Enerji Koridorları ve Küresel Ticaretin Şah Damarları Boğazlar…-1-

Enerji Koridorları ve Küresel Ticaretin Şah Damarları Boğazlar…-1-

ABONE OL
Haziran 29, 2026 09:43
Enerji Koridorları ve Küresel Ticaretin Şah Damarları Boğazlar…-1-
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Enerji Koridorları ve Küresel Ticaretin Şah Damarları Boğazlar…-1-
Prusyalı düşünür Karl von Clausewitz, savaşları, ön görülemezlikleri ve sürekli değişen dinamikleri,
renkleri itibariyle “bukalemuna” benzetir.
Ona göre savaşı siz başlatsanız da atılan ilk kurşundan sonra siz süreci değil süreç sizi yönetmeye
başlar…
Her savaşın kendisine özgü yapısı, koşulları vardır…
Saha koşulları, siyasi ve askeri liderlerin karar alma mekanizmalarından çok daha hızlı işler.
Unutulmaz İngiltere Başbakanı Winston Churchill de bu gerçeği çarpıcı ifadeyle tanımlar:
“Savaş başladığında devlet adamları ve siyasetçiler lider olmaktan çıkar, savaşın ürettiği ve çoğu
zaman öngörülemeyen olayların esiri haline gelirler.”
Tarih, bu acı tespiti doğrulayan ve evdeki hesabı çarşıya uymayan liderlerin hüsranları, enkazlarıyla
doludur. 1914’te Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nın çok kısa süreceğini ve Paris’in bir hafta içinde
düşeceğini hesaplamıştı.
O kadar ki, Temmuz ayında başlayan çatışmalara sonradan takviye olarak gönderilen askerler
bindirildikleri vagonları ‘Noel’de buluşalım’ mesajlarıyla donatmışlardı…
Sonuç? Dört yıldan uzun süren bir kâbus…
2,1 milyon Alman askerinin kaybı ve Versay Antlaşması’nın ülkeyi yıkıma götüren ağır şartları…
Aynı yanılgı 1905’te Çarlık Rusyası’ nda da hâkimdi; Çar II. Nikolay, sıcak denizlere doğuya doğru
zahmetsizce ilerleyerek ulaşacağını ön görmüştü.
Ancak Japonya karşısında alınan ağır ve aşağılayıcı deniz yenilgisi, rejimin meşruiyetini bitirdi ve 1917
Bolşevik Devrimi’ne giden taşları döşedi.
Aynı trajik son ikinci dünya savaşında bu kez Japonya’ yı bekliyordu…
Rusya’ ya diz çöktüren körleştirici özgüven, bu kez Japonya’yı esir almıştı..
1941’de bölgesel nüfuzunu genişletmek için hiçbir stratejik hesaba dayanmayan biçimde Pearl
Harbor’a saldırarak, ABD’yi savaşa çekmiş kendi ülkesinde nükleer bir felaketin önünü açmıştı…
Savaşların kontrol edilemez “bukalemun” doğasının ve liderleri esir alan mekanizmasının en somut,
en yakın son laboratuvarı Suriye…
2011’de başlayan iç çatışmalar, dışarıdan bakıldığında bir rejim değişikliği hatta yıllardır beklenen
demokrasi hamlesi gibi görünse de, perde arkasında devasa bir “Doğalgaz Savaşı” yatıyordu…
2015 yılının sonlarında kaleme aldığım üç makaleden oluşan analizlerde bu kördüğümün şifrelerini
net bir şekilde ortaya koymaya çalışmış, Suriye’ de başlayan halk hareketinin iç savaşa evrilmesinde,
iç dinamikler yanında, küresel enerji hesaplarının oynadığı role dikkat çekmiştim…
“Doğalgaz Savaşları ve Türkiye ile Rusya-Katar Doğalgaz Kavgasının Arenası Suriye”* başlıklı
makalelerde, patlak veren iç savaşın aslında küresel bir hegemonya çatışması olduğunu, farklı
cephelerin hesapları üzerinden anlatmaya çalışmıştım…
Bir tarafta dünyanın en büyük gaz sahalarına sahip Katar’ ın, çıkaracağı gazı Suudi Arabistan, Ürdün ve
Suriye üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya ulaştırmayı hedefleyen Katar-Türkiye-Avrupa Boru
Hattı Projesi,
Diğer tarafta projeye alternatif, Rusya’nın Avrupa’ da kurduğu gaz tekelini korumak adına var gücüyle
desteklediği ve onun yanında kendisine yakın İran rejimini ayakta tutacak doğalgaz ve petrolü Irak

üzerinden Suriye kıyılarına oradan da Akdeniz’e indirmeyi amaçlayan “İslami Boru Hattı” projelerinin
hayata geçirilmesini amaçlayan stratejik hamleler…
Rusya hegemonyası altındaki Şam yönetiminin 2009′ da Katar’ın projesini reddedip İran ile masaya
oturması, Suriye’yi küresel güçlerin enerji koridoru savaşı arenasına çevirdi.
O tarihlerde, Katar Doğalgazı Üzerinden Suriye İç Savaşı analizlerinde örneklerle yer verdiğim gibi
kâğıt üzerindeki hesaplar tutmadı ve savaş kendi öngörülemez yasasını yürüterek tüm bölgenin
enkaza dönmesine yol açtı…
15 yıl süren iç savaş boyunca Ne Esad kısa sürede devrilebildi, ne Rusya Akdeniz’deki üslerini riske
atmaktan kaçındı, ne de Katar gazı o gün hedeflenen boru hattı güzergâhı üzerinden Avrupa’ya
ulaşabildi.
Kılçıksız Zaferler umarak savaşa kalkışanların son yüz yıllık hüsranları bugün de sürüyor…
Örneğin Rusya Devlet Başkanı Putin, 2022’de Ukrayna’ya saldırırken savaş tabirini asla telaffuz
etmeden “özel askeri operasyonu” adını verdiği harekatla Rus kamuoyunu, başlatılan sınırlı
operasyonun birkaç gün içinde sonuçlanacağını, Ukrayna halkının da desteğiyle Kiev’ in düşeceğini ve
“kılçıksız bir zaferin’ avuçlarında olduğunu anlatıyordu…
.Ancak sahadaki gerçek, Kremlin’in planlarının tersini ortaya koydu
Bugün gelinen noktada Putin, sadece askeri kapasitesini, alt yapısını eritip 1 milyona yakın askerini
ölü veya yaralı olarak kaybetmekle kalmadı; Moskova’daki kendi koltuğunu ve siyasi geleceğini bile
riske atmış durumda. Savaş uzadıkça Rusya, geleneksel nüfuz alanı olarak gördüğü yakın çevresindeki
(örneğin Suriye ve hatta Kafkas ülkeleri üzerindeki) etkisini kaybetti ve küresel güç dinamizmini
yitirerek Çin’in gerisinde bölgesel bir güç haline geldi..
Uzmanlara göre Rusya, 2,5 trilyon dolarlık devasa ekonomik kayıp faturayla karşı karşıya bugün….
Benzer bir tablo Orta Doğu’da da çıkıyor karşımıza. İsrail, 1982’de Lübnan’ı işgal ederek Filistin
Kurtuluş Örgütü’nü tasfiye etmeyi planlıyordu; ancak işgal, İsrail açısından çok daha dişli Hizbullah’ın
yükselişini tetikledi.
İran ise “cephelerin birliği” stratejisiyle bölgesel vekil ağları kurup İsrail’i çevrelemeye çalışırken, 7
Ekim 2023’te patlak veren Gazze savaşı bölgeyi bambaşka evreye sürükledi…
2026 Şubat sonu, ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programını sınırlamak ve bölgesel güç dengelerini
altüst etmek amacıyla hızlı bir hava operasyonu planladığında, savaşın o öngörülemeyen bukalemun
yüzü yeniden belirdi:
Netanyahu’ nun başını çektiği İsrail yönetimi, zaten ekonomik sorunlar nedeniyle sokağa dökülmüş
İran halkının başlatılacak hava saldırıları ve suikastlarla zayıflatılacak rejimi al aşağı edeceğini
hesaplamış ve bu plana ABD başkanı Trump’ ı da inandırmıştı…
Başlatılan saldırılar İran’ daki rejimi zayıflatmak şöyle dursun, halkın kenetlenmesine ve çok daha
radikal ‘Devrim Muhafızlarının’ tümüyle yönetime hâkim olmasıyla sonuçlandı…
Parçalanması beklenen İran, satranç hamlesinde dünyayı sarsan “ekonomik atom bombası” kadar
etkileri olacak Hürmüz Boğazı’nı masaya sürdü..
Hürmüz’ ün bugüne kadar hesaplanmayan, öngörülmeyen gücü ve etkisi; dünya ekonomilerini yeni
bir gerçeklikle karşı karşıya bırakmış bulunuyor…
Artık küresel ekonomilerin can damarları olan tedarik zincirlerinin kaderi; stratejik öneme sahip
birkaç Boğaz ve Kanala bağlı olduğu ortaya çıktı…

Koparılmayacak bağlarla entegre hale gelmiş, Dünya ticaretinin ve enerji akışının ana damarlarını
oluşturan birkaç kritik arter, onları kontrol eden ülkelere muazzam bir jeopolitik kaldıraç sunduğu
gerçeği Hürmüz’ ün oynamakta olduğu rolle perçinlendi.
O unutulmaz deyimle ‘Hürmüz’ den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…
Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgazı ve tüm körfez ülkelerinin petrolünü de kapsayan dünya petrol
sevkiyatının beşte biri, tarımsal üretimin en önemli girdisi olan gübrenin ham maddesi bakımından
Hürmüz’ ün tek çıkış kapısı olduğu ve Körfez’ e erişimin bu boğaz dışında başka bir alternatifi olmadığı
gerçeğiyle karşı karşıya kaldı tüm dünya…
Hürmüz’ ün ‘silah olarak savaşları dönüştürme gücünün diğer stratejik deniz geçitlerine olası etkileri
başka bir makale konusu olsun…

ABDULLAH AYAN

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.