“Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır” demiş Victor Hugo.

“Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır” demiş Victor Hugo.

ABONE OL
Temmuz 2, 2026 15:25
“Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır” demiş Victor Hugo.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır” demiş Victor Hugo. Önce kalbinde vicdan olacak insanın.

İnsanın cenneti de, cehennemi de yüreğinde. Unutmak peki? Her 2 Temmuz’da yüreğimizde olabildiğince hissettiğimiz, duyumsadığımız…

Yapılabilirse eğer; unutmak da iyileşmenin diğer ismi. Ya unutmak isteyip de unut(a)mamak? Üstü bir türlü küllenmeyen közü, o acıyı anımsamak. An be an; o acıyı yeniden yaşayarak, acılara tutunmak.

Acılara tutunmak…

Evet bir Ahmet Kaya şarkısı ve anlamı öyle derin ki…

Unutmamayı tercih edip; acıyı hayatına hücrelerine kadar yerleştirmekse, işte o delilik…

Hatırlamak peki? Hatırlatmak; güzellikleri, çirkinlikleri! İşte o, biz yazanların görevi. Günüdür! Katliamın tam da 33. yılında; yine, yeniden o vahşeti hatırlatmak amaçlı bu yazım…

Siz kıymetli dostlarımı üzeyim diye değil, o güzel yüreğinizi tekrar dağlamak için değil; bir gün Sevgi, dostluk ve insanlığın kazanması için kimlerle savaş veriyoruz diye kavgamızın kuyruğunu dik tutma amaçlıdır bu buluşma…


Yıllar yıllar önce Hint asıllı Britanyalı yazar Salman Rushdie, “Şeytan Ayetleri” adında bir roman yazar. Konusu da şudur: Şeytan, en nihayetinde bir insan olan peygambere, sahte ayetler getirip onu kandırır ve Kur’an’daki bazı ayetler, bu şekilde şeytan tarafından yazılır. Bu, BAŞTAN AŞAĞI SAFSATA OLAN BİR KURGUDUR.

Elbette Rusdie’nin başı yanar. Katli vacip olarak fermanlar verilir. Yayınlandığında çok ses getiren bu kitabı, Aziz Nesin Türkçe’ye çevirir. Aziz Nesin hedeftedir artık…

Sivas’ta, 1 ile 4 Temmuz 1993 tarihleri arasındaki düzenlenecek etkinliğe, birçok yazar ve şair gibi Aziz Nesin de çağırılır.

30 Haziran 1993’te cami çıkışlarında bazı bildiriler dağıtılır. Sivas kaynamaya başlamıştır. 1 Temmuz’da etkinliklerin başladığı gün, Sivas’ın yerel gazeteleri, konu ile ilgili köpürtecek manşetlerle çıkar. Aynı günün gecesi, o camilerde dağıtılan bildiriler bu sefer evlere dağıtılır.


Ertesi gün, 2 Temmuz 1993, Cuma…

O kara gün…

Madımak…

Evet, barış türküleri söyleyerek, düğüne gider gibi aynı; tüm Türkiye’den otobüsler dolusu aydın, Sivas’ta – Madımak’ta buluştular. Hepsi bir dost sıcaklığındaydılar.

Acılar yumağı içinde bir facia yaşandı, Cuma namazı sonrası o öğle. Kalabalık arttıkça arttı. Bağırdı oradan biri; “Bunlar Allahsız, dinsiz. Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar, bizden habersiz.”

Kirli düşünceler birikti; çaktı, ateşe verdi dost yürekleri. Bağırışlar haykırışlar arasında, insan yakan alevler yükseldi. Kara sakallıların karanlığı, tüm göğü çepeçevre sardı. Kent dumana boğuldu. Ocaklar söndü, analar ağladı.

Rüzgâr bile dinmişti şaşkınlıktan. Canlı canlı insan yaktılar. İş işten geçmişti çoktan. Böyle bir yangın, böyle bir katliam, böyle bir işkence, böyle bir zulüm görmedi, ne Sivas, Sivas olalı; ne ana dolu, Anadolu…

Madımak, alev alev yanıyordu. Yanıyordu da sızı’m sızı’m, yürekleri kavuruyordu. Ortalık yanan insan eti kokuyordu. Sivas semalarında kara sakallı dumanlar, yurdumun üstünde kara bulutlar dolaşıyordu.
Kumrular suskundu, güvercinler şaşkın; serçeler telaşlıydı, 51 aydın da tam içindeydi yangının. 16’sı kurtuldu…

İçinde;
Muhibe ve Muhlis Akarsu,
Gülender Akça,
Ahmet Alan,
Mehmet Atay,
Sehergül Ateş,
Behçet Aysan,
Erdal Ayrancı,
Asım Bezirci,
Belkıs Çakır,
Serpil Canik,
Muammer Çiçek,
Nesimi Çimen,
Carina Cuanna,
Serkan Doğan,
Hasret Gültekin,
Murat Gündüz,
Gülsüm Karababa,
Uğur Kaynar,
Asaf Koçak,
Koray ve Menekşe Kaya,
Handan ve Sait Metin,
Huriye ve Yeşim Özkan,
Ahmet Öztürk,
Ahmet Özyurt,
Nurcan ve Özlem Şahin,
Asuman ve Yasemin Sivri,
Edibe Sulari,
İnci Türk
ve Kenan Yılmaz gibi şair, sanatçı, yazar, öğrenci, fikir ve düşün insanları, otel görevlilerinin de olduğu 35’i uçtu, kuş oldu…


Katliam hakkında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Ağır tahrik var,” dedi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ise “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir.”

Gelin o Cuma gününe gidelim…

İHA muhabiri, kitaplarını imzalayan Aziz Nesin’in yanına gelir. Yanında sanki Aziz Nesin’e soru sorar gibi etrafındaki grubu kışkırtacak şekilde yüksek sesle açıklamalar yapar. Aziz Nesin, muhabire şunu söyler: Herkesin dinine saygım var ama ben mecbur değilim Müslüman olmaya.

Kalabalıktan biri, bu lafın üzerine Nesin’in üzerine yürür. Aziz Nesin hemen otele götürülür.

Gerginlik artmaktadır.

Cuma namazından çıkan yaklaşık bin kişi, tekbirler eşliğinde Hükûmet Konağı’na yürür. Kenti bu şekilde “Zafer İslam’ın” sloganlarıyla dolaşırlar.

Sayıları 3 bini aştığında yeniden Hükûmet Konağı’na doğru yürürler. Bu sırada aralarına 7 bin civarı kişi katılmıştır.

Toplam 10 bin kişi…

10 bin kişi otele doğru yürümeye başlarlar. Valilik, Belediye Başkanı’na kalabalığı sakinleştirmesi için görev verir. Refah Partili Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, 10 bin kişinin karşısına çıkar ve grubu sakinleştirmek bir yana dursun, konuşmasına “Gazanız mübarek olsun!” diye başlar.

Devam edelim…

Saat 20.00’yi gösterdiği sırada otel önündeki araçlar ateşe verilmiştir bile. Çok geçmeden ateş, otele de sıçrar. Bu noktada itfaiye devreye girmek ister. Ancak kalabalık, itfaiye araçlarını durdurur. Nasıl mı? Önlerine yatarak…

Otel yanmaktadır. “Birimize bir şey olursa ne yaparız?” der yanan otelin içinde mahzur kalanlardan biri. Metin Altıok işte tam da o anda, o hiç unutulmayacak sözleri söyler: Kalanlar, ölenler için şiirler yazar…

Oteldeki aydınlar otelden çıkmanın yollarını ararlar. Kalabalık kendinden geçmiştir. Bu sırada itfaiye arka sokaktan otele ulaşır. Kalanlar kurtarılır. Aralarında Aziz Nesin de vardır. Ancak Nesin, itfaiye eri tarafından yaka paça merdivenden indirilir. Merdivenden itilir.

O gece 35 kişi yanarak can verir. Rüzgârın da etkisiyle Sivas; buram buram, yanmış insan eti kokmaktadır.


Gelelim sonrasına. Canımızı yakan bir diğer kısıma…

Oteli yakanlar “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçundan yargılandı. 37 sanık beraat etti. 15, 10, 3 ve 2’şer yıllık hapis cezaları dağıtıldı da karar Yargıtay’dan döndü. Gerekçesi ise “bu eylemin; Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğu”ydu…

1997’de, Devlet Güvenlik Mahkemesi 33 sanığa idam kararı verdi.

1998’de idam kararı usulden bozuldu. 2 yıl sonra DGM, 33 sanık için bir daha idam kararı verdi fakat uygula(n)madı. Çünkü hükûmet olan siyasi erk, ilk iş olarak 2002’de idamı kaldırdı.

Sanıklar ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı. Yargılama sürecinde sanıkların 7-8 tanesi de firar etti. Ve beklenen oldu, 2012 yılında dava zaman aşımından düştü.

Hamd olsun…


Dedim ya; Victor Hugo, “Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır” der diye. Dinden önce kalbinde vicdan olacak insanın dostlar…

İslamiyet; insanı vicdanına yönlendiren en güzel din, ancak insana önce vicdan gerek!

Türkiye mi? Hâlâ bir hukuk devleti, evet. Ve inanıyoruz: Sonsuza kadar da payidar kalacak.

Ederi olmayanın baş tacı edildiği, ederi olanın itibarsızlaştırıldığı ya da eksiğinden bozdurulan, her şeyin birbirine karıştığı zamanlar yaşıyoruz.

Görüşlerini sevmediğiniz insanlar; görüşlerinize saygısızlık yapmadığı sürece, vatan haini de değildir, dinsiz de…

Ve hiçbir sebep ama hiçbir sebep; öldürmeyi ve öldürülmeyi gerektirmez. Kanun ve hukuk bunun için var zaten. Birilerinin işine gelsin, işine yarasın diye değil…

İnsanlar öldü. Pardon öldürüldü. Çok özür dilerim katledildi. Bu acaba, İslam’ın 5 şartından hangisiydi?

33 yıl geçti üstünden. 33 yıldır yüreğimiz kanıyor. En çok da bugün. Unutmamalı, unutturmamalı! Zamanı geldiğinde yapılanlar, yapılamayanlar tekrar hatırlamalı, hatırlatmalı.

Öyle çıkmalı, yürüdükçe yaklaştığımız aydınlıklara. Tüm yitip giden canlara saygıyla…

BAHA AKINER

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.