“Sigorta, toplumun ekonomik güvenlik ağıdır. Ancak bu ağın güçlü olması için yalnızca poliçe satılması yetmez. Tüketicinin özgür tercihi, acentenin emeği, şirketlerin şeffaflığı ve kamu otoritesinin adil denetimi aynı anda korunmalıdır.”
SİGORTA GÜVEN İŞİDİR
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı görevim süresince birçok sektörle olduğu gibi Sigortacılık Hizmetleri Meslek Komitesi ile de yakın bir diyalog içinde oldum. Komitenin MTSO bünyesinde yaptığı pek çok toplantıya katıldım; sektör temsilcileriyle sorunları, beklentileri ve çözüm arayışlarını birlikte değerlendirdik.
Bu süreçte şunu yakından gördüm: Sigorta sektörü yalnızca poliçe düzenleyen, prim toplayan veya hasar ödeyen bir sektör değildir. Sigorta, vatandaşın, işletmenin, üreticinin, esnafın ve sanayicinin riskler karşısında ayakta kalmasını sağlayan önemli bir güvence sistemidir.
Bu yazıyı, o süreçte edindiğim bilgi ve deneyimlerin de katkısıyla kaleme alıyorum. Amacım, sigorta sektörünün özellikle acenteler, tüketiciler, bankalar, otomotiv bayileri, dijital satış kanalları ve kamu otoritesi açısından taşıdığı yapısal sorunları görünür kılmak; bu sorunların ilgililere ulaşmasına ve çözüm arayışlarına katkı sunmaktır.
Sigorta sektörü denildiğinde çoğu zaman prim üretimi, poliçe sayısı, hasar ödemeleri ve şirket kârlılığı konuşulur. Oysa sigorta, yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Sigorta, insanın başına bir kaza geldiğinde, evi zarar gördüğünde, aracı hasar aldığında, sağlığı bozulduğunda veya iş yeri riskle karşılaştığında yanında durması gereken bir güven sistemidir.
Bu nedenle sigorta sektörünü yalnızca “ne kadar poliçe satıldı?” sorusuyla değil, “kim sattı, nasıl sattı, tüketici neyi anlayarak aldı, acente hangi şartlarda rekabet etti, şirket ne kadar şeffaf davrandı?” sorularıyla da değerlendirmek gerekir.
Bugün Türkiye’de sigorta sektörü büyüyor. Ancak bu büyümenin içinde acenteler açısından ciddi bir adalet sorunu, tüketiciler açısından da ciddi bir güven sorunu var.
ACENTEYE TEK İŞ, BANKA VE BAYİYE ÇOK İŞ:
Türkiye’de sigorta acenteleri sıkı kurallara bağlıdır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na göre bankalar ve özel kanunla yetkilendirilen kurumlar hariç, sigorta acenteleri bireysel emeklilik aracılığı ve sigortacılıkla bağlantılı sınırlı faaliyetler dışında başka ticari faaliyette bulunamaz. Aynı kanun, yetkili olmayan kişilerin sigorta acenteliği yapamayacağını ve acentelik izlenimi yaratamayacağını da düzenler.
Yani acenteye deniliyor ki:
“Sen yalnızca sigortacılık yapacaksın. Başka ticari faaliyetle aynı çatı altında bulunmayacaksın. Ofisini, personelini, teknik altyapını, levha kaydını, mesleki sorumluluğunu buna göre kuracaksın.”
Bu kuralların mesleki disiplin açısından mantığı vardır. Sigorta, sıradan bir satış işi değildir. Teknik bilgi, güven, doğru bilgilendirme ve hasar anında sorumluluk gerektirir.
Ancak sorun burada başlıyor.
Çünkü aynı pazarda banka şubeleri hem bankacılık işlemleri yapıyor hem kredi veriyor hem mevduat topluyor hem kart satıyor hem de sigorta aracılığı yapıyor. Otomotiv bayileri de aynı çatı altında araç satıyor, finansman yönlendiriyor, teslim işlemi yapıyor ve kasko ile trafik sigortası satışına yöneliyor.
Acenteye “yalnızca sigortacılık yapacaksın” denilirken, banka ve bayilere “ana işinin yanında sigorta da satabilirsin” denilmesi, acenteler açısından açık bir eşitsizlik duygusu yaratıyor. Bu yalnızca duygusal bir itiraz değildir. Bu, piyasa düzeni bakımından sigorta sektöründe ciddi bir haksız rekabet tartışmasıdır.
KREDİ KAPISI SİGORTA SATIŞ NOKTASI OLMAMALI
Bankaların krediyle bağlantılı sigorta istemesi bazı durumlarda anlaşılabilir. Konut kredisi, taşıt kredisi veya ticari kredi kullandırılırken teminatın korunması istenebilir. Ancak sigortanın gerekli görülmesi başka şeydir, müşterinin sigorta şirketini veya acentesini seçme hakkının fiilen ortadan kaldırılması başka şeydir.
SEDDK’nın 2025 tarihli sektör duyurusunda da kredi kullanan kişinin sigorta şirketini seçme hakkının sınırlandırılamayacağı, krediyle bağlantılı sigortalarda kredi tutarı ve süresiyle uyumlu uygun poliçenin kabul edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.
Kâğıt üzerinde hak vardır; fakat uygulamada bu hak çoğu zaman zayıflamaktadır.
Ama uygulamada müşteri çoğu zaman şu sözlerle karşılaşır:
“Sigortayı bizden yaparsanız kredi hızlı çıkar.”
“Dışarıdan poliçe getirirseniz süreç uzar.”
“Sistem kabul etmiyor.”
“Önce bizim poliçeyi yapalım, sonra isterseniz iptal edersiniz.”
İşte haksızlık burada başlıyor. Müşteri krediye muhtaç olduğu anda, bankanın yönlendirmesine daha açık hale geliyor. Sigorta tercihi özgür bir tercih olmaktan çıkıyor, kredi sürecinin gölgesinde yapılan bir işlem haline geliyor.
Sigorta poliçesi, kredi kapısının anahtarı olmamalıdır.
ARAÇ TESLİMİ KASKO DAYATMASINA DÖNÜŞMEMELİ
Benzer tablo otomotiv bayilerinde de görülüyor. Araç almak isteyen müşteri, çoğu zaman satış, kredi, plaka, teslim ve sigorta işlemlerinin aynı masa etrafında yürütüldüğü bir sürecin içine giriyor.
Bayi müşteriye kasko veya trafik sigortasını kendi yönlendirdiği kanal üzerinden yaptırmasını telkin edebiliyor. Bazen bu telkin açık bir dayatma olmayabilir. Fakat müşteri, aracını zamanında teslim almak, kampanyadan yararlanmak veya finansman sürecini aksatmamak için kendisine sunulan sigorta kanalını kabul etmek zorunda hissedebilir.
Otomotiv bayisi araç satma gücünü sigorta satışına taşıdığında, yalnızca tüketicinin tercih hakkı zedelenmez. Aynı zamanda, tek işi sigorta aracılığı olan acentelerin pazarı da daraltılır.
Yani bankaların ve otomotiv bayilerinin sigorta aracılığı faaliyetleri, ana faaliyetlerinin gölgesinde yürütülmemeli; kredi, araç satışı, teslim ve sigorta işlemleri açık biçimde ayrıştırılmalıdır. Böylece acentelerin maruz kaldığı haksız rekabet unsurlarından biri önemli ölçüde ortadan kalkacaktır.
Oysa burada da temel ilke açık olmalıdır:
Araç satışı başka bir işlemdir.Sigorta tercihi başka bir işlemdir.Müşteri, kaskosunu veya trafik sigortasını dilediği acenteden veya sigorta şirketinden yaptırabilmelidir.
Otomotiv bayisi araç satma gücünü sigorta satışına taşıdığında, yalnızca tüketicinin tercih hakkı zedelenmez. Aynı zamanda, tek işi sigorta aracılığı olan acentelerin pazarı da daraltılır.
Yani bankaların ve otomotiv bayilerinin sigorta aracılığı faaliyetleri, ana faaliyetlerinin gölgesinde yürütülmemeli; kredi, araç satışı, teslim ve sigorta işlemleri açık biçimde ayrıştırılmalıdır. Böylece acentelerin maruz kaldığı haksız rekabet unsurlarından biri önemli ölçüde ortadan kalkacaktır.
SAB’IN TESPİTLERİ BU SORUNUN MÜNFERİT OLMADIĞINI GÖSTERİYOR
Sigorta Acenteleri Derneği’nin haksız rekabet açıklamaları da bu sorunun münferit olmadığını, sektör genelinde yapısal bir meseleye dönüştüğünü gösteriyor. SAB, acentelerin levha kaydı, vekaletname, personel, kira, teminat ve ofis giderleriyle yalnızca sigorta aracılığı faaliyetinden geçindiğini, buna karşılık başka kanalların acente pazarından pay aldığını vurguluyor.
Bu nokta çok önemlidir.
Çünkü mesele “bankalar hiç sigorta satmasın” meselesi değildir. Mesele, aynı pazarda faaliyet gösteren bütün kanalların aynı adalet çizgisine çekilmesidir.
Acentenin sırtına bütün mesleki yükümlülükleri yükleyip, diğer kanallara aynı çatı altında çapraz satış avantajı sağlarsanız, orada eşit rekabetten söz edemezsiniz.
SEKTÖR İÇİNDE DE HAKSIZ REKABET VAR
Haksız rekabet yalnızca bankalardan, otomotiv bayilerinden veya dijital kanallardan kaynaklanmıyor. Sektörün kendi içinde de sorunlu uygulamalar var.
Bazı acentelerin, kendi ofisleri dışında tapu müdürlükleri, belediyeler, noter çevreleri, oto alım satım noktaları veya yoğun işlem yapılan yerlerde sigortacılıkla ilgisi olmayan kişilere ekran açtığı, yetkisiz kişiler eliyle poliçe düzenlettiği görülüyor.
Bu uygulama yalnızca meslek etiğine aykırı değildir. Aynı zamanda tüketiciyi de riske atar.
Çünkü poliçe düzenlemek, sistemden belge çıkarmak değildir. Yanlış adres, eksik teminat, hatalı risk bilgisi, yanlış kullanım şekli veya eksik bilgilendirme, hasar anında tüketiciyi mağdur edebilir.
SAB’ın kiosk uygulamaları konusunda yaptığı duyurular da benzer bir kaygıya işaret ediyor. Sigortacılık yetkisi ve bilgisi olmayan kişilerin yönlendirmesiyle poliçe düzenlenmesi, sigorta aracılığının teknik niteliğini aşındıran bir uygulamadır.
Sigorta acenteliği, ekranı olan herkesin poliçe kesebileceği bir iş değildir.
DİJİTALLEŞME GEREKLİDİR, AMA ACENTEYİ EZMEMELİDİR
Sigorta sektöründe dijitalleşmeye karşı çıkmak doğru değildir. Dijitalleşme hızdır, kolaylıktır, erişimdir, verimliliktir. Müşteri teklif alabilmeli, poliçesini görebilmeli, hasar sürecini izleyebilmeli, bilgiye kolay ulaşabilmelidir.
Ancak dijitalleşme, sigorta şirketlerinin kendi acenteleriyle rekabet ettiği bir silaha dönüşürse, burada ciddi bir sorun vardır.
Sigorta şirketi yıllarca acente ağıyla büyür. Acente sahada güven kurar. Müşteriye poliçeyi anlatır. Yenilemesini takip eder. Hasar anında yanında olur. Şirket markasını yerelde temsil eder.
Sonra aynı şirket, kendi internet kanalında acentenin müşterisine daha düşük fiyat, özel indirim veya promosyon sunarsa, acente kendi temsil ettiği şirketle rekabet etmek zorunda kalır.
Bu, sağlıklı bir dağıtım modeli değildir.
SAB’ın açıklamalarını aktaran sektör haberlerinde de bazı şirketlerin dijital online satış kanallarına haksız avantaj sağladığı, acentelere verilen fiyatlardan daha düşük fiyatlar önerdiği ve çeşitli promosyonlarla acente portföyünü merkeze çektiği iddiaları yer almaktadır.
Dijitalleşme acenteyi tasfiye eden bir yol olmamalıdır. Aksine, acenteyi güçlendiren bir hizmet altyapısına dönüşmelidir.
TÜKETİCİ AÇISINDAN SORUN: YÜKSEK FİYAT, KARMAŞIK POLİÇE, EKSİK ŞEFFAFLIK
Sigorta sektörünü yalnızca acenteler açısından değerlendirmek eksik olur. Tüketici açısından da ciddi sorunlar var.
Vatandaş kasko, trafik, sağlık, konut ve iş yeri sigortalarında poliçe fiyatlarını çoğu zaman çok yüksek buluyor. Geliriyle prim arasında denge kuramayan tüketici, sigorta yaptırmaktan kaçınıyor veya en dar kapsamlı ürüne yöneliyor.
Bu, toplum için risklidir.
Çünkü sigorta yaygınlaşmadığında, hasar ortaya çıktığında yük tekrar bireyin, ailenin, işletmenin veya kamunun üzerine kalır.
Bir başka sorun, poliçe metinlerinin anlaşılır olmamasıdır. Tüketici çoğu zaman neyin teminat içinde, neyin teminat dışında olduğunu açıkça göremiyor. Muafiyetleri, özel şartları, istisnaları, servis seçeneklerini, ikame araç koşullarını veya yenileme haklarını ancak sorun yaşayınca fark ediyor.
Bu nedenle her poliçenin ilk sayfasında sade ve standart bir “Kritik Bilgiler Özeti” olmalıdır.
Bu özette şunlar açıkça yazılmalıdır:
Poliçe neyi karşılar?Neyi karşılamaz?Muafiyet var mı?Hasar olursa hangi yol izlenecek?Hangi servis ve parça koşulları geçerli?Şikâyet ve tahkim yolları nelerdir?
Tüketicinin okuyamadığı ve anlayamadığı poliçe gerçek anlamda güvence değildir.
YAŞAM VE SAĞLIK SİGORTALARINDA DA AYNI SORUN VAR
Sigorta sektöründe güven sorunu en çok yaşam ve sağlık sigortalarında hissedilir. Çünkü burada konu araç, bina veya ticari mal değil; insanın sağlığı, ailesinin geleceği ve zor zamanda yanında bulacağı güvencedir.
Sağlık sigortalarında prim artışları, bekleme süreleri, kapsam dışı haller, özel hastane farkları, provizyon süreçleri ve ömür boyu yenileme garantisinin yeterince anlaşılmaması tüketici açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır. SEDDK’nın 2025 yılında özel sağlık sigortalarında ömür boyu yenileme garantisi, bekleme süresi ve şirketler arası geçiş konularında düzenleme yapması da bu alanın yeniden ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Yaşam sigortalarında ise ürünler çoğu zaman kredi bağlantılı olarak, aceleyle ve yeterince açıklanmadan tüketiciye sunulmaktadır. Oysa yaşam sigortası, yalnızca kredi dosyasının tamamlayıcı evrakı değil; ailenin geleceğini, borç yükünü ve beklenmedik kayıpları güvence altına alan önemli bir üründür.
Bu nedenle acentenin danışmanlık rolü burada daha da önem kazanır. Tüketici, neyi satın aldığını, hangi hallerin kapsam dışında olduğunu, primlerin nasıl artacağını, poliçenin hangi koşullarda yenileneceğini ve hasar ya da provizyon reddinde hangi haklara sahip olduğunu açıkça bilmelidir.
Sigorta güven işidir. Yaşam ve sağlık sigortalarında bu güven, yalnızca poliçe düzenlemekle değil; tüketiciyi açık, sade ve dürüst biçimde bilgilendirmekle sağlanır.
YENİLENMEMİŞ SÜRÜCÜ BELGESİ TARTIŞMASI BİLE ŞEFFAFLIK İHTİYACINI GÖSTERİYOR
Mesaj gruplarının birin Turgay Yılmaz isimli dostumun Trafik ve Kasko Sigorta Poliçesi sahiplerini uyaran bir mesaj gördüm; inceledim güncel ve çok yerinde bir uyarıydı: Yenilenmemiş Sürücü Belgeleri Özelinde Kasko Sigorta Poliçesi Teminatının Geçerliliği. Bu uyarı yazısına göre son dönemde eski tip sürücü belgelerinin yenilenme süresinin sona ermesiyle birlikte, bu belgelerle araç kullananların kasko hasarlarında sorun yaşayıp yaşamayacağı tartışılmaya başlandı.
Burada dikkatli bir ayrım yapmak gerekir. Eski tip sürücü belgesini yenilememek idari açıdan ciddi bir eksikliktir. Ancak bu eksikliğin her kasko hasarında otomatik olarak teminat dışı sonuç doğurup doğurmayacağı, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Hiç sürücü belgesi olmayan kişi ile daha önce sürücü belgesi almış, sürücülük yeterliliği kabul edilmiş, ancak belgesini süresi içinde yenilememiş kişi aynı durumda görülmemelidir. Özellikle kazanın oluşumunda sürücünün kusuru yoksa veya belge yenileme eksikliğinin hasarla doğrudan ilgisi bulunmuyorsa, sigorta şirketinin otomatik ret yaklaşımı tartışmalı hale gelir.
Buna karşılık, tüketici de bu konuda dikkatli olmalıdır. Çünkü geçerli sürücü belgesi bulunmaması, sigorta şirketleri tarafından hasar dosyalarında teminat dışılık gerekçesi olarak ileri sürülebilir.
Bu tartışma bize bir kez daha şunu gösteriyor: Poliçelerde teminat dışı haller, tüketicinin kolayca anlayacağı biçimde açıkça yazılmalıdır. Tüketici, hangi durumda sigorta güvencesini kaybedebileceğini poliçeyi satın alırken bilmelidir. Sigorta güven işidir; güvenin olduğu yerde belirsizlik değil, açıklık olmalıdır.
KÂRLILIK HESABI ŞEFFAF OLMALI
Poliçe fiyatları tartışılırken sektörün kârlılığı da açık biçimde konuşulmalıdır. Özellikle kasko gibi gönüllü sigorta türlerinde şu sorular kamuoyu tarafından bilinmelidir:
Yıllık toplam prim ne kadar toplandı?Kaç poliçe hasar açtı?Toplanan primin ne kadarı hasar olarak ödendi?Muallak hasar karşılıkları ne kadar?Komisyon ve faaliyet giderleri ne kadar?Teknik kâr ne kadar?Toplanan primler hasar ödenene kadar hangi yatırım gelirlerini üretti?
SEDDK’nın 2025 Ocak-Haziran sektör raporu, sektör teknik kârının 84,1 milyar TL’ye ulaştığını gösteriyor. Bu tür veriler önemli olmakla birlikte, tüketici açısından daha anlaşılır ürün bazlı şeffaflık raporlarına ihtiyaç var.
Kârlılık hesabı yalnızca “prim toplandı, hasar ödendi, kalan kârdır” şeklinde yapılamaz. Sigorta şirketleri topladıkları primleri hasar ödemesi yapılana kadar finansal varlıklarda değerlendirebilir. Faiz, tahvil, döviz, borsa ve benzeri yatırım gelirleri de toplam ekonomik sonucu etkiler.
Bu yanlış değildir. Sigorta şirketlerinin sermaye gücü ve teknik karşılıkları olmalıdır. Ancak tüketiciye yüksek prim gerekçesi açıklanırken, yalnızca hasar maliyetleri değil, teknik kâr ve yatırım gelirleri de şeffaf biçimde görülmelidir.
Burada şunu söylemek istiyorum: Sigorta şirketleri kârlılıklarını, tüketicinin taşıyamayacağı ölçüde yüksek poliçe bedelleri üzerine kurmamalıdır.
Sigorta güven işidir. Güvenin olduğu yerde şeffaflık da olmalıdır.
YURT DIŞI ÖRNEKLER NE SÖYLÜYOR?
Dünyada da bankalar, otomotiv bayileri, dijital platformlar, acenteler ve brokerler sigorta dağıtımında rol oynuyor. Ancak gelişmiş piyasalarda temel yaklaşım şudur:
Sigortayı kim satıyorsa, tüketiciye karşı belirli sorumlulukları vardır.
Avrupa Birliği’nin Sigorta Dağıtım Direktifinde sigorta ürünü başka bir mal veya hizmetle birlikte sunulduğunda, müşteriye bu ürünlerin ayrı ayrı alınıp alınamayacağının bildirilmesi, maliyetlerin ayrı gösterilmesi ve müşterinin ihtiyaçlarının dikkate alınması öngörülmektedir. Üye ülkeler tüketiciye zarar veren paket satış uygulamalarına daha sıkı müdahale edebilir.
İngiltere’de FCA’nın GAP sigortası konusunda yaptığı müdahale de dikkat çekicidir. FCA verilerinde 2022’de GAP sigortasında primlerin ortalama yalnızca yüzde 6,26’sının hasar olarak ödendiği, müdahaleyle tüketiciye sağlanan değerin artırılmasının hedeflendiği görülmektedir.
ABD’de ise bankaların sigorta satması mümkündür; ancak krediyle sigorta arasında zorlayıcı bağ kurulması yasaktır. FDIC düzenlemeleri, kredi başvurusu sırasında bankanın krediyi kendi sigorta ürününün alınması şartına bağlayamayacağını ve tüketicinin sigortayı başka bir yerden alabileceğini açıkça bildirmesini zorunlu kılar. Ayrıca banka içinde sigorta satış alanının mevduat işlemlerinin yapıldığı alandan mümkün olduğunca fiziksel olarak ayrılması ve sigorta satacak personelin uygun lisansa sahip olması gerekir.
Bu örnekler Türkiye için önemli bir ders veriyor.
Bankaların veya bayilerin sigorta satması dünyada tamamen yasak değildir. Ama bu satışın ana işin gölgesinde, müşterinin bağımlı olduğu anda ve fiili baskı altında yapılmasına izin verilmez.
Türkiye’de de yapılması gereken budur.
ÇÖZÜM: HER KANALA AYNI ADALET ÇİZGİSİ
Sigorta sektöründe temel reform ilkesi şu olmalıdır:
Sigortayı kim satıyorsa, aynı mesleki sorumluluğa, aynı tüketici bilgilendirmesine, aynı şeffaflık kuralına ve aynı haksız rekabet denetimine tabi olmalıdır.
Bu kapsamda şu adımlar atılmalıdır:
SONUÇ: GÜÇLÜ OLANIN DEĞİL, ADİL OLANIN SİSTEMİ
Sigorta sektörü, toplumun görünmeyen güvenlik ağıdır. Bu ağın güçlü olması için yalnızca şirketlerin büyümesi yetmez. Acentenin emeği korunmalıdır. Tüketicinin tercih hakkı korunmalıdır. Banka ve bayi kanalları denetlenmelidir. Dijitalleşme acenteyi yok eden değil, güçlendiren bir modele dönüştürülmelidir. Poliçe fiyatları ve şirket kârlılığı şeffaf biçimde tartışılmalıdır.
Aksi halde sigorta sektörü güvence sistemi olmaktan çıkar, güçlü satış kanallarının rekabet alanına dönüşür.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, sigorta sektöründe yasakçı değil, adil bir düzendir. Banka, bayi, dijital platform, sigorta şirketi ve acente aynı pazarda yer alabilir. Ama herkes aynı sorumlulukla, aynı şeffaflıkla ve aynı tüketici hakkına saygıyla çalışmalıdır.
Sigorta poliçesi, kredi kapısının anahtarı, araç tesliminin şartı veya dijital kampanyanın avı olmamalıdır. Sigorta, tüketicinin özgür tercihiyle, doğru bilgilendirmeyle ve adil rekabet koşullarıyla alınan gerçek bir güvence olmalıdır.
TÜRKİYE’DE SİGORTA SEKTÖRÜNÜN GELECEĞİ, GÜÇLÜ OLANIN SATIŞ KANALINI DAHA BASKIN KULLANMASINDA DEĞİL; ACENTENİN EMEĞİNİ, TÜKETİCİNİN HAKKINI VE SEKTÖRÜN GÜVEN İLKESİNİ BİRLİKTE KORUYAN ADİL BİR PİYASA DÜZENİ KURULMASINDADIR.

AYHAN KIZILTAN
DÜNYA
1 saat önceGENEL
13 saat önceUNCATEGORİZED
18 saat önceUNCATEGORİZED
18 saat önceSAĞLIK
1 gün önceDÜNYA
1 gün önceDÜNYAHT
4 gün önce
1
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2894 kez okundu
2
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2578 kez okundu
3
ANILARLA YAŞAMAK
2508 kez okundu
4
Söz Ver, Ama Tut: Gençlere ve İş Dünyasına Notlar
2443 kez okundu
5
Başkan Deniz, sınıfı geçti
2335 kez okundu