Arslan’ın Ardından: Bir Devrin ve Bir Dostun Sessiz Vedası
Bugün gözlerini rant hırsı bürümüş, kişisel çıkarını her değerin üstünde tutan figürleri gördükçe; Arslan Özçelik’in şahsiyetini ve siyasete bakışını çok daha haklı, çok daha müstesna bir yere oturtuyorum.
Arslan, “halka hizmeti Hakk’a hizmet” bilen, eşine az rastlanır bir dürüstlük abidesiydi. Siyasetin sırtına yük olanların kalabalığında, o her zaman yükü omuzlayan, almaktan çok vermeyi gaye edinen ender insanlardandı.
Mütevazıydı; hem de en güçlü olduğu anlarda bile…
MTSO Başkanlığı yapmış, sanayicilerin parmakla gösterildiği o ihtişamlı dönemin “fabrikatör” babasının oğluydu. Üstelik ANAP iktidarının en kudretli olduğu yıllarda Mersin İl Başkanı’ydı. Ama tüm bu güce, bu imkâna rağmen haram lokmaya bir gün olsun dönüp bakmadı.
Mersin’i bırakıp gittiğim yıllarda, Alanya Sokağı’nın girişindeki Yimpa adlı marketini sabahları bizzat kendisi açardı. Öyle bir tevazu ki bu; annemin siparişlerini ya kendisi ya kardeşi Adnan, Cumhuriyet Karakolu karşısındaki evimizin kapısına kadar getirirdi. Bir gün mahcubiyetle teşekkür etmeye kalktığımda, beni daha da mahcup eden o unutulmaz cevabı vermişti:
“O senin annen olduğu kadar benim de annemdir…”
Kayıp Yılların Canlı Şahitleriydik
Onunla sadece sokaklarda değil, tarihin tozlu virajlarında da birlikte yürüdük. ANAP treninden birlikte indik; “Kurtar bizi baba!” nidalarıyla Erdal İnönü-Demirel ikilisinden medet umduğumuz o sancılı sürece beraber tanıklık ettik. Özal’ın ölümüyle başlayan; faili meçhullerin, ekonomik krizlerin ve kişisel hırsların memleket sevdasının önüne geçtiği o “lanetli” dönemin ağır havasını birlikte soluduk.
“Karakollar camdan olacak, demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçecek” vaatleriyle barış dolu bir ülke hayal ederken; asit kuyularının, ‘beyaz Torosların’ kabusuna uyandığımız o yıllar… Demirel’in Köşk’e çıkışı, İlhan Kesici’yi 1991 seçimlerinde Mersin barajına kurban verişimiz ve sağ siyasetin o kronik hastalığı olan “tek adamlık” zaafıyla yüzleşmemiz… Hepsinin canlı şahitleri olarak, o yollarda hüzünle yürüdük.
“Hayal Ettiğimiz Ülke Bu Değildi”
Onca yolun sonunda, tıpkı Çetin Altan ustanın son vedasında dediği gibi: “Hayal ettiğimiz ülke bu değildi.” Arslan kardeşim, son nefesine kadar bu hayal kırıklıklarını paylaşmaktan, doğruyu söylemekten geri durmadı.
Şimdi o gitti; ben ise olan biteni acılar içinde izlemeye devam ediyorum.
Ne diyelim?
Arslan kardeşim son güne kadar hayal kırıklıklarını paylaşmaktan geri durmadı…
Ben acılar içinde izlemeye devam edeceğim…
Ne diyelim?
Bizim de yazgımız buymuş…
Abdullah Ayan, 30 Mart 2026
UNCATEGORİZED
1 gün önceDÜNYA
20 gün önceMAGAZİN
20 gün önceGÜNDEM
21 gün önceDÜNYA
25 gün önceDÜNYA
25 gün önceGÜNDEM
26 gün önce
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4234 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4208 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4145 kez okundu
4
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2940 kez okundu
5
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2640 kez okundu