Saray Duymasa da, Sokak Kaynıyor…
Siyasetin en büyük yanılgısı, seçim kazanmayı milletin rızasını sonsuza kadar garantilemek sanmaktır. Oysa Türkiye’nin siyasi tarihi, bunun tam tersini söyleyen örneklerle doludur.
Dün kendisini yenilmez gören nice iktidar, sokaktan yükselen öfkeyi küçümsediği için bugün tarihin tozlu raflarında yerini aldı.
Şimdi benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.
Ankara’nın koridorlarında çizilen pembe tablolar ile Anadolu’nun sokaklarında yaşanan gerçekler arasındaki mesafe her geçen gün büyüyor.
Saray duymasa da, sokak kaynıyor.
Çarşıda, pazarda, kahvehanelerde, fabrikalarda ve emekli kuyruklarında aynı serzeniş yükseliyor: Geçim sıkıntısı büyüyor, umut azalıyor ve vatandaş giderek daha yüksek sesle hesap soruyor.
Yıllarca “istikrar”, “kalkınma” ve “güçlü Türkiye” söylemleriyle geniş kitlelerin desteğini alan siyasi iktidar, bugün belki de en zorlu sınavını veriyor. Çünkü vatandaş artık televizyon ekranlarındaki tartışmaları değil, mutfağındaki yangını konuşuyor. Pazar filesi küçülürken, maaşlar erirken ve gençler gelecek planlarını başka ülkelerde kurmaya başlarken, hamasi nutukların etkisi de giderek azalıyor.
Üstelik toplumun arayışı yalnızca bir muhalefet arayışı değil. İnsanlar, mevcut düzeni eleştiren bir sesin ötesinde, ülkeyi yönetebilecek güçlü bir alternatif görmek istiyor. Sokaktaki vatandaşın zihnindeki soru artık şudur: “Kim daha sert konuşuyor?” değil, “Kim bu enkazı kaldırabilecek?”
İktidarın karşı karşıya olduğu esas tehlike de burada başlıyor.
Çünkü siyasi tarihin en sert kırılmaları, muhalefetin gücünden çok, iktidarların kendi iç yorgunluğundan doğmuştur. Uzun yıllar boyunca değişimin temsilcisi olarak görülen kadrolar, zamanla değişime direnen yapılara dönüşür. Eleştiriye kulaklar kapanır, liyakat geri plana itilir, kurumlar zayıflar ve yönetim refleksi, ülkeyi geleceğe hazırlamak yerine günü kurtarma telaşına sıkışır.
Türkiye’nin yakın siyasi geçmişi bunun örnekleriyle doludur. Gücün merkezileştiği her dönemde, yönetenlerle yönetilenler arasındaki mesafe açılmış; sokaktaki insanın sesi, bürokratik duvarların arasında kaybolmuştur. Oysa siyaset, yalnızca seçim meydanlarında değil, vatandaşın mutfağında, cebinde ve vicdanında kazanılır.
Bugün emekli geçinemiyor. Gençler diplomalarını umutla değil, kaygıyla taşıyor. Küçük esnaf ayakta kalma savaşı veriyor. Çiftçi ürettiğinin karşılığını alamıyor. Buna rağmen iktidar çevreleri hâlâ her eleştiriyi “algı operasyonu” olarak nitelendirmeyi tercih ediyor.
Fakat tarihin değişmeyen bir hükmü vardır: Halkın sesini duymayan iktidarlar, bir gün kendi seslerinin yankısı içinde yalnız kalırlar.
Unutulmamalıdır ki, toplumdaki dip dalgalar önce sessiz ilerler. Uzun süre fark edilmez, hatta küçümsenir. Ancak bir noktadan sonra, önüne çıkan bütün siyasi hesapları altüst edecek bir tsunamiye dönüşürler.
Bugün Türkiye’de hissedilen huzursuzluk yalnızca ekonomik değildir; aynı zamanda bir güven, adalet ve temsil krizidir. İnsanlar artık yalnızca geçinmek değil, geleceğe güvenle bakmak istiyor. Ve siyaset kurumu bu talebi okumakta gecikirse, yarının Türkiye’sini bugünün sloganları kurtaramayacaktır.
Çünkü milletin sabrı sonsuz değildir. Tarih boyunca hiçbir iktidar, yalnızca geçmiş başarılarına yaslanarak ayakta kalamamıştır. Siyasetin en acımasız hükmünü ise ne anketler verir ne de ekranlar…
Son sözü daima sokak söyler.
MEHMET OK
UNCATEGORİZED
20 saat önceDÜNYA
20 gün önceMAGAZİN
20 gün önceGÜNDEM
20 gün önceDÜNYA
24 gün önceDÜNYA
25 gün önceGÜNDEM
26 gün önce
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4234 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4208 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4145 kez okundu
4
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2940 kez okundu
5
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2640 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.