Hasret mi? Zordur çekene, özleyene, hücrelerine kadar hissedene, sevene. Acı’dır! Sızı’m sızı’m kanatır hem! Vuslat’a dek; dem, bu dem…
Temelli gidilecekse, Anadolu’da bavullar hep kolay kapanır. Memleket hasretidir ya çekilen; doğduğun yer kaderindir de doyduğun yer hayata sıkı sıkıya tutunmak istenen…
Baha’nelere ne gerek; dedim ya: Anadolu’da temelli gidilecekse; birkaç parça kıyafet, iğne oyalı beyaz bir havlu, eşi ve çocuğuyla yan yana durduğu eski bir fotoğraf çerçevesidir bavullara konulan. Kendi hafif, gam yükü ağır bavullar; Anadolu’dan gurbete, umudu, hasreti, özlemi taşırlar. İnsanların bin bir ümitle yola koyulduğu, fakat zamanla gurbetin soğuk yüzünün, tüm gerçekliğiyle hissedildiği uzun bir yolculuk “gurbetçi” olmak. Oraya gidip, ‘oralı’ olamayıp, ‘öteki’ olmak; buraya gelip, ‘buralı’ olamayıp, ‘yabancı’ kalmak. Bir yanın gurbet, bir yanın memleket olduğu Araf’ta bir hayatı yaşamak…
Yaşadığın toprakları, tanıdığın insanları, sevdiklerini, alıştıklarını – alışkanlıklarını, her şeyini bırakıp yepyeni bir hayata başlamak. Daha iyi yaşamak için çalışmak, hep çalışmak, hep çalışmak, sokak yüzü görmeden ‘evden işe’ yaşamak. Vuslat karanlıkken; hasret içinde tükenirken bile vazgeçmemek…
Gurbet, insanın bavuluna birkaç parça eşya koyup yola çıkması değil yalnızca. Bir çocuğun yarım kalan “Baba” deyişini, bir annenin pencerede tükenen bekleyişini, bir evin sessizliğini de alıp götürmek. Kimi zaman bir mektubun birkaç satırında, kimi zaman cızırtılı bir radyo yayınında, kimi zaman da yıllarca saklanan eski bir fotoğrafın içinde memlekete tutunmak. Uzaklarda kazanılan ekmeğin bedelini, sevdiklerinden ayrı geçirilen yıllarla ödemek.
Buyurun dostlar; bugünkü “Baha’nelere ne Gerek!” köşemde, tam da bu dönemde, izindeyken vatanında, hiç görünmeyen – arka plânda; yürek burkan, acısını içinde hissettiğimiz gurbetçi hikâyeleri:
*****
“Kızlarım çok küçüktü…Her yaz tatilinde memlekete gittiğimde, bir köşeden bana öyle, utangaç utangaç bakarlardı. Zorla kendime alıştırırdım. Tam bana yaklaşıp; ‘Baba’ demeye başladıklarında, bu sefer de tatil biterdi. Geri Almanya’ya dönerdim.”
*****
“Bir gün Köln Radyosu’nda Yılmaz Güney çıktı. ‘Türkiye’de en çok neyi özlediniz’ diye soran sunucuya, ‘Anamın kuru fasulyesini’ diye cevap verince, ilk defa babamın hıçkırıklarına şahit oldum. O gün gurbet; babaannemin kuru fasulyesinde anlam bulmuştu.”
*****
“Bizim evde akşam haberleri ayakta izlenirdi. Televizyonu aldığımız yıl Kıbrıs Harekâtı başladı. Babam da haberlerde şimdi bayrak çıkacak, Türkiye’yi gösterecek; ayıp olur diye hepimizi ayağa dikerdi.”
*****
“Babam radyo yayınını teybe kaydetmeyi öğretmişti. Her gün o mesaideyken Türkçe haberleri, şarkıları, türküleri teybe çekerdim. Babam işten gece 1 gibi gelir; salonda sessizce kaseti dinler, öyle yatardı.”
*****
“Yaşadığımız yerde TRT çok zayıf çekiyordu. Frekansı zar zor yakalıyorduk. O yüzden bizim evde, annemin dışında radyoya kimse dokunmazdı. Elleri ince olduğundan, frekansı ancak o tutturabiliyordu.”
*****
“Babam Almanya’ya giderken; bavulunun içine girer, ‘Ne olur beni de götür, sana orada menemen yaparım’ derdim. Şimdi ben de baba oldum ve babamın buna nasıl dayandığını anlamaya çalışıyorum.”
*****
Kızım mektuba bir ayakkabı çizmiş, annesi de ‘Kesen müsaitse’ diye not yazmış. Gidip 1 saatte ayakkabısını aldım. Daha dönmeme 8 ay vardı.”
*****
“Hanım gitmemi istemediği için bavulumu, çamaşırlarımı hep saklamış. Baktı ben ciddiyim; bu sefer de patlıcan konservesine kadar doldurmuş.”
*****
“Banta konuşup yolluyordum. Ama teyp annemlerde olduğundan, eşime özel bir şey diyemiyordum. En son bantta O’na bir türkü söyledim. O anladı…”
*****
“Alman kanalına bizim ilçe çıkmış. Belediye reisimiz konuşuyor. Hiç de sevmem adamı hazırolda dinliyorum ama… ‘İlçemiz’ diyor ben ağlıyorum…”
*****
“Sesini banda çekip, teyple yollamış. Aynı banda; konuş, sen de gönder demiş. Kıyıp da sesinin üstüne konuşamadım. Eskisi gibi mektup yazdım.”
*****
Belki de gurbetçinin en ağır yükü; bavulunda değil, yüreğindedir. Kim bilir? Yıllar geçer, çocuklar büyür, evler değişir, saçlara ak düşer ama memleket hasreti, ilk günkü gibi insanın içinde ince bir sızı olarak kalır. Bilenler bilir…
Yeryüzündeki tüm hasret çeken yüreklerin vuslata kavuşması ümidiyle. Selam, dostluk ve Sevgi’yle…
BAHA AKINER
UNCATEGORİZED
16 gün önceDÜNYA
07 Ağustos 2026MAGAZİN
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4241 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4212 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4148 kez okundu
4
Uluslararası bilim olimpiyatlarında büyük başarı
3555 kez okundu
5
Yalansız Hilafsiz Hınıs Köftesi
3439 kez okundu