6 Ekim 2001 Cumartesi günü saat 16.35’te, İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nin bir odasında, 4226 gramlık gürbüz, tontiş bir çocuk olarak dünyaya geldin. Geldin de hemen yuvamıza neşe getirdin.
O gün seni ilk kez kucağımıza aldığımızda, hayatımızda nasıl büyük bir hikâyenin başladığını elbette bilmiyorduk. Sen küçücük ellerinle parmaklarımızı kavrarken, biz aslında ömrümüzün en güzel emanetini kucağımızda taşıyorduk.
Sonra günler geçti, sen büyüdün; önce gözlerinle dünyayı tanıdın, sonra kelimelerle, ardından merakınla ve kendi sessiz dünyanla hayatı anlamaya başladın. İlk adımlarını attığında evimizin içinde büyük bir sevinç kopmuştu; bugün geriye dönüp baktığımda, o ilk adımların seni bir gün evimizin kapısından askere uğurlayacağını hiç düşünmemiştim.
İlk kez adım adım, kilometre kilometre uzaklaştın yanımızdan. Şimdi öyle karmaşık duygular içindeyiz ki; bir yanımız kendi kanatlarınla uçman için artık bu ayrılığın olması gerektiğini söylüyor, bir yanımız hâlâ belki de sonsuza kadar seni sarıp sarmalamak istiyor.
Çocukluğunun yılları hep birlikte yaşanmışlıklarımızla geçti pek şükür. Oyuncakların değişti, odan değişti, minicikti bir zamanlar avuç içi kadar giysilerin beden beden yükseldi, boyun uzadı ama içindeki o sakin, kendi halinde çocuk hiç değişmedi.
Sen hiçbir zaman gürültünün çocuğu olmadın oğlum, canını canım bildiğim aslan parçam; hayran kalınası sessizliğin(in) içinde kendine bir dünya kurdun. Küçük yaşlarından itibaren seni tanıyan herkes, sende yaşından büyük bir olgunluk olduğunu gördü.
Sanki bazı şeyleri çocukken bile büyüklerden önce anlamış gibiydin. Sır tutmayı bildin, insanlara güven vermeyi bildin, kimsenin kalbini kırmadan kendi yolunda yürümeyi bildin oğlum…
Biz anne baban olarak belki de en çok bununla gurur duyduk; ‘iyi bir insan’ olabilmen çabamıza ulaşmak hiç de zor olmadı. Her ebeveynin yaşaması gereken bu kutsal süreçte adeta sen bize öğretiler sundun. İyi bir insan olmanın; diplomadan ve başarıdan daha önemli ve daha değerli olduğunu biz sana öğretecektik hâlbuki, sen değil…
Sonra okul yılların başladı. Anaokulu önce. İlk başlarda özellikle annenden ayrılmak sana çok koyduysa da bunu bize belli etmemeye çalıştın. Hayatın boyunca sen zaten zor zamanlarını hep bize belli etmeden kendin halletmek için çabaladın durdun.
Ardından ilkokulun. Bu döneminde ailemize bir birey daha katıldı. Kardeşin Efe’ye hep iyi bir ağabey nasıl olunuru, biz anne babana da kardeşine ve ailesine sorumlu bir ağabeyin nasıl olması gerektiğini gösterdin. Hâlbuki, kardeşini kıskanman en olması gereken insanı bir duyguydu. Bununla bile başa çıkmasını bildin.
Ardından okullar, okullar, başarılar, başarılar, öğretmenlerinle her konuştuğumuzda ama hepsiyle hiç sektirmeden, “Tebrik ederiz, Ege Tanyu’yu çok güzel yetiştirmişsiniz” demeleri ve bizim için gurur duymalar…
Üniversite çağına geldiğinde Mersin Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği bölümünü seçtin. Başka şehirlerde üniversite okuyan arkadaşlarının aksine sen bizden ayrılmadın; üniversiteyi de yaşadığın şehirde okudun. Sen zaten bize hiç zorluk çıkarmadın ki oğlum…
Belki biz bunun kıymetini o zaman bugünkü kadar anlayamadık. Çünkü sen her akşam yine evimize geldin, soframızda oturdun, odana çekildin ve kendi dünyana döndün. Günlerinin bir yanında oyunların, bir yanında online arkadaşlarınla yaptığın uzun konuşmalar, diğer yanında kitapların vardı. Bir de güzel yemekler vardı hayatında; doğrusu, yemek yemeyi hiçbir zaman küçük bir ayrıntı olarak görmedin.
Odan senin için yalnızca dört duvar değildi; oyunlarınla, kitaplarınla, düşüncelerinle ve arkadaşlarınla kurduğun küçük bir evrendi. Biz ise o evrenin kapısından zaman zaman girip çıkan, seni uzaktan seyreden iki meraklı insan olduk.
Derken üniversite bitti ve sen bölüm birincisi olarak mezun oldun. Kendi kendine öğrendiğin İngilizcenle, eğitiminle, çalışkanlığınla ve en önemlisi karakterinle önünde yepyeni bir hayatın kapılarını açtın oğlum…
Bizim için o diploma, yalnızca Metalurji ve Malzeme Mühendisliği bölümünün birinciliğini gösteren bir kâğıt değildi; yıllardır verdiğin emeğin, sabrının ve sessizce yürüdüğün yolun gururuydu.
Ve dün…
Dün, hayatındaki belki de en büyük değişimlerden birinin kapısı açıldı. Seni askere gönderdik oğlum. İlk kez evimizin kapısından gerçekten uzun bir süreliğine çıktın. Bu kez odana adım adım değil, otobüsle kilometre kilometre Balıkesir’e gittin. Bu kez açmak için bilgisayarının power tuşuna değil, gururla taşıyacağın üniformanı ilikleyebilmek için düğmesine dokunacaksın. Online olarak oyun arkadaşlarınla değil; aynı koğuşu, aynı kaderi ve aynı günleri paylaşacağın asker arkadaşlarınla konuşacaksın.
Önünde 70 günlük bir acemi birliği var oğlum; ardından bir askerî birlikte yaklaşık dokuz buçuk ay sürecek bir yedek subaylık görevin başlayacak. Böyle olmasını istemiştin; işte sana hayat çalıştığın, çabaladığın ve inandığın için hediyelerini sunmaya başladı.
Bu yol senin yolun oğlum. Bu yol; yıllardır çalışıp, çabalayıp, inandığın yol. Bak dümdüz ilerliyor; tüm çakıl taşlarını ayıklaya ayıklaya bitirdin çok şükür. Önünde, yaşanacak çok güzel yılların var.
Sen de mutlusun şimdi, sen de heyecanlısın ve bunun hayatına güzel şeyler katacak bir tecrübe olduğunun farkındasın. İşte biz bir yanımız hâlâ ağlarken en çok da buna seviniyoruz oğlum; çünkü hayat, bazen insanı büyütmek için evinden biraz uzaklaştırıyor. Sen ilk kez kendi odanın güvenliğinden çıkıp hayatın başka bir odasına giriyorsun şimdi…
Annen ise…
Annen seni dün uğurlarken içinde kocaman bir boşluk taşıdı; çünkü onun için sen hâlâ yıllar önce kucağına aldığı o 4226 gramlık tontiş çocuksun. Ne kadar büyürsen büyü, kaç yaşına gelirsen gel, annenin gözünde insanın evladına biçtiği yaş değişmiyor. O senin iyi bir tecrübe yaşayacağını biliyor, sana güveniyor ve seninle gurur duyuyor ama annenin alışması için biraz zaman gerekiyor oğlum. Onun için seninle görüşürken heyecanını, sesinin titremesini, ağlamalarını mazur gör.
Şimdi sen de bizim gibi yaşıyorsun ya; bazı ayrılıklar akılla anlaşılır ama kalple kabul edilmesi biraz daha uzun sürer oğlum…
Biz mi? Efe ile birlikte yaklaşık 3 hafta sonra yapılacak yemin töreni hazırlıkları içerisindeyiz. Senden tarihi söylemeni bekliyoruz. Evet, evimizin en küçük üyesi Efe… Bilirsin; 15 yaşındaki o hareketli, fırlama delikanlı, senin gidişine bizim kadar duygusal bakmıyor elbette. Onun dünyasında yemek, içmek, gezmek, eğlenmek ve hayatı mümkün olduğunca güzel yaşamak var. Ama annesine düşkünlüğüyle o da senden çok farklı değil; yalnızca duygularını henüz senin kadar sessiz taşımayı öğren(e)medi.
Dün senin gidişinin ardından pek bir şey söylemedi, hatta eve gelir gelmez acıkıp mutfağa baktı ama inanıyoruz ki; senin yokluğunu en çok evin sessizleştiğinde anlayacak. Odanın kapısına geldiğinde hatırlayacak ağabeyini ve o da bizim gibi çok özleyecek seni; biliyoruz…
Oğlum, dün evden ayrılırken ardında yalnızca bir oda, bir bilgisayar, kitapların ve alıştığın hayatı bırakmadın; çocukluğunun büyük bir bölümünü de o evin içinde bıraktın. Şimdi önünde başka insanlar, başka şehirler, başka sabahlar, başka sorumluluklar ve sana hayat boyu anlatacağın yeni hikâyeler var. Oldu, olacak…
Biz burada seni özleyeceğiz, annen seni merak edecek, Efe belki belli etmeyecek ama seni arayacak ve ben zaman zaman odanın kapısından içeri bakıp seni orada bulamayınca biraz duracağım. Ama sen sakın bizim özlemimizi kendine yük etme; çünkü biz seni hayattan saklamak için değil, hayata güçlü hazırlamak için sevdik oğlum…
Git oğlum; öğren, yaşa, yanıl, hata et, gül, üzülme ama o da var hayatta, etkilemesin seni dilerim pek, ağlamanın bir kudret olduğunu bil, ağla ama gururlandığında, sev, sevil, yorul, arkadaşlıklar kur ve hayatın sana göstereceği her şeyi kalbinle karşıla. Kalbin sana hep yoldaş. Biz ise annenle; birimiz sağ, birimiz sol omzunda. Her ihtiyacın olduğunda o kadar yakın, o kadar senden, o kadar candan öte candan; bunu unutma!..
Ve ne zaman Balıkesir’in gökyüzüne bakıp evimizi hatırlarsan bil ki burada, seni ilk kez 6 Ekim 2001’de kucağına alan annen, seninle gurur duyan baban ve seni özlediğini söylemeye pek yanaşmayan o fırlama kardeşin Efe var.
Çünkü sen artık yalnızca bizim büyüttüğümüz oğlumuz değil, kendi yolunu yürümeye başlayan genç bir ADAM’sın; yolun açık, şansın bol, yüreğin hep temiz olsun oğlum. Mutlu ol hep. Evimize döneceğin günü beklerken biz seni her zamanki yerinden, kalbimizin en güzel köşesinden sevmeye devam edeceğiz.
BAHA AKINER
UNCATEGORİZED
19 gün önceDÜNYA
10 Ağustos 2026MAGAZİN
10 Ağustos 2026GÜNDEM
10 Ağustos 2026DÜNYA
10 Ağustos 2026DÜNYA
10 Ağustos 2026GÜNDEM
10 Ağustos 2026
1
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6414 kez okundu
2
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4241 kez okundu
3
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4212 kez okundu
4
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4148 kez okundu
5
Uluslararası bilim olimpiyatlarında büyük başarı
3557 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.