Son yıllarda dikkatinizi çekiyordur: Herkesin her konuda söyleyecek bir şeyi var. Ekonomi konuşuluyor, herkes uzman. Siyaset zaten hepimizin uzmanlık alanı. Futbola gelince teknik direktörlerin işi daha da zor, çünkü ekranın karşısında oturanların çoğu hem stratejist hem taktisyen.
Doktorun teşhisine güvenmeyen, öğretmenin anlattığını yetersiz bulan, yıllardır belli bir konuda çalışan uzmanın görüşünü birkaç cümleyle çürüten insanlara sık rastlıyoruz. Aslında sorun kanaat sahibi olmak değil; sorun, o kanaatin zamanla değişmez bir gerçeğe dönüşmesi.
Hayat değişiyor, şartlar değişiyor, her geçen gün yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Dün doğru bildiğimiz bazı şeylerin bugün geçerli olmadığını öğreniyoruz. Ama bazı insanların fikri hiç değişmiyor; çünkü onlar düşüncelerini gözden geçirmek için değil, savunmak için taşıyorlar.
Bir süre sonra fikir, düşünme faaliyetinin sonucu olmaktan çıkıp insanın kimliğinin bir parçası hâline geliyor. O noktadan sonra fikri değiştirmek de kolay olmuyor.
Antik Yunanlılar buna amathia demiş:
Bilmemek değil, bilmediğini bilmemek.
İnsan bilmeyebilir. Hepimiz birçok şeyi bilmiyoruz. Bunda şaşılacak bir şey yok. Bilmediğini bilen insan sorar, araştırır, dinler, öğrenir; gerekirse yanıldığını da kabul eder. Ama her şeyi bildiğini düşünen insanın öğrenmeye pek ihtiyacı kalmaz. Zihninin kapısını kapatır, anahtarını da denize atmıştır.
Bugün bu durumu sosyal medya da besliyor. Karşımıza çoğu zaman zaten inandığımız şeyleri destekleyen bilgiler çıkıyor; aynı düşünceleri tekrar tekrar görünce kendi kanaatimizin tartışılmaz bir gerçek olduğuna daha kolay inanıyoruz.
Sonra herkes konuşuyor ama dinleyen pek az; herkes anlatıyor ama “Acaba ben yanılıyor olabilir miyim?” diye soran fazla değil. Çünkü “Bilmiyorum” demek kolay değil, “Yanılmış olabilirim” demek ise daha zor.
İnsan bazen yalnızca fikrini savunmuyor, fikriyle birlikte kendini de savunuyor; bir düşüncenin yanlış çıkmasını kendi yenilgisi gibi görüyor. Oysa fikir değiştirmek bazen sadece yeni bir şey öğrenmiş olmaktır.
Bilgiye ulaşmak artık sorun değil. İsteyen, birkaç dakika içinde istediği konuda yüzlerce kaynağa ulaşabiliyor. Asıl mesele, o bilgiyi ne için kullandığımız:
Yeni bir şey öğrenmek için mi?
Yoksa zaten doğru olduğuna inandığımız düşünceleri desteklemek için mi?
Galiba sorun biraz da burada.
İnsan bazen bilmediği için değil, bildiğinden fazla emin olduğu için yanılıyor.
Çünkü bilmeyen insan sorabilir.
Ama her şeyi bildiğini düşünenin soracak pek bir şeyi kalmıyor.
Prof. Dr. İsmail YAĞCI
UNCATEGORİZED
16 gün önceDÜNYA
07 Ağustos 2026MAGAZİN
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4241 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4212 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4148 kez okundu
4
Uluslararası bilim olimpiyatlarında büyük başarı
3555 kez okundu
5
Yalansız Hilafsiz Hınıs Köftesi
3439 kez okundu