Susturulan Sadece İnsanlar Değil, Gerçeğin Kendisidir…
Türkiye’de yeni bir dönem yaşanıyor. Bu dönemin adı demokrasi değil; itirazın suç, eleştirinin tehdit, hakikatin ise sanık sandalyesine oturtulduğu bir dönemdir.
Artık iktidarı eleştiren herkesin önüne aynı suçlama konuluyor: “Yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek”… Dün gazeteciler, bugün siyasetçiler, yarın ise sıradan vatandaşlar…
Asıl sorulması gereken soru şudur: Madem ortada “yanlış bilgi” var, doğruyu belirleme yetkisini kimden aldınız?
Çünkü bu ülke, dün “iftira” denilen dosyaların yıllar sonra doğru çıktığını gördü. Dün “devlet düşmanı” ilan edilenlerin bugün baş tacı edildiğine, dün alkışlananların ise bugün hedef tahtasına konulduğuna defalarca tanıklık etti. Değişen hakikat değildi; değişen, siyasi iktidarın ihtiyaçlarıydı.
İşte tam da bu yüzden, “yanlış bilgiyle mücadele” söylemi birçok insanın gözünde hukuki bir düzenleme değil, siyasi bir sopaya dönüşmüş durumda.
Bugün mesele yalnızca birkaç gazetecinin, birkaç yazarın ya da birkaç siyasetçinin yargılanması değildir.
Mesele, toplumun tamamına verilmek istenen mesajdır:
“Konuşabilirsiniz… Ama sadece bizim izin verdiğimiz kadar.”
İnsanlar artık düşüncelerini açıklamadan önce vicdanlarını değil, savcıları düşünüyor. Kalemler kırılmıyor belki ama korkuyla köreliyor. Mikrofonlar kapanmıyor belki ama sessizliğe mahkûm ediliyor.
Oysa hiçbir iktidar, hakikati mahkeme kararlarıyla yönetemez. Hiçbir kanun, gerçeğin üzerini sonsuza kadar örtemez. Çünkü gerçek, susturuldukça büyüyen; bastırıldıkça güçlenen bir şeydir.
Ve unutulmasın…
Devletler muhalefetten değil, adaletsizlikten çöker.
Milletler eleştiriden değil, korkudan parçalanır.
Bir ülkede insanlar konuşmadan önce mahkemeleri, yazmadan önce soruşturmaları düşünüyorsa, orada tehlikede olan yalnızca ifade özgürlüğü değildir; bizzat cumhuriyetin ruhudur.
Tarihin bütün baskı dönemleri aynı kibirle başladı:
Önce hakikati kendilerine bağlamak istediler…
Sonra eleştiriyi suç saydılar…
Ardından korkuyu yönetim biçimine dönüştürdüler…
Ama tarihin hükmü hiç değişmedi.
İktidarlar değişti, yasalar değişti, sloganlar değişti.
Saraylar değişti, makamlar el değiştirdi, manşetler unutuldu.
Fakat geride hep aynı gerçek kaldı:
Hiçbir iktidar, gerçeği mahkeme salonlarına hapsedemedi.
Hiçbir güç, milletin hafızasını silemedi.
Ve tarihin çöplüğüne gidenlerin ortak bir özelliği vardı:
Hepsi, gücün sonsuz olduğuna inandı…
Hepsi, korkunun insanları susturacağını sandı…
Ve hepsi, gerçeği susturabileceklerini sanmışlardı.
MEHMET OK
UNCATEGORİZED
23 saat önceDÜNYA
20 gün önceMAGAZİN
20 gün önceGÜNDEM
20 gün önceDÜNYA
24 gün önceDÜNYA
25 gün önceGÜNDEM
26 gün önce
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4234 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4208 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4145 kez okundu
4
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2940 kez okundu
5
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2640 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.