EN BÜYÜK DEVRİMCİ’YE SAYGIYLA…

EN BÜYÜK DEVRİMCİ’YE SAYGIYLA…

ABONE OL
Ağustos 23, 2026 21:39
EN BÜYÜK DEVRİMCİ’YE SAYGIYLA…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

23 Ağustos 1925 Pazar günü, sabah erken saatler. Çankaya Köşkü’nde bir hareketlilik yaşanıyor. Saat 6.00 civarında Köşk’ten 2 otomobil, Kastamonu’ya doğru hareket ediyor. İlk otomobilde Mustafa Kemal Atatürk, Kütahya Milletvekili Nuri Conker ve Rize Milletvekili Fuat Bulca yer alırken; ikinci otomobilde ise Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Tevfik Bıyıklıoğlu, Başyaver Rusuhi, Yaver Muzaffer Kılıç ve Muhafız Birliği Komutanı İsmail Hakkı Tekçe bulunmakta…

Atatürk, bu yolculuk sırasında uğurlama töreni istemiyor. Rota, Çankırı üzerinden Kastamonu, oradan İnebolu…

Nicedir aklındaki kıyafet devriminin yapılması hususunda eyleme geçiyor Mustafa Kemal Paşa aslında. Kalecik üzerinden öğle saatlerinde Çankırı’ya ulaşılıyor. Çankırı’da büyük bir coşkuyla karşılanıyor ve halkı başı açık bir şekilde selamlıyor. Şapka henüz yok ortalıkta…

Akşam saat 19.00 sularında Kastamonu il sınırı olan Ilgaz Derbent Mevki’nde karşılanarak Kastamonu’ya giriş yapılıyor. Geceyi geçirmek üzere Olukbaşı’ndaki Terzi Emin Ağa’nın Konağı’nda ağırlanıyor. Şapka hâlâ yok…

24 Ağustos Pazartesi sabahı itibarıyla başında geniş kenarlı beyaz panama şapkası ve üzerinde Mareşal üniformasıyla halkın karşısına çıkıyor Mustafa Kemal Paşa. Yeri, zamanı geldi; devrim vakti…

Askerî kışlayı, devlet hastanesini ve memleket kütüphanesini ziyaret ediyor Kastamonu’da, ayrıca belediye dairesi önünde medeniyet ve zihniyet değişimi üzerine çok önemli bir konuşma yapıyor.

Askerî kışlayı denetlediği sırada koğuştaki “Bir Türk on düşmana bedeldir” yazısını görünce, “Bir Türk dünya bedeldir” diyerek tarihçilere kayıt ettiriyor o muhteşem sözünü. Devlet hastanesi ile memleket kütüphanesini ziyaretinde ise eksikleri görür görmez kütüphaneye kitap alınması için 500 lira bağışta bulunuyor. Böyle bir yürek…

24 Ağustos gecesi Kastamonu’da kalıyor Paşa, geniş kenarlı beyaz panama şapkasıyla. 25 Ağustos Salı günü saat 11.00’de hareket ediyor otomobiller. Paşa, şapkası başında…

Akşam saat 19.00 gibi İnebolu’ya varılıyor. Karşılama sırasındaki konuşmasında geniş kenarlı beyaz panama şapkasını eline alıp vatandaşa “Bu serpuşun adına şapka derler” diyerek sözüne başlıyor Mustafa Kemal Paşa. İnebolu’daki Türkocağı’nda…

Şapkayı ilk defa Kastamonu’da giymesinin sebebini; diğer illerde üniformalı ya da fesli tanındığı, Kastamonu’da kendisini ilk defa göreceklerin şapkayı tercih ettiğini göstermek şeklinde açıklıyor sonrasında…

Halk o döneme kadar şapkaya serpuş, medeni serpuş, şemsisiperli serpuş gibi isimler koymuştu ya; sonu çağdaşlığa, “Şapka Giyilmesine İlişkin Kanun”un 25 Kasım 1925’te kabul edilmesine giden süreci başlatıyor böylece Mustafa Kemal Paşa, bu Şapka Nutku’yla…

*****

Bu yasadan önce henüz yeni kurulan Cumhuriyet’te aynı Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi farklı dinlerden yurttaşlar, farklı başlık ve kıyafetler giymeye devam ediyordu dostlar. Dini kaynaklı giyim farklılıklarını ortadan kaldırmak isteyen Mustafa Kemal Paşa, 1925 yazında İnebolu ve Kastamonu yöresine yaptığı gezide şapka giyilmesi konusunu gündeme getirdi. Dedim ya: Bu yine ülkemizi medeniyete taşıma amaçlı kafasındaki planlardan biriydi.

Gelin, Şapka Nutku’nu okumaya, sivil elbisesi ve panama şapkasıyla İnebolu’lara, oradan tüm yurda hitap eden Mustafa Kemal Paşa’yı dinlemeye devam edelim:

“Redingot gibi, bonjur, smokin gibi; işte şapkanız! Buna ‘Câiz değil’ diyenler var. Onlara diyorum ki; ‘Çok gafilsiniz ve çok câhilsiniz.’ Ve onlara sormak istiyorum: Yunan serpuşu olan fesi giymek câiz oluyor da şapkayı giymek neden olmaz?  Ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki; Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının kisve-i mahsûsası olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler?”

Minnettarız Atam…

*****

Sonrası mı? Sonrası yine her devrimde olduğu gibi zorluk…

Belki imkânsızlık denilebilecek kadar ama kararlılıkla, çalışarak ve dik durarak elde edilen toplumsal kazanımlar…

Şapka Kanunu genelde tahmin edilenin aksine kolay kabul görmüş bir değişiklikti. Her yeni değişiklik hareketinde olduğu gibi yani her devrimde olduğu gibi Şapka Devrimi’nde de Müslümanlığın bir simgesi haline gelmiş olan fesin yerine şapkanın kabulü, “dinin elden gittiği” şeklinde yorumlanarak bazı çevrelerin isyan ve tepkisine yol açmıştır.

Meclis’teki gerekli çalışmaların ardından hemen 2 ay sonra 25 Kasım 1925 tarihinde kabul edildi “Şapka Giyilmesine İlişkin Kanun.”

Bu kanun, Cumhuriyet’in toplumsal dönüşüm hamlelerinden birinin resmî adımı olurken, Atatürk’ün devrimci düşüncesinin de somut örneklerinden biri hâline geldi.

Atatürk’ün devrimciliği, Türk milletinin kendi gücüne inanmasını ve çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmasını hedefleyen köklü bir anlayıştı. O, Türk milletinin geçmişinden aldığı güçle geleceğe güvenle yürümesini, bilimin ve aklın rehberliğinde güçlü bir Cumhuriyet kurmasını istiyordu.

Şapka Devrimi de bu büyük dönüşümün tek başına değil; eğitimden hukuka, kadın haklarından toplumsal yaşama kadar uzanan geniş bir Cumhuriyet devriminin parçası olarak değerlendirilmelidir.

Kabul edildi edilmesine de Anadolu’nun çeşitli illerinde de protestolara neden oldu.

Yasanın kabul edildiği gün Erzurum’da protesto gösterileri oldu ve bu ilde bir ay sıkıyönetim ilan edildi. Tutuklananlardan 13 kişi idama mahkûm oldu.

24-25 Kasım tarihlerinde Kayseri’de Şeyh Ahmet Efendi ve dört arkadaşının yönlendirmesi ile büyük bir yürüyüş yapıldı, 300 kişi tutuklandı. Şeyh Ahmet Efendi ve dört arkadaşı İstiklal Mahkemesi’nde yargılanarak idama mahkûm edildi.

25 Kasım günü Sivas’ta duvarlara şapka aleyhine afiş ve bildiri asılması nedeniyle şehrin bütün muhtarları tutuklandı; suçsuzluğu anlaşılanlar beraat etti. Ulemadan İmamzade Mehmet Necati Efendi ile Abdurrahman Efendi idama mahkûm edildi.

Rize’nin Güneysu bölgesindeki Merkez Camii imamı Hacı Sabit Civelek “Şayet babanız başına şapka taksa katli vaciptir! Onu vuracaksın ve annen dul ise onu sırtına alıp getireceksin!” sözleriyle bölgedeki isyanı başlattı. Dini taassuptan ziyade geleneksel Laz kıyafetlerini giymek isteyen isyancıların Rize merkeze doğru yürüyüşe geçmesiyle Ziya Hurşit durumu telgrafla Ankara’ya bildirdi. Bunun üzerine Hamidiye kruvazörü gözdağı vermek için Rize’ye geldi. Kruvazörün kente gelmesiyle çoğu isyancı teslim oldu ve on gün kadar süren olaylar sonucunda 143 kişi tutuklandı. Tutuklananlardan 8 tanesi okuma yazma bilmediğinden mütevellit kendini savunamadı ve idam edildi. 8 kişiden 3’ü Tan Otel’in önünde, 3’ü belediye parkında ve 2’si iskelenin başında asıldı.

Onlarca tutuklunun Adana ve Sinop’ta hapsedilmesine karar verildi.

Maraş’ta ise Camii-i Kebir etrafında toplanıp “Şapka istemeyiz” diye bağıranlar tutuklandı, 5 kişi idama mahkûm oldu. İstanbul’da özellikle Fatih semtinde yaptıkları konuşmalarla halkı isyana teşvikle suçlanan çok sayıda kişi tutuklandı ve sanıklar Ankara’da yargılandı.

*****

Baha’nelere ne gerek; zordur, alışkanlıkların dışına çıkıp tabuları yıkmak. Zordur, karanlıklardan aydınlığa kavuşmak. Kararlılık ister. Dik duruş ister. Mangal gibi yürek ister hem…

Kadın, çocuk, insan, vatandaş, can, canlı; kolay elde edilmedi bu haklar. Önce savaş meydanlarında, sonra masa başında savaştılar. Laik Cumhuriyetimizin temellerini attılar.

Minnetle, saygıyla Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah, akıl arkadaşları. Minnettarız Atalarımız…

BAHA AKINER

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.