BABAM’LI YILLARDAN… Dükkânda müşterisine söylerken duydum ilk. Günlerden cumartesi… Yıllardan mı? Ne fark eder? Babamın olduğu, kolumun kanadımın kırılmadığı, içime (tam tarifi bu olmasa da) bir öküzün oturup “artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz, olamaz, olmayacak, olamayacak” hissi üzerimde kendimi olabildiğince ama ne diyorum size alabildiğince çaresiz hissetmediğim yıllardan biri. Biz “80’li yılların başı,” diyelim yine de… Yani anlayacağınız dostlar; ya bin yıl önceydi, ya yüz yıl… Pek de farkı yok aslında; çooook çooooooook eskilerdendi, olabildiğince… Hiç unutmam. Babamın yaz çırağıyım, her yaz olduğu gibi. Terzi dükkânımızda her terzi çırağı gibi yüzük bağlandı yüzük parmağıma, sıkı sıkıya. Kalfam, “karpuz diyarı” Alacalı köyünden Aydın Kalfa… Önce kalfam ikna olacak. Yüzük takılan parmağımla kıvama geldiğime, iyi yüzük salladığıma. Ardından babama, pardon ustama söyleyecek; “Usta, çırak hazır,” diye… Ustama göstereceğim maharetimi. Bir pantolon paçası kıvırırken mesela; kendimden emin, parmağıma batırmadan seri bir şekilde yüzük sallamalarımı. Ustam ikna oldu, oldu. Olmadı, yine yüzük parmağa; hem de yine, yeniden sıkı sıkıya… ***** Demiştim ya biraz önce; babamlı yıllar diye… Yaz tatilindeyiz… Türk insanının kullanımında henüz spor ayakkabısı yok. Henüz “spor ayakkabısı” diye bir kavram yok literatüre giren. Lastik terliklerimiz ayaklarımızda; hatta çoğu kez ayaklarımız çıplak yürüyoruz, koşuyoruz, geniş oturaklı popo dostu Bisan bisikletlerimizle voltalıyoruz Tire sokaklarında. Dükkândayız; parmağımda yüzük, gözüm ustamda. Doyranlı Köyü’nden Mestan Amca’ya söyledi ustam, pardon babam. Babam, özledim seni BABAMMM… ***** Verdiğimiz duygusal aradan dolayı özür dileyelim ve hooop, dönelim yine anılara. “Dükkânda söyledi,” demiştim ya… Adını aldığım atamdan, dedem Terzi Sadık’tan, babasından yadigâr; 1426 yılında inşaatına başlanıp 1441 yılında Tire’nin Tahtakale bölgesinde Halil Yahşi Bey’in destekleriyle inşa edilen Kutu Han’daki dükkânında… Her müşterinin pantolon boyunu, paça genişliğini bilirim ezberimden; bu özelliğim küçüklüğümden. Babam ölçer mezurayla, ben yazarım; önce deftere, sonra zihnime… Mestan Amca’mın pantolon boyu 92, paça genişliği 26… Üst üste “92” ve “26” dedikten sonra “26, paça” dedi yine. Halbuki kaç kere söylemiştim babama, “Biliyorum baba; ilk ölçü uzunluk, ikincisi paça genişliği,” diye… Kafamı salladığımı gördü ve ölçü almak için çömeldiği yerden bedenini değil mavi gözlerini döndürerek, “Yarın Fuar’a götüreceğim çocukları Mestan,” dedi. Ekledi ardından; “Zeki Müren de gelmiş, hemşehrimiz Tanju Okan da…” Gözlerim çakmak çakmak parladı. Ama fark ettirmedim. Ayıp… “İyi edersin Erdoğan abi. Bizim için de gez,” dedi Mestan Amca… -Baba, dedim.-Sübye içeceğim. Babam, kaldırdı masmavi, yuvarlak gözlerini; eskimiş kahverengi kayışlı saatine baktı. Saat, 4’e 20 var. -Demo’nun tezgâhı şu an Orta Park civarında, dedi. Ben de kafa salladım, onaylar gibi… İçimden düşündüm. İstasyondan Orta Park’a doğru çıkıyor bu saatte Demo. Çavuşun Kahvesi’ne doğru. Bir yüzünde şahlanan atının üzerinde Atatürk kabartmasının olduğu demir 5’liklerden fırlattı havaya doğru. Cin gibiyim; taaak, kaptım anında. “Bir de gevrek al kendine Orta Park’tan. Bize de Mestan amcanla birlikte ikimize de. Taban gevreği olsun ama…” der gibi oldu daha sözünü bitiremeden lafını yarıda kestim: “Biliyorum baba, yumuşacık taban gevreğini sevdiğini.” Bilirdim babamın, annemin, kardeşlerimin, en sevdiklerimin en sevdiklerini… Atladım bisiklete, önce eve. Haberi anneme yetiştirmeye. Sonra sübye içmeye. Bir koşu evdeyim. 5. kattaki evimize çıkarken; merdivenden 3’er, 4’er çıkıyorum heyecanımdan. -Yarın; İzmir’e, Fuar’a gideceğiz anne, dedim.-Babam dedi. Varyant’tan döne döne körfezi gördüğümüzde; o unutamadığım kendine özgü deniz kokusuyla al sana, güzel İzmir… Kalbim pır pır atıyor. -Sabah erken kalkıp güzel bir pişi yaparım, dedi annem gülerek.-Orada da tost alır baban… İçimde İzmir sevinci, fırladım yine evden. Bir koşu Orta Park’tayım. 4 gibi; Orta Park’ta, Demo’dan buz gibi sübye, gevrekçi İsmail Amca’dan taban gevrek… İzmir Fuarı’ndan önce, Tire’deki güzellikleri yâd ederek… ***** Yoklar şimdi… Ne Mestan Amca’m, ne Demo, ne de BABAMMM… Kimisi yeni ayrıldı, kimisi çok eski ama hüznüm hep, dipdiri… Anılardan kalan anlattıklarım mı? Dedim ya dostlar; eskidendi, çooook eskiden. Çocukluğumdan… Günlerden cumartesi demiş miydim? Yıllardan da, 80’li yılların başı. Hem ne fark eder? Babamın olduğu, kolumun kanadımın kırılmadığı, içime (tam tarifi bu olmasa da) bir öküzün oturup “artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz, olamaz, olmayacak, olamayacak” hissi üzerimde kendimi olabildiğince çaresiz hissetmediğim yıllar işte… Biz, “Her şeyin aslı olduğu, her şeyin aslı olduğu için güzel olduğu; 80’li yılların başı,” diyelim yine de… Çocukluğumdan… En güzel zamanlardan… Ahh ki ahhh! Babam’lı yıllardan… NOT: Sübye, kavun çekirdeklerinin iyice ezilip su ve şekerle karıştırılmasıyla elde edilen aromatik, ferahlatıcı bir yaz içeceğidir. 1492 yılında İspanya’dan Osmanlı topraklarına göç eden ve İzmir çevresine yerleşen İspanya kökenli Musevilerin, yani Sefarad Yahudilerinin kültüründe yer alan ve yerel halka öğrettiği “muzlu süt” hissi veren içecek, yazın İzmir’in Tire ilçesinde arabalarda satılır. BAHA AKINER |
EKONOMİ
1 gün önceYEREL-
4 gün önceGÜNDEM
8 gün önceGÜNDEM
11 gün önceGENEL
11 gün önceDÜNYA
11 gün önceUNCATEGORİZED
14 gün önce
1
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4127 kez okundu
2
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2921 kez okundu
3
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2611 kez okundu
4
ANILARLA YAŞAMAK
2540 kez okundu
5
Söz Ver, Ama Tut: Gençlere ve İş Dünyasına Notlar
2468 kez okundu