottir, İzlanda’nın olası müzakerelerde balıkçılık konusundaki kontrolü ellerinde tutma konusunda ısrar edeceklerinin mesajını net şekilde verdi.AB’den bu alana ilişkin bazı esneklik sinyalleri geliyor.’Hayır’ AB’yi nasıl etkiler?Referandumdan “Hayır” çıkması halinde AB – İzlanda ilişkileri mevcut ortaklık seviyesi ve yapısıyla sürecek.Olumsuz yanıt, İzlanda’nın AB’yle ilişkilerini üye olmaksızın derinleştirmeye ağırlık vermesi sonucunu doğurabilir.Yapılan değerlendirmelerde, olası bir “Hayır” yanıtının özellikle son dönemde yeniden ivme kazanan AB genişleme politikasının imajını zedeleyeceği görüşü öne çıkıyor.Referandumdan çıkacak olumsuz bir yanıtın, AB’nin varlıklı ülkeleri çekme konusunda yeterli çekiciliğe sahip olmadığının göstergesi olacağı yönünde analizlere de rastlamak mümkün.AB’nin sınırlarını Kuzey Atlantik ve Arktik Bölgesi’ne genişletmesine olanak verecek bir stratejik fırsatın uzunca bir süre için kaçırılmış olacağı da olası bir “hayırın” muhtemel sonuçları arasında görülüyor.AB’yle müzakerelere başlanırsa ne kadar sürer?İzlanda hükümeti, referandumdan yeşil ışık alınması halinde AB’yle görüşmelere çok kısa süre içinde başlamayı hedefliyor.İzlanda Dışişleri Bakanlığı olası bir “Evet” sonucu halinde üyelik müzakerelerine 2026 bitmeden başlanabileceğini görüşünde.Müzakerelerin tamamlanması için tahmini süre ise 18-24 ay.AB kanadında da benzer bir öngörü söz konusu.AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Hırvatistan’daki bir konferansta müzakerelere başlanması halinde İzlanda’nın süreci bir iki yıl içinde tamamlayabileceğini kaydetti.AB Dışişleri ve Güvenlik Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın konuya ilişkin yorumu da benzer nitelikte: “İzlandalılar AB üyeliğini tercih ederlerse, İzlanda bu süreçte kesinlikle öncü ülkelerden biri olacaktır.”AB, kişi başına düşen gelirin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alan İzlanda’nın en önemli ticaret ortağı.İzlanda’nın ihracatında ilk sırada yer alan AB, ithalatında da yüzde 45,1’le ilk sırada.

Kaynak: BBC

Devamını Oku

Alaska Temel Gelir Desteği Modeli ve Daron Acemoğlu’nun Yapay Zekâ Uyarıları..

Alaska Temel Gelir Desteği Modeli ve Daron Acemoğlu’nun Yapay Zekâ Uyarıları..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Alaska Temel Gelir Desteği Modeli ve Daron Acemoğlu’nun Yapay Zekâ Uyarıları..
Teknoloji dünyası, yapay zekânın üretkenliğini artırma potansiyelini kutlarken, ekonomi alanında
geleceğe yönelik kaygı veren büyükçe bir kesim çok daha karanlık bir tabloya dikkat çekmeye
çalışıyor…
Dünya, teknolojik gelişmelerin yapay zekâ ile yeni bir faza geçtiği günümüzde bambaşka bir sürece
doğru evriliyor…
Küresel bir avuç şirketin tüm dünya hasılasının aslan payını kaptığı sürecin yeni safhasında derinleşen
gelir adaletsizliği büyümekle kalmıyor…
Hızlanan otomasyon sonucu milyarlarca insanın işsiz kalması kaçınılmaz gibi duruyor…
Gelir adaletsizliği yanında gelmekte olan işsizlik korkusu karşısında Nobel ödüllü ekonomist Daron
Acemoğlu kurumsal yapıların zayıflatılmasının doğuracağı riskler karşısında uyarılarını daha yüksek
sesle ifade etmeye çabalıyor…
Son günlerde Economist gibi önemli yayın organlarının ağır eleştirilerine maruz kalan olan Acemoğlu’
nun hedefe konmasının temelinde de “Yapay zekâ kimin hizmetinde?” gibi küresel güç odakları haline
gelen şirketleri rahatsız eden can alıcı soruya dikkat çekmeye çalışması yatıyor…
Acemoğlu’na göre yapay zekâ, iki yönlü bir yol aralığının seviyesinde duruyor.
Teknoloji yalnızca insan emeğinin yerini alacaksa ve bir başka deyişle otomasyonu kolaylaştıracaksa,
bu durumun işsizliği arttırması ve sermaye sahiplerini birleştirirken mevcut işçi sınıfını nasıl bir
gelecek beklemektedir?
Bir başka açıdan bakılırsa; yapay zekânın insanla uyumlu çalıştırılması ve insanın daha fazla artıracak
biçimde kullanılması, yeni iş birimlerinin gelişmesinin yanı sıra ciddi bir performans artışı da
sağlayabilir.
Acemoğlu’ na göre şu anki gidişatın “ikame düzenleyici” yönü ve bu durum, Alaska modeli olarak
tanımlanan kaynak paylaşım mekanizmalarını hiç olmadığı kadar kritik hale getiriyor.
Alaska’ da uygulanan model; çıkarılan petrolden elde edilen gelirlerin tüm halka dağıtılarak aslında bir
tür “kaynak vergisi” sisteminin hayata geçirilmesine dayanıyor…
Acemoğlu’nun önerdiği servet vergisi ve sermayenin vergilendirilmesi fikri, Alaska’daki yıllardır
uygulanan modelin çalışma mantığına benzer bir modeli çağrıştırıyor…
Alaska’da yer altı zenginliği olarak halka ait olan petrol, tüm halkın ortak malı olarak kabul edilmiş ve
halka ait servetin halka paylaşılması sağlanmıştır…
Acemoğlu’nun önerdiği paylaşım modelinde de toplumdan toplanan kamuya ait veriler sayesinde
ortaya çıkan yapay zekâ modellerinden elde edilen devasa kârlar, benzer şekilde toplumların ortak
varlıkları olarak nitelendirilebilir…
Acemoğlu’ da buradan hareketle, otomasyon ve yapay zekâ temelli faaliyetlerden elde edilen kârın
vergilendirilmesini ve elde edilecek gelirin sosyal güvenlik sistemine aktarılmasını savunuyor..
Alaska’nın “Kalıcı Fonu” da bu tür bir fonun nasıl şeffaf biçimde yönetilip halka doğrudan
aktarılabileceğine dair kırk yılı aşkın zamandır başarılı bir örnek olarak karşımızda duruyor…
Alaska deneyimi bir başka yönüyle, yönetimin topladığı vergilerden elde edilen temel gelirin
“tembellik” yarattığı iddialarını boşa çıkaran sonuçlarıyla, Acemoğlu’nun gelecekle ilgili kaygılarını
giderecek bir çözüm modelini sunuyor.

Yapay zekâ ve otomasyonun hızlanması sonucu işini kaybedecek kesimlerin yaşayacağı kayıplar,
yaşanacak teknolojik dönüşüm sürecine ayak uyduramayan bireyler için Alaska tarzı bir temel gelir,
yıkıcı bir zafiyeti önleyen bir tampon seçenekleri görülüyor.
Alaska’ nın yıllardır sürdürdüğü temel gelir desteği yeni döneme adapte edilerek, gelecek kaygısı
yaşayan tüm bireylere “hayır deme” gücünü verebilir ve pekâlâ otomasyona karşı emeğin değerinin
korunmasına pek ala yardımcı olabilir…
Acemoğlu’nun analizlerinde en çok vurguladığı bir başka kaygı, silikleşmeye yüz tutan kurumlardır.
Daha da kötüsü; güçlü kurumların zayıflaması; kontrolü sevmeyen teknolojik ilerlemeye ket vuran
bürokratik engelleri azaltsa da, tekeller eliyle otoriterleşmeyi güçlendirir ve günün sonunda eşitsizliği
besleyen kontrolden çıkmış güce dönüşebilir.
Alaska’da halk, alacağı temettüleri korumak amacıyla kurumsal yönetime getirdiği siyasetçileri sürekli
takip ediyor; elde edilen gelirler doğrudan halka döneceği için her kuruşun denetimini doğrudan
yapıyor…
Bu ise demokratikleşmenin somut ve yeni bir örneği olması bakımından izlenmeye değer bir model….
Acemoğlu, emeğin vergilendirilmesine dayalı mevcut modelin yerine sermayeyi ve yapay zeka
kârlarını vergilendiren bir sisteme geçilmesini öneriyor.
Alaska modeli de zaten, böyle bir geçişin toplumsal kabulünü sağlamanın en etkili yolunun, elde
edilecek gelirin doğrudan bir “vatandaşlık payı” olarak dağıtılmasından geçtiğini gösteriyor.
Alaska’nın geçmişten bugüne süren deneyimiyle, Acemoğlu’nun gelecek vizyonunu birleştirdiğimizde
karşımıza çıkan somut gerçek şu:
Yapay zekâ devrimi, yalnızca teknik bir ilerlemeden ibaret değil, devrimle birleştirilecek yeni bir
toplumsal sözleşmeyi yapmak ve yaratılan değeri hakkaniyetle paylaşmak mümkün…
Alaska’nın doğal kaynakları üzerinden elde edilen hâsıla üzerinden gerçekleştirilecek adil bir paylaşım
modeli, yapay zeka ve veri üzerinden şekillenmesi öngörülen yeni dünya düzeninin temel taşlarından
biri olabilir.
Bu hiç te yabana atılacak bir öneri değil…

ABDULLAH AYAN

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.