COP31’E GİDERKEN: 30 COP’TA NE DEĞİŞTİ?

COP31’E GİDERKEN: 30 COP’TA NE DEĞİŞTİ?

ABONE OL
Haziran 7, 2026 22:45
COP31’E GİDERKEN: 30 COP’TA NE DEĞİŞTİ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

COP31’E GİDERKEN: 30 COP’TA NE DEĞİŞTİ?

Bu yıl COP31’e Antalya ev sahipliği yapacak. 1995 yılından bu yana düzenlenen Taraflar Konferansı’nın 31’incisi gerçekleştirilecek. İklim değişikliğiyle mücadele açısından önemli olan bu toplantılar, aradan geçen yıllara rağmen bazı temel soruları da beraberinde getiriyor.

SORUN ATIK DEĞİL, EKONOMİK MODEL

Aslında sorunun kaynağı atık değildir. Atık, sürekli büyümeyi temel hedef haline getiren ekonomik anlayışın doğal sonucudur. Bugün ekonomik başarı hâlâ büyüme oranları, üretim miktarları ve tüketim düzeyleriyle ölçülmektedir. Çevresel maliyetler ise çoğu zaman ikinci plana itilmektedir.

Sürekli büyümeyi teşvik eden politikalar daha fazla üretimi, daha fazla tüketimi ve kaçınılmaz olarak daha fazla atığı beraberinde getirmektedir. Bir taraftan karbon ayak izi konuşulurken diğer taraftan aşırı üretim ve tüketim modeli yeterince sorgulanmamaktadır.

BÜYÜME VAR, ATIK DA VAR

Dünya nüfusunun artış hızından çok daha hızlı büyüyen atık miktarı, mevcut ekonomik sistemin çevresel maliyetlerini açık biçimde ortaya koymaktadır. Gelişmiş ülkeler kişi başına daha fazla tüketmeye ve daha fazla atık üretmeye devam etmektedir.

Üretim süreçlerinin önemli bölümü başka ülkelere kaydırılırken çevresel maliyetler de aktarılmaktadır. Türkiye ise üretim zincirinin üst basamaklarında yeterince yer alamazken, uzun yıllardır dünyanın atıklarını alan ülkelerden biri haline gelmiştir.

Çin çevresel ve sağlık maliyetlerini görerek atık ithalatını büyük ölçüde sınırlandırmıştır. Türkiye ise hâlâ bu konuda net ve kararlı bir politika geliştirebilmiş değildir. Sonuç olarak toprak kirlenmekte, su kaynakları kirlenmekte, denizler mikroplastiklerle dolmaktadır.

30 COP’TA NE DEĞİŞTİ?

COP toplantıları iklim değişikliği konusunda küresel bir farkındalık oluşturmuştur. Ancak yeni bir COP toplantısını konuşmadan önce geçmiş 30 toplantının bilançosunu da değerlendirmek gerekiyor.

Atmosferdeki sera gazı miktarı azaldı mı?

Dünya daha az enerji mi tüketiyor?

Dünya daha az atık mı üretiyor?

Küresel sıcaklık artışı durdu mu?

Yoksa bütün bu göstergeler yükselmeye devam mı ediyor?

Eğer temel göstergelerde beklenen iyileşmeler gerçekleşmiyorsa, yalnızca yeni hedefler koymak değil, mevcut yaklaşımı da yeniden tartışmak gerekiyor.

HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ NEDEN ORTAYA ÇIKTI?

Tam da bu nedenle son yıllarda “Peoples’ Climate Summit” yani “Halkların İklim Zirvesi” girişimleri ortaya çıkmıştır. Çünkü birçok çevre hareketi, çiftçi örgütü, yerli topluluk, gençlik hareketi ve sivil toplum kuruluşu, iklim krizinin yalnızca hükümetler ve şirketler tarafından tartışılmasının yeterli olmadığını düşünmektedir.

İKLİM KRİZİ AYNI ZAMANDA BİR İKTİSAT POLİTİKASI SORUNUDUR

Burada neoliberal politikaların rolünü de tartışmak gerekiyor. Son kırk yılda dünyaya hâkim olan ekonomik anlayış, büyümeyi ve tüketimi temel başarı göstergeleri olarak kabul etti. Doğal kaynakların tükenmesi, atık üretimi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve çevresel maliyetler ise çoğu zaman ikinci plana itildi.

Atıklar, mikroplastikler, hava kirliliği, su kirliliği ve iklim değişikliği çoğu zaman sorunun sonuçlarıdır. Sağlık bilimciler ve mühendisler ortaya çıkan sonuçlarla mücadele etmektedir. Ancak sorunun kaynağına inilmediği sürece çözümler sınırlı kalacaktır.

Bu nedenle çevre ekonomistleri, ekolojik iktisat alanında çalışan araştırmacılar ve iktisat politikası üreticileri tartışmaların merkezinde yer almalıdır. Türkiye’de çevre ekonomisi, atık ekonomisi, mikroplastikler, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında daha fazla uzman görüşüne, daha fazla akademik çalışmaya ve daha fazla tez çalışmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

Yeşil dönüşüm politikaları giderek daha fazla gündeme gelirken planlı eskitme konusu ise çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Oysa ürünlerin daha kısa sürede yenilenmesini teşvik eden üretim anlayışı, aşırı üretim ve aşırı tüketim döngüsünün önemli unsurlarından biridir.

ANTALYA BİR FIRSAT OLABİLİR

COP31 Antalya’da yapılırken Türkiye’nin yalnızca ev sahipliği yapan bir ülke olarak değil, yeni bir tartışmanın öncüsü olarak da öne çıkma fırsatı bulunmaktadır.

Aşırı üretim ve aşırı tüketimin iklim krizini giderek daha yıkıcı hale getirdiğini, iklim felaketlerinin ve iklim mağduriyetlerinin arttığını Antalya’dan tüm dünyaya duyurabiliriz.

Belki de artık ülkelerin başarısını yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, kişi başına üretilen atık miktarı, geri kazanım oranı, doğal kaynak kaybı ve ekolojik ayak izi gibi göstergelerle de ölçmenin zamanı gelmiştir.

SON SÖZ

Belki de artık yalnızca Taraflar Konferansı’nı değil, Halkların İklim Zirvesi’ni de konuşmanın zamanı gelmiştir.

Bugün bireylere daha az tüketmeleri ve daha çevreci olmaları söylenmektedir. Ancak aynı zamanda ekonomiler daha fazla üretmek, daha fazla tüketmek ve daha fazla büyümek üzerine kurulmaya devam etmektedir.

Aşırı üretim ve aşırı tüketim yalnızca daha fazla atık üretmemekte; aynı zamanda daha fazla enerji kullanımına, daha fazla karbon salımına ve sonuç olarak daha yüksek sıcaklıklara yol açmaktadır. Kuraklıklar, seller, orman yangınları ve iklim göçleri bu sürecin sonuçlarıdır.

Atıklar, artan sıcaklıklar ve iklim felaketleri aynı sorunun farklı sonuçlarıdır.

30 COP sonrasında hâlâ daha fazla üretiyor, daha fazla tüketiyor ve daha fazla atık oluşturuyorsak, sorun yalnızca karbon değildir; sorun üretim, tüketim ve büyüme anlayışının kendisidir.

Belki de Antalya’dan dünyaya verilmesi gereken mesaj tam da budur.

Prof. Dr. Erkan AKTAŞ

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.