CHP’de Asıl Mesele Bölünme Değil, Temsil Krizidir….!
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan son gelişmeler, yalnızca bir kurultay tartışması ya da parti içi iktidar mücadelesi olarak görülemez. Ortaya çıkan tablo, Türkiye siyasetinin geleceği açısından daha geniş bir perspektifle değerlendirilmeyi hak ediyor.
Çünkü siyasi tarih göstermektedir ki; toplumun değişim beklentisi mevcut yapılar içinde karşılık bulamadığında yeni siyasi merkezler doğabilir. Partiler ayakta kalabilir, tabelalar değişmeyebilir; ancak seçmenin yönü değiştiğinde siyaset de yeniden şekillenir.
Bugün CHP etrafında yürütülen tartışmaların merkezinde yalnızca isimler yoktur. Asıl tartışma, partinin toplumun değişim beklentisini karşılayıp karşılayamadığıdır.
Muhalefet içinde uzun süredir dile getirilen eleştirilerden biri, CHP’nin giderek sistemin sınırları içinde hareket eden, iktidarı dengelemek yerine mevcut siyasi düzenin dışına çıkamayan bir yapıya dönüştüğü yönündedir. Hatta bazı çevreler, partinin iktidarın çizdiği siyasal çerçevenin dışına çıkamadığını ve bunun muhalefetin etkisini azalttığını savunmaktadır.
Bu değerlendirmelere katılmak ya da katılmamak mümkündür.
Ancak şu soruyu görmezden gelmek mümkün değildir:
CHP, bugün toplumun umut bağladığı bir değişim hareketi midir; yoksa kendi iç tartışmalarıyla enerjisini tüketen bir parti görünümü mü vermektedir?
İşte öz eleştirinin başlaması gereken yer burasıdır.
Bir siyasi partide farklı görüşler rahatça ifade edilemiyor, eleştirenler dışlanıyor, adaylar ve kadrolar dar bir çevrede belirleniyor, parti içi demokrasi zayıflıyorsa; orada sadece kişiler değil, siyaset de nefes alamaz.
Kapılar kapandıkça insanlar pencereler arar.
Pencereler de kapatılırsa yeni kapılar inşa eder.
Siyasetin tabiatı budur.
Bugün CHP’nin önündeki en büyük tehlike bir bölünme değildir. Asıl tehlike, toplumsal güvenin sessizce başka adreslere yönelmesidir.
Çünkü seçmen sonsuza kadar beklemez.
Kendisini temsil edilmediğini hisseden toplum, önce umut arar; umut bulamazsa yeni adresler oluşturur.
Türkiye siyasi tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur. Mevcut partilerin içinden doğan yeni hareketlerin zamanla ülkenin siyasal dengesini değiştirdiği dönemler yaşanmıştır. Bunun tersi de olmuştur. Dolayısıyla yeni bir oluşumun başarı garantisi yoktur. Ancak mevcut yapının değişim taleplerini sürekli bastırmasının da bir bedeli vardır.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Parti içinde bütün yollar gerçekten kapanıyorsa, yeni bir yol aramak meşru bir siyasi tercih değil midir?
Demokratik siyasette sadakat, kişilere veya koltuklara değil; ilkelere, demokrasiye ve millete duyulur.
Bir siyasi hareket kendi içinde yenilenemiyorsa, toplum o yenilenmeyi başka adreslerde aramaya başlar.
Bu nedenle mesele yalnızca CHP’nin geleceği değildir.
Mesele, Türkiye’de muhalefetin yeniden güven üreten, parti içi demokrasiyi güçlendiren ve toplumsal beklentilere cevap verebilen yeni bir siyaset anlayışı ortaya koyup koyamayacağıdır.
Unutulmamalıdır ki siyasi partiler millet için vardır; millet siyasi partiler için değil.
Ve tarih boyunca değişmeyen gerçek şudur:
Parti içinde bütün yollar kapatılıyorsa, toplum er ya da geç kendisine yeni bir yol açar.
Son sözü ise her zaman millet söyler.
MEHMET OK
UNCATEGORİZED
16 saat önceDÜNYA
20 gün önceMAGAZİN
20 gün önceGÜNDEM
20 gün önceDÜNYA
24 gün önceDÜNYA
25 gün önceGÜNDEM
26 gün önce
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4234 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4208 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4145 kez okundu
4
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2940 kez okundu
5
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2640 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.