Yaş Sebze ve Meyve Sistemi Sanık Sandalyesinde

Yaş Sebze ve Meyve Sistemi Sanık Sandalyesinde

ABONE OL
Eylül 17, 2026 10:55
Yaş Sebze ve Meyve Sistemi Sanık Sandalyesinde
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kişileri Yargılarken Sistemi Unutmayalım

Yaş Sebze ve Meyve Sistemi Sanık Sandalyesinde

Kişileri Yargılarken Sistemi Unutmayalım

Mustafa Güler

Yaş sebze ve meyve sektörüne yönelik büyük

operasyon, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Sektörün önde gelen tüccarları ve yöneticileri

gözaltına alındı; ciddi suçlamalar gündeme geldi.

Elbette ileri sürülen iddialar araştırılmalı, suç

işleyen varsa hukuk içinde hesabını vermelidir.

Ancak gözaltının mahkûmiyet olmadığı, kesin

hüküm verilinceye kadar herkesin masum

sayıldığı da unutulmamalıdır.

Bu olay yalnız kişiler üzerinden tartışılırsa asıl

mesele gözden kaçar. Çünkü bugün suçlanan

insanların önemli bir bölümü, yıllardır yaş sebze

ve meyve sisteminin taşıyamadığı yükleri

sırtlanarak bu çarkı döndüren kişilerdir. Üreticinin

ürününü tarladan alan, sınıflandıran, paketleyen,

finanse eden, nakleden; iç ve dış pazarlarda

müşteri bulan, fiyat ve tahsilat riski üstlenen yine

bu tüccar ve ihracatçılardır.

Onları kahramanlaştırmak ya da aklamak doğru

değildir. Fakat bütün sorunların kaynağı gibi

göstermek de adil ve gerçekçi olmaz.

Bu tüccarlar devreden çıkarsa ne olacak?

Yaş sebze ve meyve, bekleyebilen bir ürün

değildir. Hasat edilen domates, biber, şeftali,

çilek veya üzüm birkaç gün içinde satılmak

zorundadır. Dalında bekleyen limonun, tarlada

kalan domatesin, soğuk hava deposuna

giremeyen meyvenin ekonomik değeri hızla düşer.

Sektörün büyük alıcıları ve ihracatçıları bir

operasyonla devreden çıkarıldığında şu sorulara

da cevap verilmelidir:

Çiftçinin malını ertesi gün kim alacaktır?

Ürünleri kim toplayacak, paketleyecek ve pazara

ulaştıracaktır?

İhracat bağlantılarını kim sürdürecektir?

Çiftçiye avans ve işletme sermayesini kim

sağlayacaktır?

Yabancı müşteriye verilen taahhütleri kim yerine

getirecektir?

Bunların cevabı hazır değilse operasyonun

ekonomik sonuçları ilk olarak çiftçiyi vurabilir.

Kamuoyuna “çiftçiyi ve tüketiciyi koruma”

amacıyla sunulan bir süreç, gerekli önlemler

alınmazsa çiftçinin ürününün tarlada kalmasına

dönüşebilir.

Bu nedenle yaşananlar tüketici

açısından fiyat ve adalet meselesiyken, çiftçi

açısından aynı zamanda bir geçim ve gelecek

korkusudur. Kişiler yargılanırken kurumlar

korunmalıdır.

Sistem bütün riskleri tüccarın üzerine bırakıyor

Türkiye’de yaş sebze ve meyve ticareti yapan

tüccar yalnız alım satım yapmamaktadır. Ürünün

kalıntı riskini, ihracattan dönme ihtimalini,

bozulma ve fireyi, döviz dalgalanmasını, nakliye

giderini, müşterinin ödeme yapmamasını ve

çiftçinin parasını zamanında ödeme baskısını

birlikte taşımaktadır.

Çiftçi üretim sırasında yeterli teknik destek

alamadığında bunun sonucu kalıntı sorunu olarak

ihracatçının önüne gelmektedir. Ürün dış

pazardan döndüğünde zararı çoğu zaman tüccar

veya ihracatçı karşılamaktadır. Fiyat düştüğünde

mal elinde kalmakta, yükseldiğinde ise

kamuoyunda fırsatçılıkla suçlanmaktadır.

Bütün bu belirsizlikler içinde tüccar kendisini

korumaya çalışmaktadır. Bu korunma çabası kimi

zaman mevzuatın sınırlarına yaklaşabilir, hatta

yasalarla çatışan uygulamalara dönüşebilir. Böyle

bir durum varsa elbette soruşturulmalıdır. Fakat

yalnız sonucu cezalandırıp bu davranışları

doğuran ekonomik düzeni değiştirmemek, sorunu

çözmez; yalnızca aktörlerini değiştirir.

Bugün gözaltına alınanların yerine yarın başka

kişiler gelir ve aynı sistem aynı sonuçları yeniden

üretir.

Kurumların sorumluluğu yok mudur?

Bütün sorumluluğu tüccara yüklemek kolaydır.

Peki yıllardır bu sektörün sorunlarını bilen

kurumların hiç sorumluluğu yok mudur?

Tarım ve Orman Bakanlığı üretim planlamasını,

çiftçi eğitimini, ilaç kullanımını ve kalıntı

denetimini yeterince düzenleyebilmiş midir?

İhracatçı birlikleri, ürün sınır kapısından

döndükten sonra açıklama yapmak yerine sorunu

tarlada önleyecek bir düzen kurabilmiş midir?

Ziraat odaları çiftçiye sürekli teknik danışmanlık

sağlayabilmiş midir?

Ticaret ve sanayi odaları ile ticaret borsaları,

sektörün finansman, kayıt dışılık ve fiyat oluşumu

sorunlarını ne ölçüde gündeme taşımıştır?

Hal yönetiminden sorumlu belediyeler, halleri yalnız

rüsum toplayan ve ürün girişini kaydeden yerler

olmaktan çıkarıp laboratuvarı, soğuk deposu ve

kalite güvence sistemi bulunan modern ticaret

merkezlerine dönüştürebilmiş midir?

Üretici kooperatifleri neden çiftçinin ürününü alıp

dünya pazarlarına ulaştırabilecek ölçekte

güçlendirilememiştir? Büyük bir tüccar veya

ihracatçı devreden çıktığında onun yerini

alabilecek alternatif bir yapı neden bugüne kadar

kurulamamıştır?

Bu sorular sorulmadan yalnız birkaç tüccarı

suçlamak, sistemin sorumluluğunu kişilerin

üzerine yıkmak olur.

Ortak masa kurulmalıdır

Yaşanan operasyon bir hesaplaşmaya değil,

yeniden yapılanma fırsatına dönüştürülmelidir.

Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı,

ihracatçı birlikleri, ziraat odaları, ticaret ve sanayi

odaları, ticaret borsaları, üretici örgütleri, hal

yönetiminden sorumlu belediye başkanları ve

sektör temsilcileri aynı masa etrafında

toplanmalıdır.

Bu masada yalnız fiyatlar değil; üretim

planlaması, kalıntı denetimi, çiftçinin teknik

desteği, ürünün tarladan itibaren izlenmesi,

ihracat iadeleri, soğuk zincir, üretici alacağının

güvenceye alınması ve tüccarın üstlendiği riskler

birlikte konuşulmalıdır.

Çiftçinin parasını koruyan bir güvence fonu

kurulmalı; tüccar ve ihracatçının uğradığı haksız

zararlar sigorta kapsamına alınmalıdır. Ürün daha

tarladayken denetlenmeli, kalıntı riski ihracat

kapısında ortaya çıkmadan önlenmelidir. Güçlü

üretici kooperatifleri kurulmalı; ancak özel

tüccarın sermayesi, bilgisi, müşteri ağı ve girişim

gücü de sistemin dışında bırakılmamalıdır.

Yeni düzen üreticiyi, tüccarı, ihracatçıyı, tüketiciyi

ve kamu yararını birbirinin karşısına koymadan

korumalıdır.

Linç değil, çözüm zamanı

Toplum bu olaydan bir linç çıkarmamalıdır. Henüz

yargılama başlamadan insanları suçlu ilan etmek

ne hukuka ne de adalete uygundur. Aynı şekilde

“sektör zaten böyle çalışıyor” diyerek yanlışları

görmezden gelmek de kabul edilemez.

Varsa suç bireysel olarak araştırılmalıdır; fakat

sistemi yıllardır sürdüren ve çözüm üretmeyen

kurumların sorumluluğu da açıkça

konuşulmalıdır. Çünkü bu tablonun ortaya

çıkmasında yalnız gözaltına alınanların değil;

görevini eksik yapan, denetlemeyen, alternatif

geliştirmeyen ve sorunları erteleyen bütün

kurumların ayrı ayrı payı vardır.

Asıl mesele birkaç kişiyi sistemden çıkarmak

değil, onlar çıktığında çiftçinin ürününü tarlada

bırakmayacak, tüketiciyi güvensiz ve pahalı ürüne

mahkûm etmeyecek yeni bir düzen kurabilmektir.

Kişileri yargılamak yargının görevidir. Bize düşen

ise insanları peşinen mahkûm etmek değil; bu

olayı fırsata çevirerek daha şeffaf, güvenli ve adil

bir yaş sebze ve meyve sistemi kurmaktır.

MUSTAFA GÜLER

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.