Yayınlanma Tarihi :
Çiğdem Dokuzoğlu
Geçtiğimiz günlerde bir dostumla sohbet ederken, “Her sabah aynı adam olarak uyanmaktan yoruldum,” dedi. Bu cümle aslında modern insanın en büyük paradoksunu özetliyor:
Gözlerimiz açık, işe gidiyoruz, fatura ödüyoruz ama ruhumuz derin bir kış uykusunda. Peki, gerçek bir uyanış tam olarak ne zaman başlar? Kabul Edilmiş Uykular Toplum olarak bize sunulan bir “ideal hayat” paketi var.
Okul, kariyer, evlilik, mülkiyet… Bu paketleri açarken o kadar meşgulüz ki, içinden çıkanların bizi gerçekten doyurup doyurmadığını sormuyoruz bile. Bir nevi toplumsal hipnozun içindeyiz. Herkesin gittiği yöne gitmek, güvenli ama bir o kadar da monoton .
Gerçek uyanış, bu güvenlik illüzyonunun çatladığı o ilk anda gerçekleşir. Bir kayıpla, bir başarısızlıkla ya da bazen sadece bir gün batımını izlerken gelen o “Burada eksik bir şey var” hissiyle. Uyanmak Cesaret İster Uyanış, sanıldığı gibi sadece çiçekli bir bahçeye adım atmak değildir; bazen kendi karanlığınla yüzleşmektir.
Dürüstlük: Kendi yalanlarını fark etmek. Sorumluluk: Hayatının gidişatından dış etkenleri değil, kendini sorumlu tutmak. Eylem: Sadece bilmek değil, bildiğinle bir şeyler yapmak. Dünya, sadece “uyanan” insanların omuzlarında döner.
Fark edenler, sorgulayanlar ve uykusundan feragat edip yeni bir yol açanlar… Geri kalanı sadece kalabalığı takip eder. Bugün kendinize şu soruyu sorun: Eğer yarın sabah tüm sosyal statülerim, unvanlarım ve mal varlığım yok olsaydı; geriye kalan o “ben” kim olurdu? Cevabı bulmakta zorlanıyorsanız, uyanış vaktiniz gelmiş demektir.
Ve unutmayın, güneş her gün yeniden doğar; sizin de her an yeniden uyanma şansınız var. Toplumsal olarak uyanmak, insanca yaşamayı insani duygular ve sevgi ile beslemek için ben varım! Ya siz?
YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026YEREL
16 Nisan 2026
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.