Gençken geleceği pek düşünmezdik. Gelecek diye bir şey vardı elbette ama bizim hayatımızda fazla bir yeri yoktu. Biz daha çok günü düşünürdük: akşam nerede buluşacağız, kimler gelecek, nereye gideceğiz… Bizim gelecek planımız aşağı yukarı bundan ibaretti.
Cebimizdeki para bitince bir şekilde bulunurdu. Bir arkadaşta vardır, bir yerden gelir, olmadı o gün biraz daha az harcardık. Para, pul, mülk, servet gibi şeylerin bugünkü kadar hayatımızın merkezinde olduğunu hatırlamıyorum. Demek ki gençken insanın başka bir hesabı oluyor.
Sonradan anladım ki, o yıllarda farkında olmadan sahip olduğumuz en büyük servet zamanmış. Hem de ne kadar çok …
Bir arkadaşla oturup saatlerce konuşurduk. Konu bazen çoktan bitmiş olurdu ama biz konuşmaya devam ederdik. Bazen de ortada konuşulacak bir şey kalmadığı hâlde kalkıp gitmezdik.
O günleri şimdi düşündüğümde bir şeyi daha net görüyorum: hiçbir şey yapmadan geçirdiğimizi sandığımız o saatler, aslında hayatın en güzel taraflarından biriymiş.
İnsan elindekinin değerini çoğu zaman onu kaybetmeye başlayınca anlıyor. Tarsus’ta, Ankara’da, yurtdışında geçen o yıllar da böyleydi. O zamanlar dünyanın önümüzde uzun uzun serildiğini sanıyorduk. Önümüzde daha çok yaz vardı, daha çok bayram, daha çok akşam, daha çok arkadaş buluşması.
İnsan gençken hayatın bir gün daralacağını düşünmüyor. Bazı insanların bir daha görülmeyeceğini, bazı akşamların bir daha yaşanmayacağını hiç düşünmüyor.
Sonra yıllar, fark ettirmeden geçiyor.
Bir bakıyorsun, eskiden etrafında olan insanların bir kısmı başka şehirlere dağılmış. Bir kısmı hayatından çıkmış. Bir kısmıyla hâlâ görüşüyorsun ama artık aynı şeyleri konuşmuyorsunuz. Bazıları ise hafızanda yalnızca birkaç görüntüyle kalmış: eski bir masa, bir kahkaha, sıcak bir yaz akşamı…
İnsan geçmişinin bu kadar kalabalık olduğunu da yaş aldıkça fark ediyor.
Asıl tuhaflık burada başlıyor.
Yaş ilerledikçe geleceği daha çok düşünmeye başlıyoruz. Emeklilik nasıl olacak? Sağlık ne durumda olacak? Çocuklar ne yapacak? Biraz daha biriktirmek gerekir mi? Yarın başımıza ne gelebilir? Gençken aklımıza gelmeyen ne varsa, şimdi tek tek geliyor aklımıza.
Oysa gençken önümüzde kocaman bir gelecek vardı ve biz onu hiç düşünmüyorduk. Şimdi geleceği düşünmekten kendimizi alamıyoruz ama o geleceğin önemli bir bölümünü çoktan geride bırakmış durumdayız.
Gençken paramız azdı, zamanımız boldu. Şimdi imkânlarımız belki daha fazla ama zamanı eskisi gibi rahat harcayamıyoruz.
Sanırım yaş almak biraz da bunun farkına varmak.
İnsan gençken neye sahip olduğunu bilmiyor. Yaşlandıkça, sahip olduğu şeylerin aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlıyor. Bir akşamın, bir dost sohbetinin, birlikte içilen bir çayın, hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan geçirilen birkaç saatin bile insanın hayatında ne büyük bir yer tuttuğunu, ancak sonradan fark ediyor.
Biz yıllarca geleceğe hazırlanmışız. Daha iyi bir hayatımız olsun diye çalışmışız, kazanmışız, biriktirmişiz, yarını güvence altına almaya uğraşmışız.
Sonra bir gün dönüp bakınca anlıyoruz ki, uğruna bu kadar hazırlandığımız gelecek çoktan gelmiş ve geçmiş. Üstelik en güzel kısmını da farkına varmadan yaşamışız.
Çünkü gençken geleceğe bakıyorduk.
Ama meğer asıl kıymetli olan, o baktığımız yerin kendisiymiş.
Meğer bizim aradığımız gelecek, gençliğimizmiş.
Ne tuhaf…
Prof. Dr. Mehmet İsmail YAĞCI
UNCATEGORİZED
08 Eylül 2026DÜNYA
08 Eylül 2026MAGAZİN
08 Eylül 2026GÜNDEM
08 Eylül 2026DÜNYA
08 Eylül 2026DÜNYA
08 Eylül 2026GÜNDEM
08 Eylül 2026
1
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7685 kez okundu
2
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6833 kez okundu
3
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6760 kez okundu
4
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6440 kez okundu
5
ŞEREF’Lİ İKİNCİLİK…
5761 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.