Günlerden 2 Temmuz, takvimlerden cehennem ya; tam da yitik duyumsamalarımız arasında “Sana neyi anlatayım? Her sarnıç küflü bir yağmuru, her sevda bir ayrılığı yaşar” dizeleri mi, yoksa “Yok başka bir cehennem, yaşıyorsunuz işte” sözü mü bu kadar etkiler insanı; hazır suyuna tiritken bu kadar yüreğine yüreğine işler?
Günüdür! 33 yıl önce bugün yitip gitti ya; Baha’nelere ne gerek, bizi ömrümüz boyunca o yangın yerinde koyup giden şairden, Behçet Aysan’dan bahsetmek isterim size bugünkü köşemde müsaadenizle…
28 Nisan 1949’da Ankara’da doğdu Behçet. Asker olmak istiyordu; girdi sınavlarına, kazandı. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askerî Lisesi’nde okudu. 1968’de Ankara Tıp Fakültesi’ne askeri öğrenci olarak girdi. 12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit’e atandı. Ankara’da psikiyatri ihtisası yaptı.
Bunların hepsini yaparken şiir de yazıyordu; hep ve daima…
1984’te “Sesler ve Küller” adlı kitabı ile “Yaşar Nabi Şiir Ödülü”nü kazanan Behçet Aysan, “Deniz Feneri” adlı kitabı ile de 1987 yılında “Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü”ne layık görüldü.
Şiiri seven, şiiri özümseyen bir aileden geliyordu. Babası Edip Aysan da şairdi, kızı Eren Aysan da. Ortak sevdaları “şiir” yani; onlarınki tam anlamıyla bir şair ailesi.
SSK Yenişehir Dispanserinde doktor olarak çalışmaktaydı. Ve henüz 44 yaşındaydı. Ne diyorum size: Henüz 44 yaşındaydı işte… Kızı Eren de henüz 17’sinde…
Bir ailesi, bekleyenleri vardı. Sorumlulukları, eğrisi-doğrusu, acısı-tatlısıyla bir yaşamı. Kim bilebilirdi ki son yolculuğu olacağını? Sivas’tan bir davet geldi, otobüsle Sivas’a yol aldı.
*****
O kara gün, Madımak…
Unutmak mümkün mü? Ve iyileşmek… Tüm bildiklerini unutunca mı iyileşir insan? 1993 yılı, 2’si, Temmuz aylardan…
Diğer 34 canla birlikte yitiiip gitti Behçet Aysan…
*****
Nasıl anlatmalı Behçet Aysan’ı bilmem? Yeter mi ki; bir kâğıt, bir kalem? Şairi şiirle anlatmayı bilirim ben, bir de ışıltısını-büyüsünü şiiri. Buyurun yüreğimden dökülenlere, kalemimce; Behçet Aysan şiirlerine:
“Her şey geçer” demiş ya şair, fikrini dökmüş dizelere:
Her şey ama her şey geçer;
Kör bir güvercinin türküsü bile, tortusu kalır.
Yaşadıklarını anmak için beyaz bir yazıya;
Gecedesin, ay ışığına sevdalan, şakayıklara sor…”
*****
Üzmüşler Behçet Aysan’ı; kırılmış, çekilmiş kabuğuna. Bilirsiniz: Hisseder şair, olabildiğince ince yüreklidir. Hissetmiş ya, nereden bildiyse bilmiş ve ölümü tarif etmiş yine kendince, kalemince:
“Kırgınım, saçılmış bir nar gibiyim!
Sessiz akan bir ırmağım geceden;
Git dersen giderim, kal dersen kalırım…
Söylenmemiş sahipsiz bir şarkıyım!
Belki esmer bir çocuğun dilinde,
Belki sararmış eski resimlerde kalırım…
Bütün derinlikler sığ, sözcüklerin hepsi iğreti.
Değişen bir şey yok hiç, ölüm hariç.
Aynı gökyüzü, aynı keder…”
*****
Yaşamayı da şöyle tarif etmiş Aysan; “Yok başka bir cehennem, yaşıyorsun işte.” Kısaca bir cümle. Eklemiş ardından, “İner şafağın alacasında karıncalar ordusu şehre, kenar mahallelerden yürüyerek ve trenlerle.” Ve yazmış yine; belki aforizmalarında ama illa ki yüreğinden dökülenlere, kalemince:
Yok başka bir cehennem, yaşıyorsun işte!
Ellerine bulaşmış kara incirin sütü
Ve kardeşinin kanı, Habil ile Kabil’in…
Yaşıyorsun; sarışın, onurlu
ve âşık kara sevdalar içinde aydınlık…”
*****
Ölüm, yine ölüm… Beyaz bir gemiye benzetmiş ölümü mesela. Bu şiirini okurken başka bir âlemde Behçet Aysan. Hissediyor, duyumsuyor musunuz? Bize el sallıyor oralardan:
“Sen bu şiiri okurken,
Ben belki başka bir şehirde olurum…
Kötü geçen bir güzü ve umutsuz bir aşkı anlatan;
Rüzgârla savrulan, kâğıt parçalarına yazılmış,
Dağıtılamamış bildiriler gibi,
Uzun yalnız bir yolculuğa hazırlanan…
Çünkü beyaz bir gemidir ölüm,
Siyah denizlerin çağırdığı batık bir gemi…
Batık bir gemi sönmüş yıldızlar gibidir.
Yitik adreslere benzer ölüm, yanık otlar gibi.
Sen bu şiiri okurken ben belki başka bir şehirde ölürüm…”
*****
Bilinmez! Belki Behçet Aysan’ın bu şiirini okurken bir şiir yürekli, O, oralarda katledildi, yitiiip gitti. Nereden bilinir ki?
Ankara’da yatar şimdi ebedi istirahatgâhında. Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla…
BAHA AKINER
UNCATEGORİZED
14 saat önceDÜNYA
20 gün önceMAGAZİN
20 gün önceGÜNDEM
20 gün önceDÜNYA
24 gün önceDÜNYA
25 gün önceGÜNDEM
26 gün önce
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4229 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4207 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4143 kez okundu
4
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2937 kez okundu
5
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2639 kez okundu