Doğayı katleden plastik atıklar ve işlevini yitiren siyaset…

Doğayı katleden plastik atıklar ve işlevini yitiren siyaset…

ABONE OL
Temmuz 31, 2026 08:27
Doğayı katleden plastik atıklar ve işlevini yitiren siyaset…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Doğayı katleden plastik atıklar ve işlevini yitiren siyaset…
Yıllardır dikkat çekmeye çalıştığımız; ağırlıklı olarak İngiltere menşeli plastik atıklara ev sahipliği yapan
Adana-Mersin bölgesinin günün sonunda devasa bir çevre felaketiyle karşılaşacağı gerçeği, ne yazık ki
ve ancak bir zamanların altın kumsallarının yerini öğütülmüş plastik döküntülerine bırakmasıyla gözler
önüne serildi.
Karşı karşıya kaldığımız bu tablo, geriye döndürülmesi neredeyse imkânsız bir yıkımı anlatıyor…
2017 sonlarında, o güne kadar küresel atık pazarının en büyük alıcısı konumundaki Çin’in plastik
ithalatını yasaklaması ardından, İngiltere’den çıkan atıkların varıştaki tek adresi Mersin Limanı
üzerinden Çukurova bölgesi oldu.
Daha önce defalarca yazdım, tarihe not düşmek adına tekrar edeyim:
AB istatistik ofisi Eurostat verilerine göre; son on yılda İngiltere’den, bir zamanlar dünyanın en
bereketli toprakları sayılan Çukurova’ya “bertaraf edilsin” diye gönderilen ve yaklaşık yüzde 40’ı geri
dönüştürülmesi olanaksız olan 4,7 milyon tonu aşkın plastik, önce havamızı toprağımızı kirletti, şimdi
de telafisi imkansız biçimde paha biçilemez değerdeki kumsallarımızı kaplıyor…
Aylardır çevre örgütlerinden duyarlı vatandaşlara varıncaya kadar geleceği kurtarmaya çalışan pek
çok isim bir şeyler yapabilmek için çabalıyor. Ancak bu konuda devlet kurumlarını harekete geçirmesi
gereken siyasi iradeden, etkili tek bir kişinin bile ses çıkardığına tanık olamadık. (Mehmet Emin
Ekmen, Ali Bozan ve Perihan Koca gibi milletvekilleri bu felaketi sıkça parlamentoya ve kamuoyuna
taşımaya çalışıyor ama seslerini duyan yok…)
Bu vurdumduymazlıkta, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte her kademede gittikçe
etkisizleştirilen siyaset kurumunun, bize ses olsun diye seçtiğimiz temsilcilerin, çevre alanındaki bu
büyük yıkıma sessiz kalmasının ciddi payı var.
AK Parti’nin 2002-2010 yılları arasındaki ilk iktidar döneminde, Mersin Milletvekillerinin kenti
ilgilendiren meselelere bakışına ve koydukları tavırlarla aldıkları sonuçlara bakınca hüzünlenmemek
elde değil…
Haklarındaki asıl değerlendirmeyi tarihe bırakarak birkaç isim üzerinden somut örnekler vereyim:
Mersin Limanı’nın özelleştirilmesi ardından, tarife içi ve dışı uygulamalarla hizmet alanlara ağır
faturalar ödetmeye başlayan Mersin Liman İşletmeciliği ‘ne (MİP) karşı en etkili mücadeleyi dönemin
AK Parti Milletvekili merhum Ömer İnan vermiş; Ulaştırma Bakanı’na ve tarifeleri denetleme
yükümlülüğü olan kurumları sarsarak tek başına MİP’ in çeşitli uygulamalarına dur demişti…
Mir Dengir Fırat’ ın, Berdan Barajı’ndan gelen içme suyunun isale hatları yetersizliği nedeniyle
Yenişehir ve Mezitli bölgelerine ulaştırılamaması karşısında, altyapının tamamlanması için gerekli
ödeneklerin çıkarılmasında oynadığı görünmez rolün ve bu sayede MESKİ’ nin iki ilçeye kısa sürede
yeterli su ulaştırmasındaki katkılarının canlı tanığıyım…
Ali Er, kıyılarımızı tehdit eden balık çiftliklerine karşı verdiğimiz mücadelede en büyük siyasi desteği
veren, ‘gerekirse o çiftliklerin ağlarını parçalarım’ söylemi hafızamdan silinmeyen isimlerden biriydi.
AK Parti’nin ikinci döneminde Kürşat Tüzmen’ in Mersin’in Ana Konteyner Limanı ve Çukurova
Havalimanı gibi hayati projelere dinamik yaklaşımı bir yana, Mersin İdmanyurdu’ nun Süper Lig’e
çıkmasında oynadığı tartışılmaz rolü anımsamamak mümkün mü?

Sonrasında ise gittikçe ivme kaybeden ve bugün artık tamamen işlevsizleşen bir siyaset anlayışıyla
karşı karşıyayız. Tepeden yerele uzanan bu yapının, kent sorunlarını çözme anlamında hiçbir
ağırlığının kalmadığı açık bir gerçek.

Sadece Mersin’i değil, tüm bölgenin kaderini değiştirecek ve ülkenin en önemli lojistik üssü haline
getirecek Ana Konteyner Limanı projesini bir kenara bıraktım; artık sabır taşını çatlatan MIP
tarifelerine karşı tek bir iktidar milletvekilinin günümüzde ses çıkardığını duyan var mı?
Aksine; 2005’te fizibilite çalışmaları yapılmış, 2009’da ÇED süreci tamamlanmış Ana Konteyner
Limanı’nın akıbetini sorgulamak yerine, mevcut liman işletmecisinin kent siluetini ve kıyı dengesini
bozma pahasına büyüttüğü rıhtıma alkış tutan iktidar temsilcilerinin tavrını sindirmeye çalışıyoruz.
Kaldı ki, seçtiğimiz milletvekillerinden oluşan Meclis’in yeni sistemde yasama ve denetleme
fonksiyonlarını ne ölçüde yerine getirebildiğini sorgulamaya bile gerek yok.
Yok, çünkü aslında Milletvekillerini biz seçmiyoruz, genel başkanların gösterdiği isimlere değil siyasi
partilere oy veriyoruz…
Bugün muhalefeti bir kenara bırakın, iktidar milletvekillerinin dahi kenti ilgilendiren kronik sorunlarla
ilgili yaptırım gücü olan hangi mercie ulaşabildiği şüphelidir. Bakanların parlamenter sistemdeki icracı
fonksiyonlarını tamamen yitirdiği bir yapıda, Bakana ulaşılsa bile hangi soruna ne ölçüde müdahil
olabilir ki?
Yasa tasarılarından atama kararnamelerine kadar her türlü düzenleme zaten Külliye’ de şekillenip
yürürlüğe giriyor.
Bu tespitleri neden mi yapıyorum?
Geçtiğimiz günlerde iktidar milletvekili ve il başkanının da katıldığı MEP toplantısında yer alan kimi
isimlerce paylaşılan pembe söylemleri görünce oturup düşündüm. Kentin sorunlarının yetkililerle
paylaşıldığını iddia edenlerin arasından tek bir kişinin çıkıp da çocuklarımıza bırakacağımız çevreyi
katleden ‘plastik atık felaketini’ dile getirdiğine dair en küçük bir bilgi kırıntısına rastlayamadım.
Gerçi, dile getirseler ne değişecekti ki?
Beğenmesek, her yanını eleştirsek de; iyi kötü işleyen, halk ile devlet mekanizması arasında köprü
vazifesi gören milletvekilliği kurumu, fonksiyonel etkisini yitireli hayli zaman oldu.
Kalan ömrümüzde o etkili ve hevesli siyaset anlayışına yeniden kavuşur muyuz derseniz?
Kaf Dağı’nın ardındaki o umudun yeşermesini, ‘Godot’ yu bekler gibi’ oturduk bekliyoruz işte…

ABDULLAH AYAN

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk