İYİLİK YAP, DENİZE AT… PEKİ YA GERİ DÖNMEYENLER?…..
İnsanoğlunun hafızası oldukça seçicidir. Çoğu zaman acıları, haksızlıkları ve hayal kırıklıklarını yıllarca zihnimizin en taze köşesinde saklarken; bize uzatılan yardım ellerini, en zor anımızda yanımızda olan dostları ve karşılıksız sunulan fedakârlıkları bir çırpıda unutabiliriz. Nankörlük, işte bu seçici unutkanlığın en tehlikeli tezahürüdür.İnsanoğlunun hafızası oldukça seçicidir. Çoğu zaman acıları, haksızlıkları ve hayal kırıklıklarını yıllarca zihnimizin en taze köşesinde saklarken; bize uzatılan yardım ellerini, en zor anımızda yanımızda olan dostları ve karşılıksız sunulan fedakârlıkları bir çırpıda unutabiliriz. Nankörlük, işte bu seçici unutkanlığın en tehlikeli tezahürüdür
Sosyal yaşamda ilişkiler karşılıklı güven ve paylaşımlar üzerine kuruludur. Ancak işin içine beklenti girdiğinde durum rengini değiştirebilir. Kimi zaman insanlar, yaptıkları iyiliklerin karşılığında sürekli bir teşekkür, minnettarlık veya aynı oranda fedakârlık beklerler. Bu beklenti karşılanmadığında ise karşı tarafı “nankörlük”le suçlamak kolay bir kaçış yolu olabilir.
Öte yandan, gerçek nankörlük bunun çok ötesindedir. Gerçek nankörlük; hiçbir çıkar gözetmeden, sadece insanlık namına yapılan fedakârlıkların hiçe sayılması, hatta zamanla o iyiliğin sahibine karşı bir düşmanlık veya küçümseme aracı olarak kullanırız.
Aslında nankörlük, en çok onu barındıran ruha zarar verir. İyiliği bilmeyen, her şeyi hakkıymış gibi gören bir insan, içten içe tatminsizlik duygusuna mahkûm olur. Hayatındaki güzellikleri göremez, kimseye karşı gerçek bir bağ kuramaz ve her zaman bir eksiklik hisseder. Çünkü minnet duymak, insanın ruhunu hafifleten, kalbini zenginleştiren asil bir duygudur; bu duygudan mahrum kalmak ise ruhu fakirleştirir.
Nankörlükle karşılaşmak insanı zaman zaman yaralar ve “Bir daha kimseye merhamet etmeyeceğim, kimseye iyilik yapmayacağım” düşüncesine itebilir. Oysa unutmamak gerekir ki; iyilik, karşıdakinin değer bilmesine bağlı olarak değil, bizim kim olduğumuzla ilgilidir.
Nankörler var diye insanlığımızdan, cömertliğimizden ve vefamızdan vazgeçmek, kendi özümüzden ödün vermek demektir. Bize düşen, nankörlükle karşılaştığımızda kırılmak yerine ders çıkarmak ve kalbimizin iyilik üreten pınarını korumaktır.
Bir insanın ahlakı, vicdanı ve karakteri; her şey yolunda giderken kurduğu cümlelerde değil, işler sarpa sardığında, öfke anında veya çıkarlar çatıştığında attığı adımlarda saklıdır.Gizli saklı yapılan tercihler, kişinin kendi vicdanıyla olan hesabının en net kanıtıdır.
Bunların her biri, özümüzün dış dünyaya yansıyan imzasından başka bir şey değildir. Eylemlerimiz, ruhumuzun aynasıdır.
Sonuç olarak; kim olduğumuz iddialarımızda, hayallerimizde ya da başkalarına anlattığımız hikâyelerde değil, gündelik hayatın akışı içinde yaptığımız tercihlerde gizlidir. Hayat, niyetlerin niyet olarak kalmadığı, yalnızca eylemlerimizin gerçeği konuşturduğu sessiz ama güçlü bir sahnedir. Ve o son perde indiğinde, ne caka satılan unvanlar ne de yarım kalmış hesaplar bir anlam ifade eder. Sahne karanlığa büründüğünde geriye yalnızca kalpte bırakılan sıcaklık ve vicdanın sükûneti kalır.Çünkü hayat, büyük lafların defteri değil; sessizlikte atılan adımların ve geride bırakılan izlerin hikâyesidir.
GÖKSEL GÜNGÖRDÜ
UNCATEGORİZED
29 gün önceDÜNYA
20 Ağustos 2026MAGAZİN
20 Ağustos 2026GÜNDEM
20 Ağustos 2026DÜNYA
20 Ağustos 2026DÜNYA
20 Ağustos 2026GÜNDEM
20 Ağustos 2026
1
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7666 kez okundu
2
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6816 kez okundu
3
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6738 kez okundu
4
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6425 kez okundu
5
ŞEREF’Lİ İKİNCİLİK…
5741 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.