IŞILTIDA SAHNEYE ÇIKANLAR…FIRTINADA KÖŞEYE ÇEKİLİRLER…

IŞILTIDA SAHNEYE ÇIKANLAR…FIRTINADA KÖŞEYE ÇEKİLİRLER…

ABONE OL
Eylül 7, 2026 21:03
IŞILTIDA SAHNEYE ÇIKANLAR…FIRTINADA KÖŞEYE ÇEKİLİRLER…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

IŞILTIDA SAHNEYE ÇIKANLAR…FIRTINADA KÖŞEYE ÇEKİLİRLER…
Başarıyı veya kazancı içselleştirip sessizce kabul eden, ancak en ufak bir pürüzde tüm olumsuzluğu ve hoşnutsuzluğu yüzüne yansıtan bir tavır, karşısındaki insana çifte yük bindirir. Hem var olan problemi çözmeye çalışırsınız hem de o kişinin düşen enerjisiyle ve huzursuzluğuyla başa etmek zorunda kalırsınız.
​Böyle durumlarda bu tutumun genellikle kişinin kriz yönetme kapasitesinin zayıflığından kaynaklandığını görmek rahatlatıcı olabilir. Kimi insanlar sorumluluk almayı, belirsizlikle başa etmeyi veya riskleri göğüslemeyi bilmez; işler yolunda gitmediğinde hemen suçlu arar ya da kurban rolüne bürünürler. Onların bu yüzü, aslında sizinle ilgili bir sorundan ziyade, kendi stresle başa çıkabilme becerisinin bir aynasıdır.
​Bu tarz bir yaklaşımla sürekli karşılaşmak insanın içindeki hevesi ve ortak paylaşım isteğini tüketir. Bu noktada en koruyucu yaklaşım, o kişinin anlık ruh haline kapılıp kendi merkezinizi kaybetmemek ve odak noktasını tamamen çözüme çevirmektir. Duygusal olarak bu yükü tek başına omuzladığınızı hissettiğiniz anlar sizi en çok yoran şey olmuyor mu?İnsanı en çok yoran şey genellikle yükün fiziksel ağırlığından ziyade, zihinsel ve duygusal olarak onunla tek başına baş etmeye çalışmak oluyor. Ancak bu durumun ortak bir sorumluluk içinde belirginleşmesi, insana çok daha ağır ve yıpratıcı gelebiliyor.
​Çünkü ortada paylaşıldığı varsayılan bir süreç veya hedef varken, görünmeyen emeğin, sürekli zihni meşgul eden detayların ve kaygının kişinin omuzlarında kalması, sadece yorgunluk değil, derin bir yalnızlık hissi de yaratır. Beklenti ile pratikte yaşanan dengesizlik arasındaki o boşluk, insanın direncini en çok kıran noktadır.
ilişkilerdeki en derin ve en sessiz yıpranma biçimlerinden birini çok net özetliyor. Gerçekten de insanı asıl yoran şey çoğu zaman işin kendisi ya da çözülmesi gereken problemin büyüklüğü değil; o sorunun ortasında, bir de yanınızdakinin panik haliyle, şikayetleriyle ya da sorumluluktan kaçan tutumlarıyla ayrı bir cephede savaşmak zorunda kalmaktır.
​Kriz anlarında bazı insanların sığınacak bir liman aramak yerine suçlu araması ya da kurban rolüne bürünmesi, onların içsel kapasitelerinin darlığını gösterir. Belirsizlik ve risk, güçlü bir karakter ve esneklik gerektirir; bu güce sahip olmayanlar ise stresi yönetemedikleri için öfkeyi ya da huzursuzluğu dışa vurarak rahatlamaya çalışırlar. Ancak bu durum, yükü omuzlayan kişiye çifte bir ağırlık bindirir: Hem dümeni tutmaya çalışırsınız hem de sarsılan kabini dengede tutmaya…
​Bu tükenmişlik hissi genellikle, özellikle büyük kararların alındığı, yoğun emek, zaman ve sabır gerektiren ortak sorumluluk dönemlerinde çok daha keskin bir şekilde yüzeye çıkar. Çünkü omuz omuza verileceği düşünülen anlarda yalnız kalındığı hissi, sadece fiziksel bir yorgunluk değil, derin bir duygusal yalnızlık ve hayal kırıklığı da yaratır. Karşınızdakinin zafer ortaklığını sessizce kabul edip zorluk anında yükü size devretmesi, ortaklık ruhunu en çok zedeleyen unsurdur.
​Böyle zamanlarda enerjiyi karşı tarafın kaygısına, sızlanmalarına ya da suçluluk psikolojisine kaptırmamak, odağı tamamen “çözüme” ve kendi merkezinize çevirmek en büyük korumadır. Ancak bu duruşu korumak her zaman kolay olmasa da, karşınızdakinin tutumunun sizin yetersizliğinizden değil, tamamen onun baş etme beceriksizliğinden kaynaklandığını bilmek, o yükün bir kısmını zihnen yere bırakmanızı sağlayabilir.Çünkü ortada paylaşıldığı varsayılan bir süreç veya hedef varken, görünmeyen emeğin, sürekli zihni meşgul eden detayların ve kaygının tek bir kişinin omuzlarında kalması, sadece yorgunluk değil, derin bir yalnızlık hissi de yaratır. Beklenti ile pratikte yaşanan dengesizlik arasındaki o boşluk, insanın direncini en çok kıran noktadır.
Bazen “Bunu da kafaya taktığıma inanamıyorum” dedirten his de tam olarak bu boşluğun ürünüdür. Asıl takvilen şey olayların kendisi değil, verdiğimiz değerin ya da beslediğimiz umudun karşılığında gördüğümüz sessizlik ya da zıtlıktır.

GÖKSEL GÜNGÖRDÜ

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk