Kişileri Yargılarken Sistemi Unutmayalım
Yaş Sebze ve Meyve Sistemi Sanık Sandalyesinde
Kişileri Yargılarken Sistemi Unutmayalım
Yaş sebze ve meyve sektörüne yönelik büyük
operasyon, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Sektörün önde gelen tüccarları ve yöneticileri
gözaltına alındı; ciddi suçlamalar gündeme geldi.
Elbette ileri sürülen iddialar araştırılmalı, suç
işleyen varsa hukuk içinde hesabını vermelidir.
Ancak gözaltının mahkûmiyet olmadığı, kesin
hüküm verilinceye kadar herkesin masum
sayıldığı da unutulmamalıdır.
Bu olay yalnız kişiler üzerinden tartışılırsa asıl
mesele gözden kaçar. Çünkü bugün suçlanan
insanların önemli bir bölümü, yıllardır yaş sebze
ve meyve sisteminin taşıyamadığı yükleri
sırtlanarak bu çarkı döndüren kişilerdir. Üreticinin
ürününü tarladan alan, sınıflandıran, paketleyen,
finanse eden, nakleden; iç ve dış pazarlarda
müşteri bulan, fiyat ve tahsilat riski üstlenen yine
bu tüccar ve ihracatçılardır.
Onları kahramanlaştırmak ya da aklamak doğru
değildir. Fakat bütün sorunların kaynağı gibi
göstermek de adil ve gerçekçi olmaz.
Bu tüccarlar devreden çıkarsa ne olacak?
Yaş sebze ve meyve, bekleyebilen bir ürün
değildir. Hasat edilen domates, biber, şeftali,
çilek veya üzüm birkaç gün içinde satılmak
zorundadır. Dalında bekleyen limonun, tarlada
kalan domatesin, soğuk hava deposuna
giremeyen meyvenin ekonomik değeri hızla düşer.
Sektörün büyük alıcıları ve ihracatçıları bir
operasyonla devreden çıkarıldığında şu sorulara
da cevap verilmelidir:
Çiftçinin malını ertesi gün kim alacaktır?
Ürünleri kim toplayacak, paketleyecek ve pazara
ulaştıracaktır?
İhracat bağlantılarını kim sürdürecektir?
Çiftçiye avans ve işletme sermayesini kim
sağlayacaktır?
Yabancı müşteriye verilen taahhütleri kim yerine
getirecektir?
Bunların cevabı hazır değilse operasyonun
ekonomik sonuçları ilk olarak çiftçiyi vurabilir.
Kamuoyuna “çiftçiyi ve tüketiciyi koruma”
amacıyla sunulan bir süreç, gerekli önlemler
alınmazsa çiftçinin ürününün tarlada kalmasına
dönüşebilir.
Bu nedenle yaşananlar tüketici
açısından fiyat ve adalet meselesiyken, çiftçi
açısından aynı zamanda bir geçim ve gelecek
korkusudur. Kişiler yargılanırken kurumlar
korunmalıdır.
Sistem bütün riskleri tüccarın üzerine bırakıyor
Türkiye’de yaş sebze ve meyve ticareti yapan
tüccar yalnız alım satım yapmamaktadır. Ürünün
kalıntı riskini, ihracattan dönme ihtimalini,
bozulma ve fireyi, döviz dalgalanmasını, nakliye
giderini, müşterinin ödeme yapmamasını ve
çiftçinin parasını zamanında ödeme baskısını
birlikte taşımaktadır.
Çiftçi üretim sırasında yeterli teknik destek
alamadığında bunun sonucu kalıntı sorunu olarak
ihracatçının önüne gelmektedir. Ürün dış
pazardan döndüğünde zararı çoğu zaman tüccar
veya ihracatçı karşılamaktadır. Fiyat düştüğünde
mal elinde kalmakta, yükseldiğinde ise
kamuoyunda fırsatçılıkla suçlanmaktadır.
Bütün bu belirsizlikler içinde tüccar kendisini
korumaya çalışmaktadır. Bu korunma çabası kimi
zaman mevzuatın sınırlarına yaklaşabilir, hatta
yasalarla çatışan uygulamalara dönüşebilir. Böyle
bir durum varsa elbette soruşturulmalıdır. Fakat
yalnız sonucu cezalandırıp bu davranışları
doğuran ekonomik düzeni değiştirmemek, sorunu
çözmez; yalnızca aktörlerini değiştirir.
Bugün gözaltına alınanların yerine yarın başka
kişiler gelir ve aynı sistem aynı sonuçları yeniden
üretir.
Kurumların sorumluluğu yok mudur?
Bütün sorumluluğu tüccara yüklemek kolaydır.
Peki yıllardır bu sektörün sorunlarını bilen
kurumların hiç sorumluluğu yok mudur?
Tarım ve Orman Bakanlığı üretim planlamasını,
çiftçi eğitimini, ilaç kullanımını ve kalıntı
denetimini yeterince düzenleyebilmiş midir?
İhracatçı birlikleri, ürün sınır kapısından
döndükten sonra açıklama yapmak yerine sorunu
tarlada önleyecek bir düzen kurabilmiş midir?
Ziraat odaları çiftçiye sürekli teknik danışmanlık
sağlayabilmiş midir?
Ticaret ve sanayi odaları ile ticaret borsaları,
sektörün finansman, kayıt dışılık ve fiyat oluşumu
sorunlarını ne ölçüde gündeme taşımıştır?
Hal yönetiminden sorumlu belediyeler, halleri yalnız
rüsum toplayan ve ürün girişini kaydeden yerler
olmaktan çıkarıp laboratuvarı, soğuk deposu ve
kalite güvence sistemi bulunan modern ticaret
merkezlerine dönüştürebilmiş midir?
Üretici kooperatifleri neden çiftçinin ürününü alıp
dünya pazarlarına ulaştırabilecek ölçekte
güçlendirilememiştir? Büyük bir tüccar veya
ihracatçı devreden çıktığında onun yerini
alabilecek alternatif bir yapı neden bugüne kadar
kurulamamıştır?
Bu sorular sorulmadan yalnız birkaç tüccarı
suçlamak, sistemin sorumluluğunu kişilerin
üzerine yıkmak olur.
Ortak masa kurulmalıdır
Yaşanan operasyon bir hesaplaşmaya değil,
yeniden yapılanma fırsatına dönüştürülmelidir.
Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı,
ihracatçı birlikleri, ziraat odaları, ticaret ve sanayi
odaları, ticaret borsaları, üretici örgütleri, hal
yönetiminden sorumlu belediye başkanları ve
sektör temsilcileri aynı masa etrafında
toplanmalıdır.
Bu masada yalnız fiyatlar değil; üretim
planlaması, kalıntı denetimi, çiftçinin teknik
desteği, ürünün tarladan itibaren izlenmesi,
ihracat iadeleri, soğuk zincir, üretici alacağının
güvenceye alınması ve tüccarın üstlendiği riskler
birlikte konuşulmalıdır.
Çiftçinin parasını koruyan bir güvence fonu
kurulmalı; tüccar ve ihracatçının uğradığı haksız
zararlar sigorta kapsamına alınmalıdır. Ürün daha
tarladayken denetlenmeli, kalıntı riski ihracat
kapısında ortaya çıkmadan önlenmelidir. Güçlü
üretici kooperatifleri kurulmalı; ancak özel
tüccarın sermayesi, bilgisi, müşteri ağı ve girişim
gücü de sistemin dışında bırakılmamalıdır.
Yeni düzen üreticiyi, tüccarı, ihracatçıyı, tüketiciyi
ve kamu yararını birbirinin karşısına koymadan
korumalıdır.
Linç değil, çözüm zamanı
Toplum bu olaydan bir linç çıkarmamalıdır. Henüz
yargılama başlamadan insanları suçlu ilan etmek
ne hukuka ne de adalete uygundur. Aynı şekilde
“sektör zaten böyle çalışıyor” diyerek yanlışları
görmezden gelmek de kabul edilemez.
Varsa suç bireysel olarak araştırılmalıdır; fakat
sistemi yıllardır sürdüren ve çözüm üretmeyen
kurumların sorumluluğu da açıkça
konuşulmalıdır. Çünkü bu tablonun ortaya
çıkmasında yalnız gözaltına alınanların değil;
görevini eksik yapan, denetlemeyen, alternatif
geliştirmeyen ve sorunları erteleyen bütün
kurumların ayrı ayrı payı vardır.
Asıl mesele birkaç kişiyi sistemden çıkarmak
değil, onlar çıktığında çiftçinin ürününü tarlada
bırakmayacak, tüketiciyi güvensiz ve pahalı ürüne
mahkûm etmeyecek yeni bir düzen kurabilmektir.
Kişileri yargılamak yargının görevidir. Bize düşen
ise insanları peşinen mahkûm etmek değil; bu
olayı fırsata çevirerek daha şeffaf, güvenli ve adil
bir yaş sebze ve meyve sistemi kurmaktır.
MUSTAFA GÜLER
UNCATEGORİZED
17 Eylül 2026DÜNYA
17 Eylül 2026MAGAZİN
17 Eylül 2026GÜNDEM
17 Eylül 2026DÜNYA
17 Eylül 2026DÜNYA
17 Eylül 2026GÜNDEM
17 Eylül 2026
1
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7690 kez okundu
2
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6840 kez okundu
3
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6761 kez okundu
4
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6445 kez okundu
5
ŞEREF’Lİ İKİNCİLİK…
5764 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.