MODERN DÜNYANIN ÖTEKİ YÜZÜ
İnsanlık, tarih boyunca pek çok kırılma yaşadı. İmparatorluklar yükseldi, medeniyetler çöktü, sınırlar değişti, ideolojiler birbirini takip etti. Ancak içinde bulunduğumuz çağ, belki de önceki bütün dönemlerden farklı olarak aynı anda birçok krizi yaşamaktadır.
Bir tarafta NATO zirvelerinde, G20 masalarında ve küresel güç merkezlerinde güvenlik stratejileri yeniden şekillenirken; diğer tarafta dünyanın büyük bir bölümü yoksullukla, açlıkla, göçlerle, iç savaşlarla, iklim felaketleriyle, psikolojik travmalarla ve geleceğe dair derin bir belirsizlikle mücadele ediyor. Türkiye’de bu yıl düzenlenen NATO zirvesinde yine güvenlik stratejileri ve alan kapma ön plandaydı. Yoksulluk, geri kalmışlık, savaşların yıkıcı yanı pek gündemleşmedi.
Yapay zekanın baş döndürücü bir hızla gelişmesi ve insanlığı nereye doğru evrileceği konuları da NATO zirvesinde yoktu. Teknoloji büyürken vicdan ve ahlakın aynı oranda büyüyüp büyümediği ise hiç tartışılmadı.
Bugün devletler, güvenliği çoğu zaman daha fazla silahlanmada arıyor. Ekonomiyi daha fazla rekabette; gücü ise daha büyük askerî kapasitede kullanıyor. Oysa dünyanın en büyük tehdidi artık yalnızca ordular değildir. Açlık, eşitsizlik, umutsuzluk, eğitim yoksunluğu, ahlaki çözülme, dijital algı ve toplumsal yalnızlık da en az savaş kadar yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır.
Günümüzde modern dünyanın paradoksu ve öteki yüzü, ayrımcılığı daha belirgin görülmeye başladı.
Her sabah yeni bir savaş haberiyle uyanıyoruz. Bir coğrafyada bombalar düşerken başka bir coğrafyada yeni yapay zekâ modelleri tanıtılıyor. Bir ülkede ekonomik büyüme rekorları kırılırken başka bir ülkede milyonlarca insan açlık sınırında yaşam mücadelesi veriyor. Dünyanın bir yanında uzayın kolonileştirilmesi tartışılırken diğer yanında çocuklar temiz suya ulaşamadıkları için hayatlarını kaybediyor.
Toplumlar yalnızca ekonomik olarak değil; kültürel, psikolojik ve ahlaki olarak da parçalanmaktadır. Kimlikler sertleşmekte, kutuplaşmalar derinleşmekte, ortak gelecek fikri giderek zayıflamaktadır. İnsanlar artık yalnızca devletlere değil; bilgiye, medyaya, kurumlara ve hatta birbirlerine karşı da güvenliğini kaybetmektedir.
Yapay zeka yalnızca üretim süreçlerini değil; karar mekanizmalarını, savaş stratejilerini, ekonomik rekabeti, eğitim sistemlerini ve hatta insanın kendisini tanımlama biçimini değiştirmektedir.
Ekonomik açıdan ise küresel kalkınma söylemleri çoğu zaman rakamların ötesine geçememektedir. Gayrisafi milli hasılalar büyürken, mutluluk endeksleri aynı ölçüde yükselmemektedir. Servet belirli merkezlerde yoğunlaşırken, yoksulluk coğrafyaları genişlemeye devam etmektedir. Kalkınma; yalnızca üretim artışı değil, adaletin, fırsat eşitliğinin ve insan onurunun güçlenmesiyle anlam kazanır.
Aksi halde büyüme, insanı merkeze almayan mekanik bir başarıdan öteye geçemez.
Medeniyet birlikte üretmektir, anlamaktır, adaletli olmaktır, paylaşmaktır. Gerçek medeniyet; zayıfı koruyabilen, farklı olana yaşam hakkı tanıyabilen, adaleti güçten üstün tutabilen ve insanı her şartta merkeze yerleştirebilen bir anlayıştır. Tarih, güçlü ordular kuran devletlerden çok, adalet inşa eden medeniyetleri hatırlamaktadır.
Bugün dünya, belki de yeni bir yol ayrımındadır.
Bir yol; daha fazla rekabetin, daha fazla silahlanmanın, daha fazla kutuplaşmanın ve sürekli krizlerin yoludur. Diğer yol ise iş birliğinin, ortak aklın, sürdürülebilir kalkınmanın, bilimle vicdanı buluşturan yeni bir medeniyet anlayışının yoludur.
Bu nedenle asıl beklentiler insanlık değerleri üzerinde kurgulanmalıdır.
Yoksa insanlık, teknolojisini ahlakıyla dengeleyebilecek midir?
Devletler güvenliği yalnızca askerî güçte değil; eğitimde, adalette, refahta ve insan onurunda da arayabilecek midir?
Yapay zeka insanlığın hizmetkarı mı olacak, yoksa yeni güç mücadelelerinin en etkili silahına mı dönüşecektir?
Eskiden savaşların tarafları belliydi. Dost ve düşman ayrımı daha netti. Ekonomik sistemler daha öngörülebilir, uluslararası dengeler daha istikrarlıydı. Bugün ise devletler aynı masada müttefik olurken başka bir alanda rakip, üçüncü bir alanda ise birbirlerinin zorunlu ortağı haline gelebilmektedir.
Güç dengeleri sürekli değişmekte; ittifaklar yeniden kurulmakta; teknoloji, ekonomi, enerji ve bilgi alanları görünmeyen savaş cephelerine dönüşmektedir.
Çünkü geleceği belirleyecek olan, kimin daha fazla silaha sahip olduğu değil; kimin insanı merkeze alan bir dünya kurmayı başaracağıdır.
Bilimi, insanlık değerlerini, hayatın gerçeklerini korumadan ve ahlaksal değerleri bilince taşımadan doğru yol almak olası değildir.
Bedrettin GÜNDEŞ / Sosyolog – Yazar
UNCATEGORİZED
18 saat önceDÜNYA
20 gün önceMAGAZİN
20 gün önceGÜNDEM
20 gün önceDÜNYA
24 gün önceDÜNYA
25 gün önceGÜNDEM
26 gün önce
1
Trump’tan seçim sonrası ilk mülakat
8172 kez okundu
2
Avusturya başbakanı Sebastian Kurz ile ilgili bilinmeyenler
5162 kez okundu
3
Joe Biden 6 aylık hedeflerini açıkladı. Senato buz gibi…
2145 kez okundu
4
Bakan Gül: Darbeci hainlerden hesap soruluyor
1708 kez okundu
5
Putin’den Ermenistan’ı yıkan açıklama: Karabağ Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçasıdır!
1534 kez okundu