Ne Duruma Geldik?
Bir zamanlar bu ülke için gururla söylenen bir söz vardı:
“Türkiye, kendi kendine yetebilen yedi tarım ülkesinden biridir.”
Bu söz, sadece bir övünç ifadesi değildi; bereketli topraklarımızın, çalışkan çiftçimizin ve üretim gücümüzün dünyaya ilanıydı.
Bugün aynı cümleyi aynı güvenle kurabiliyor muyuz?
Ne yazık ki bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” demek kolay değil.
Artık tarım denildiğinde bereketten çok maliyet konuşuluyor. Üretimden çok ithalat tartışılıyor. Çiftçinin alın terinden çok, market raflarındaki fiyat etiketleri gündem oluyor.
Tohumda dışa bağımlılık…
Gübrede dışa bağımlılık…
Tarım ilacında dışa bağımlılık…
Zaman zaman buğdayda, ette, samanda ve çeşitli tarım ürünlerinde ithalat…
Bunların her biri tek başına ekonomik bir tercih olarak değerlendirilebilir. Ancak tabloya bütünüyle baktığımızda karşımıza çok daha önemli bir gerçek çıkıyor:
Üretim gücü zayıflayan bir ülkenin bağımsızlığı da zayıflar.
Çünkü tarım yalnızca toprağı sürmek değildir.
Tarım; egemenliktir.
Tarım; milli güvenliktir.
Tarım; kriz zamanlarında milletin sofrasını boş bırakmamaktır.
Bugün gelişmiş ülkeler tarımı yalnızca ekonomik bir sektör olarak görmüyor. Çiftçisini destekliyor, üretimini planlıyor, tohumunu koruyor ve gıda güvenliğini milli güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediyor.
Biz ise yıllardır aynı soruların etrafında dönüp duruyoruz.
Neden çiftçi üretimden vazgeçiyor?
Neden köyler boşalıyor?
Neden ekilebilir araziler her geçen gün azalıyor?
Neden gençler toprağı değil, büyükşehirleri gelecek olarak görüyor?
Bu soruların cevabı yalnızca ekonomik değildir.
Çiftçi emeğinin karşılığını alamazsa üretmez.
Üretim azalınca arz daralır.
Arz daralınca fiyatlar yükselir.
Fiyatlar yükselince çözüm ithalatta aranır.
İthalat arttıkça yerli üretici daha da zor durumda kalır.
Ve böylece kendi kendini besleyen bir kısır döngü oluşur.
Oysa mesele sadece bugünü kurtarmak değildir.
Asıl mesele, yarının Türkiye’sini güven içinde ayakta tutabilmektir.
Pandemi süreci bütün insanlığa önemli bir gerçeği hatırlattı. Sınırlar kapanabilir, tedarik zincirleri kırılabilir, raflar boşalabilir. O gün geldiğinde cebinizde paranız olsa bile satın alacak ürün bulamayabilirsiniz.
İşte bu nedenle gıda, yalnızca ticaret konusu değildir.
Gıda, bağımsızlıktır.
Gıda, milli güvenliktir.
Gıda, gelecektir.
Bugün hâlâ verimli ovalarımız var.
Hâlâ üretmeyi bilen çiftçilerimiz var.
Hâlâ bu ülkeyi yeniden tarımda güçlü kılacak potansiyele sahibiz.
Eksik olan toprağın bereketi değil; üretimi önceleyen, çiftçiyi koruyan ve geleceği planlayan kararlı bir devlet politikasıdır.
Çiftçiyi yeniden umutlandırmadan, üretim maliyetlerini düşürmeden, planlı tarımı hayata geçirmeden ve kırsalı yeniden cazip hâle getirmeden bu tabloyu değiştirmek mümkün değildir.
Çünkü güçlü devlet, sürekli ithalat yapan değil; ihtiyaç duyduğunda kendi kendine yetebilen devlettir.
Son söz…
Bir milleti ayakta tutan yalnızca ordusu, sanayisi ya da ekonomisi değildir.
Onu ayakta tutan; çiftçisinin ektiği buğday, biçtiği ekin, yetiştirdiği sebze, sağdığı süt ve toprağına kattığı alın teridir.
Toprağını kaybeden geleceğini kaybeder.
Sofrasını başkasının üretimine emanet eden bir ülke ise bağımsızlığını da zamanla tartışır hâle gelir.
Çünkü üreten Türkiye, güçlü Türkiye’dir.
MEHMET OK
UNCATEGORİZED
16 gün önceDÜNYA
07 Ağustos 2026MAGAZİN
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4241 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4211 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4148 kez okundu
4
Uluslararası bilim olimpiyatlarında büyük başarı
3554 kez okundu
5
Yalansız Hilafsiz Hınıs Köftesi
3439 kez okundu