TÜRKİYE’NİN EN PAHALI KAYBI: YAŞAYAN HAFIZASINI DİNLEMEMEK
Cumhur Doğan ile Bir Sohbette Ülkenin Son Elli Yılı
Bazen en iyi üniversite amfisi bir çay masasıdır.
En iyi ders kitabı ise ömrünü devletin ve özel sektörün en kritik dönemlerinde geçirmiş bir insanın hafızasıdır.
Dün saatlerce sohbet ettiğim dostum Cumhur Doğan tam da böyle bir isimdi.
Mülkiye mezunu…
Bankalar Yeminli Murakıbı…
Demirbank’ta Genel Müdür Yardımcılığı yapmış…
Uzan Grubu sonrasında İmar Bankası’nın yönetiminde sorumluluk üstlenmiş…
Kısacası, Türkiye finans tarihinin en çalkantılı dönemlerine sadece tanıklık etmemiş; olayların tam merkezinde bulunmuş bir isim.
Fakat beni etkileyen unvanları değildi.
Onun olaylara bakış biçimiydi.
Sohbet ilerledikçe şunu düşündüm:
Biz Türkiye’de yaşayan kütüphaneleri konuşturmuyoruz.
Tarihi Kitaplardan Çok İnsanlar Anlatır
Üniversitelerde öğrenciler ekonomi tarihi okuyor.
Bankacılık sistemi öğreniyor.
Kamu yönetimi dersleri görüyor.
Ancak o kararların alındığı odalarda bulunmuş insanları dinleme fırsatı bulamıyor.
Bir insan;
Anadolu’nun en ücra köşelerinde büyümüş,
Devlet denetim mekanizmasının içinde çalışmış,
Finans sektörünün dönüşümünü yaşamış,
Krizleri içeriden gözlemlemiş,
Sonra özel sektör yönetimine geçmişse,
Onun anlatacağı bir saatlik sohbet, bazen yüzlerce sayfalık ders kitabından daha öğreticidir.
Çünkü kitap teori anlatır.
Hayat ise teorinin insan üzerindeki etkisini anlatır.
Türkiye’nin Hikâyesi Seçimlerden İbaret Değildir
Cumhur Doğan’ı dinlerken bir kez daha anladım ki Türkiye’nin hikâyesi yalnızca hükümetlerin değişiminden ibaret değildir.
Türkiye’nin hikâyesi;
Sosyal güvenlik sisteminin evrimidir.
Sağlık sisteminin dönüşümüdür.
Bankacılık sektörünün gelişimidir.
Eğitim politikalarının değişimidir.
Kredi kartının veresiye defterinin yerini almasıdır.
Anadolu’dan büyük şehirlere göç eden milyonlarca insanın yeni bir orta sınıf oluşturmasıdır.
Bir ülkenin ekonomisini anlamak istiyorsanız önce sosyolojisini anlamalısınız.
Gençlerin Daha Fazla Slayta Değil, Daha Fazla Hayata İhtiyacı Var
Bugün üniversitelerde mükemmel sunumlar hazırlanıyor.
Grafikler…
İstatistikler…
PowerPoint dosyaları…
Elbette bunlar gerekli.
Ama yeterli değiller.
Gençler şunu duymak istiyor:
1994 krizinde neler yaşandı?
2001’de bankalar neden çöktü?
Bir bankalar murakıbı ne görür?
Bir genel müdür hangi baskılar altında karar verir?
Devlet ile piyasa arasındaki görünmeyen ilişkiler nasıl işler?
İşte gerçek eğitim burada başlar.
Tecrübe Aktarılmazsa Aynı Hatalar Tekrar Edilir
Gelişmiş ülkeler kurumsal hafızaya yatırım yapar.
Biz ise insanlarımızı emekli ediyoruz; onlarla birlikte bilgiyi de emekli ediyoruz.
Oysa her üniversitenin haftada bir günü “Yaşayan Türkiye Hafızası” derslerine ayrılmalıdır.
Eski diplomatlar…
Eski hâkimler…
Eski sanayiciler…
Eski bankacılar…
Eski bürokratlar…
Gençlerle buluşmalı, başarılarını değil hatalarını da anlatmalıdır.
Çünkü başarı ilham verir.
Ama hatalar öğretir.
Son Söz
Cumhur Doğan’ı dinlerken aklımdan şu cümle geçti:
Türkiye’nin en büyük stratejik kaynağı ne petrolüdür, ne doğal gazıdır, ne de bor madenidir.
En büyük stratejik kaynağı, bu ülkenin dönüşümüne bizzat tanıklık etmiş insanlarının zihninde taşıdığı birikimdir.
Eğer bu hafızayı kayıt altına almaz, genç kuşaklarla buluşturmazsak; her nesil aynı krizleri yeniden yaşayacak, her ekonomik sarsıntıyı ilk kez oluyormuş gibi karşılayacaktır.
Bir milleti zengin yapan yalnız sermayesi değildir.
Onu büyük yapan, hafızasını gelecek kuşaklara aktarabilme becerisidir.

MEHMET ÖĞÜTÇÜ
GÜNDEM
3 gün önceGÜNDEM
6 gün önceGENEL
6 gün önceDÜNYA
6 gün önceUNCATEGORİZED
9 gün önceGENEL
10 gün önceYEREL-
13 gün önce
1
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4123 kez okundu
2
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2916 kez okundu
3
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2607 kez okundu
4
ANILARLA YAŞAMAK
2529 kez okundu
5
Söz Ver, Ama Tut: Gençlere ve İş Dünyasına Notlar
2462 kez okundu