Bunca Yoksulluk, Haksızlık ve Sömürü Varken Sol Neden Hâlâ Zayıf?
Mehmet Öğütçü
18 Eylül 2026
Garip bir çağda yaşıyoruz.
Teknoloji şirketleri bazı devletlerden daha büyük ekonomik güce ulaşıyor. Yapay zekâ yeni servetler yaratıyor. Sermaye, dünyanın bir ucundan diğerine saniyeler içinde hareket ediyor. Diğer tarafta milyonlarca insan çalıştığı hâlde geçinemiyor.
Gençler iyi eğitim alsalar bile ev sahibi olmayı hayal etmekte zorlanıyor. Kiralar, sağlık ve eğitim giderleri ücretlerden hızlı artıyor. Orta sınıf kendisini eskisi kadar güvende hissetmiyor.
Dünya Eşitsizlik Raporu’nun en kapsamlı küresel hesabına göre en zengin yüzde 10, dünya servetinin yüzde 76’sını elinde tutuyor. En alttaki yüzde 50’nin payı yalnızca yüzde 2. Küresel gelirde de üst yüzde 10’un payı yüzde 52 iken alt yarının payı yüzde 8,5’te kalıyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre emeğin küresel gelirden aldığı pay 2014’te yüzde 53 iken 2024’te yüzde 52,4’e geriledi. Küçük görünen bu fark, çalışanlar açısından yılda yaklaşık 2,4 trilyon dolarlık gelir kaybı anlamına geliyor.
Ortada açık bir bölüşüm sorunu var. Öyleyse bunca yoksulluk, haksızlık ve sömürü varken sol neden hâlâ zayıf?
Yoksulluk otomatik olarak sol üretmiyor
Çünkü insan yalnızca ekonomik bir varlık değildir. Dini, milliyeti, ailesi, mahallesi, güvenlik kaygıları, kültürel değerleri ve aidiyetleri de siyasi tercihini belirliyor. Ekonomik güvensizlik arttıkça insanlar bazen sınıf kimliğine değil, millî veya dinî kimliklerine daha sıkı sarılıyor.
Eskinin fabrika işçisi, “Patron neden benim ürettiğim değerden bu kadar büyük pay alıyor?” diye sorarken bugünün güvencesiz çalışanı, “Göçmenler işimi mi alıyor, yaşam tarzım tehdit altında mı, devlet neden başkasına yardım ediyor, ülkem neden eskisi kadar güçlü değil?” diye sorabiliyor.
Ekonomik öfke ortadan kalkmadı. Öfkenin siyasi tercümanı değişti.
Fabrika–sendika–parti zinciri kırıldı
20’nci yüzyıl solunun güçlü bir toplumsal altyapısı vardı: Fabrika, sendika ve parti. Binlerce insan aynı işyerinde çalışıyor, aynı patronla pazarlık ediyor ve ortak çıkarlarının farkına varıyordu.
Bugünün çalışma hayatı ise parçalanmış durumda. Kurye, platform çalışanı, serbest çalışan, çağrı merkezi personeli, küçük esnaf, göçmen işçi ve işsiz üniversite mezunu aynı ekonomik güvensizliği yaşayabiliyor.
Fakat kendilerini aynı sınıfın üyeleri olarak görmüyorlar. Ortak sıkıntı var; ortak kimlik ve örgüt yok. Sol biraz da kendi başarısının kurbanı oldu. Emeklilik, sosyal güvenlik, sendikal haklar, kamusal eğitim ve sağlık hizmetleri bir zamanlar radikal taleplerdi. Bunların önemli bölümü zamanla ana akım devlet düzenine girdi.
Ardından birçok merkez sol parti piyasa ekonomisiyle büyük ölçüde barıştı. Sağ ile sol arasındaki ekonomik sınırlar bulanıklaşınca seçmen haklı olarak sormaya başladı: “Ekonomi politikaları bu kadar benziyorsa neden özellikle sola oy vereyim?”
Dünya siyasi haritası sağa kayıyor
Bugun itibarıyla dünyanın siyasi ağırlık merkezinin sağa kaydığı görülüyor. ABD’de Trump ve Cumhuriyetçiler, Hindistan’da Modi ve BJP, Japonya’da muhafazakâr yönetim, Türkiye’de muhafazakâr-milliyetçi iktidar bloku öne çıkıyor. Rusya milliyetçi-otoriter bir çizgide ilerliyor.
Çin’i ise Avrupa tipi sağ-sol cetveliyle ölçmek yanıltıcıdır. İktidardaki partinin adı Komünist Parti olsa da Çin; devlet kapitalizmini, özel girişimi, piyasa mekanizmalarını, milliyetçiliği ve sıkı siyasi kontrolü aynı sistem içinde birleştiriyor.
Avrupa’da Almanya, İtalya, Macaristan, Yunanistan ve Finlandiya gibi ülkelerde sağ veya merkez sağ öncülüğündeki yönetimler güçlü. 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ECR, Patriots for Europe ve ESN toplam 187 sandalye kazandı. Bu, 720 sandalyenin yüzde 26’sı ve sert sağ açısından tarihî bir ağırlık. Merkez sağ EPP de 188 sandalye ile en büyük grup oldu.
Latin Amerika’daki “pembe dalga” da geri çekiliyor. Arjantin’de Milei, Şili’de Kast, Peru’da Fujimori ve Kolombiya’da De La Espriella sağın yükselişini temsil ediyor.
Suç, göç, enflasyon ve devlet kapasitesi tartışmaları ekonomik eşitsizliğin önüne geçebiliyor. Orta Doğu’da klasik sağ-sol ayrımı daha da yetersizdir. Körfez monarşileri, İran’ın teokratik düzeni, Mısır’ın otoriter-milliyetçi sistemi ve İsrail’deki sağ iktidar aynı sepete konamaz.
Ancak bölgede demokratik ve emek temelli sol iktidarların belirleyici olmadığı açık.
Peki sol nerelerde iktidarda?
Sol tamamen kaybolmuş değil.
Avrupa’da İngiltere’de İşçi Partisi, İspanya’da sosyalistlerin öncülük ettiği koalisyon; Norveç, Danimarka, İzlanda ve Malta’da sosyal demokrat veya İşçi Partili yönetimler bulunuyor. İsveç’te merkez sol 17 Eylül seçiminde 176’ya karşı 173 sandalye kazandı; ancak yeni hükümet henüz kurulmadı.
Asya-Pasifik’te Avustralya İşçi Partisi ve Güney Kore’de Demokrat Parti yönetimi merkez sol örnekler arasında. Latin Amerika’da Meksika’da Morena, Brezilya’da Lula’nın İşçi Partisi ve Uruguay’da Frente Amplio iktidarda. Fakat bunlar artık yekpare bir küresel sol dalga oluşturmuyor.
Solun kültürel mesafesi
Sağ, işçiye, çiftçiye, küçük esnafa ve alt orta sınıfa çok basit bir şey söyledi: “Seni görüyorum.” Göç dedi. Sınır dedi. Aile, güvenlik ve millî egemenlik dedi.
Sol ise bazı ülkelerde eğitimli, büyükşehirli ve kültürel olarak liberal kesimlerin diliyle özdeşleşti. Kadın hakları, çevre, azınlık hakları ve ifade özgürlüğü elbette vazgeçilmezdir.
Ancak kirasını ödeyemeyen insanın ilk sorusu çoğu zaman daha yalındır: “Ay sonunda cebimde ne kalacak?” Türkiye’de 12 Eylül, örgütlü solun omurgasını kırdı. Fakat bugün her şeyi 12 Eylül’e bağlamak kolaycılık olur. Laik-dindar, Türk-Kürt, merkez-taşra ve muhafazakâr-seküler ayrımları sınıf kimliğinin önüne geçti.
Solun bazı kesimlerinin dindar, taşralı, muhafazakâr veya milliyetçi seçmene yukarıdan bakan dili de ağır bir siyasi maliyet yarattı. Siyaset yalnızca cüzdan meselesi değildir. Haysiyet, aidiyet ve saygı meselesidir.
Türkiye’de sol neden tam iktidar olamadı?
Türkiye’de sol, çok partili hayata geçildikten sonra hiçbir zaman kendi gücüyle kalıcı ve çoğunluk sahibi bir iktidar kuramadı. Tek parti dönemindeki CHP’yi bugünün anlamıyla sosyal demokrat veya demokratik sol bir iktidar saymak tarihsel bakımdan tartışmalı.
Bülent Ecevit liderliğindeki CHP, 1973 ve 1977 seçimlerinde birinci parti oldu; ancak tek başına parlamenter çoğunluğu sağlayamadı. Koalisyonlar ve kısa ömürlü azınlık hükümetleri kurdu. DSP de 1999 seçimlerinden sonra koalisyon hükümetinin büyük ortağı oldu.
Fakat Türkiye’de kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan bir parti, çok partili dönemde tek başına ve istikrarlı biçimde ülkeyi yönetemedi. Üstelik “Türkiye solu” dediğimiz yapı da hiçbir zaman tek parça olmadı. Sosyal demokratlar, demokratik solcular, Marksistler, komünistler, ulusal solcular, Kürt siyasi hareketi ve liberal sol çevreler “sol” kavramına farklı anlamlar yükledi.
Bugün de kamuoyu araştırmaları birbirinden çok farklı sonuçlar verse de temel tablo değişmiyor: Kendisini açık biçimde sosyal demokrat veya sol olarak tanımlayan partiler, tek başlarına toplumun çoğunluğunu ikna edebilecek kalıcı bir oy tabanına ulaşamıyor.
Mesele yalnızca propaganda eksikliği değil. Solun dili, örgütlenme biçimi, kadroları, ekonomik programı, millî güvenlik anlayışı ve toplumun muhafazakâr çoğunluğuyla kurduğu ilişki yeniden düşünülmelidir.
Ben hiçbir siyasi paketi bütünüyle satın almıyorum
Kendimi sağcı, solcu, liberal, sosyalist ya da kapitalist olarak tanımlamıyorum. “İzm”lerle hiçbir zaman aram olmadı. Kendi muhakememe ve yıllar içinde oluşturduğum senteze güvenirim.
Bir fikrin hangi ideolojik mahalleden geldiğinden çok, işe yarayıp yaramadığına bakarım. Zafer Partisi’nin kontrolsüz göç konusundaki uyarılarını veya millî hassasiyetlerini doğru bulabilirsiniz. Yeni Parti’nin dış politikaya ilişkin bazı görüşlerini değerli görebilirsiniz. DEM’in kadın-erkek eşitliğini eşbaşkanlık modeliyle siyasi liderlik düzeyine taşımasını takdir edebilirsiniz. İYİ Parti’nin sert muhalefet çizgisini gerekli görebilir; AK Parti’nin yollar, köprüler, tüneller, havalimanları ve hastanelerdeki icra kapasitesini teslim edebilir; CHP’nin sosyal belediyecilik uygulamalarını başarılı bulabilirsiniz.
Bunların hiçbirinde çelişki görmüyorum. Siyaset benim için futbol taraftarlığı değildir. Bir partinin bir politikasını beğenmek, o partinin formasını giymeyi gerektirmez.
Deng’in kedisi: Etiket değil, sonuç
Deng Xiaoping’in yıllardır sevdiğim pragmatik sözü tam da bu yaklaşımı anlatıyor: “Kedinin siyah ya da beyaz olması önemli değildir; fareyi yakaladığı sürece iyi kedidir.”
Ben siyasete de böyle bakıyorum. Bir fikir sağdan mı geliyor, soldan mı? Liberal mi, muhafazakâr mı? İlk sorum bu değil. Fareyi yakalıyor mu? Sorun çözüyor mu? İnsanların hayatını iyileştiriyor mu? Üretimi artırıyor mu? Fırsatları genişletiyor mu? Ülkeyi güçlendiriyor mu?
Sonuç üretmeyen sloganlarla, içi boş siyasi söylemlerle ve bitmeyen ideolojik kavgalarla aram yok. İcraata, ölçülebilir sonuçlara ve hesap verebilirliğe inanıyorum.
Ancak Deng’in sözüne bir şart eklemek gerekir: Kedi fareyi yakalarken evi de dağıtmamalı. Bir politika ekonomik bakımdan etkili olabilir; fakat hukuku çiğniyor, özgürlükleri yok ediyor veya insan onurunu zedeliyorsa kabul edilemez.
Sol eğilimli partilere üç stratejik tavsiye
1. Kimlik tartışmasından geçim ekonomisine dönün Sol, yeniden çalışan insanın gündelik hayatından başlamalıdır: ücret, kira, konut, gıda, sağlık, eğitim ve emeklilik.
“Zenginleri vergilendireceğiz” demek tek başına ekonomik program değildir. Üretimi, yatırımı ve girişimciliği büyütürken tekelleri sınırlayan; vergi yükünü ücretliden ranta kaydıran; yapay zekânın yaratacağı verimlilik kazancını toplumla paylaşan uygulanabilir bir model gerekir.
Sol, servet düşmanlığı değil; servet yaratma, fırsatları genişletme ve refahı adil paylaşma hareketi olmalıdır.
2. Millî kimliği, güvenliği ve göçü sağa terk etmeyin Solun büyük hatalarından biri vatanseverliği, sınır güvenliğini, savunmayı ve kontrolsüz göçü yalnızca sağın konuları saymasıdır.
İnsanlar aynı anda hem sosyal adalet hem güvenli sokaklar; hem özgürlük hem düzen; hem dayanışma hem denetlenen sınırlar isteyebilir. Kontrolsüz göçe karşı çıkmak yabancı düşmanlığı değildir.
Güçlü savunma sanayiini desteklemek militarizm değildir. Millî çıkarları savunmak demokrasi ve insan haklarından vazgeçmek anlamına gelmez. Sosyal adalet ile vatanseverlik birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.
3. Protesto hareketinden iktidar kapasitesine geçin Seçmen artık yalnızca kimin neye karşı olduğunu değil, kimin ülkeyi yönetebileceğini görmek istiyor. Sol partiler slogan, lider kültü ve sosyal medya tepkiselliğinin ötesine geçerek ekonomi, enerji, teknoloji, savunma, deprem, eğitim ve dış politika alanlarında yetkin kadrolar oluşturmalıdır.
Türkiye’de hedef yalnız iktidarı eleştirmek veya Erdoğan karşıtlığı üzerinden birlik kurmak olmamalıdır. Asıl soru şudur: Ülkeyi daha adil, üretken, güvenli ve liyakatli biçimde yönetebileceğinize toplumu nasıl inandıracaksınız?
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir üçüncü yol
Türkiye’nin sağ ile solu klasik biçimleriyle “evlendirecek” yeni bir senteze ihtiyacı var. Bu, Tony Blair döneminin eski “Üçüncü Yol”unun kopyası olmamalıdır.
Türkiye’nin kendi toplumsal, kültürel ve jeopolitik gerçeklerinden doğmalıdır. Piyasa ekonomisini ve girişimciliği savunurken tekellere ve rantçılığa karşı çıkmalı; sosyal adaleti güçlendirirken devleti verimsiz bir istihdam kapısına çevirmemeli; millî güvenliği önemserken özgürlükleri ezmemeli; geleneksel değerlere saygı gösterirken bireysel haklardan vazgeçmemelidir.
Muhafazakâr insanı küçümsemeyen, seküler insanı korkutmayan; Kürt vatandaşın eşitliğini savunurken Türkiye’nin bütünlüğünü tartışmaya açmayan; dış politikada gerçekçi, ekonomide üretken, hukukta tutarlı ve yönetimde liyakatli bir çizgi… Yeni sentezin güven yaratabilmesi için slogan değil, kadro; niyet değil, program; muhalefet değil, yönetme yeteneği sunması gerekir.
2050’nin yeni siyasi sentezi
Yapay zekâ ve robotlar aynı değeri çok daha az çalışanla üretmeye başladığında eski bölüşüm sorusu geri dönecek: Artan verimlilikten doğan servet kimin olacak? Hissedarların mı, teknoloji şirketlerinin mi, devletin mi, toplumun mu?
Yeni sınıf mücadelesi fabrika kapısında değil; algoritmanın, verinin ve yapay zekâ sermayesinin mülkiyeti üzerinde yaşanabilir.
Önümüzdeki dönemin başarılı formülü bana göre şudur: Ekonomide üretken piyasa. Bölüşümde adalet. Devlette liyakat. Toplumda özgürlük. Sınırda kontrol. Dış politikada realizm. Teknolojide iddia. Eğitimde fırsat eşitliği. Güçlü fakat denetlenebilir devlet.
Buna sağ mı diyeceğiz, sol mu? Belki giderek daha az önemli olacak. Belki 21’inci yüzyılın büyük adalet hareketinin adı “sol” bile olmayacak. Fakat insanlar çalıştıkları hâlde geçinemiyor, çocuklarına kendilerinden daha iyi bir hayat vaat edemiyor ve sistemin kendilerine adil davranmadığına inanıyorsa siyaset bu boşluğu sonsuza kadar açık bırakamaz. Sol dolduramazsa sağ doldurur. Sağ dolduramazsa başka bir hareket doğar.
Seçimden önce kendini yenileyebilen kazanır
Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin mevcut takvime göre 14 Mayıs 2028’de yapılması gerekiyor. Ancak seçimlerin 2027 içinde veya 2028 başında erkene alınması ihtimali siyasi kulislerde tartışılıyor.
Tarih ne olursa olsun partilerin önünde sanıldığı kadar uzun bir süre yok. Sol ve sosyal demokrat partiler şimdiden kendilerini gözden geçirmeli; örgütlerini, kadrolarını ve programlarını halkın gerçek taleplerine göre yeniden yapılandırmalıdır. Sağ partiler de yalnız kimlik, güvenlik ve milliyetçilik üzerinden kalıcı iktidar üretilemeyeceğini görmelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir sağ-sol kavgası değil; daha adil, daha üretken, daha özgür, daha güvenli ve daha iyi yönetilen bir ülke vaadidir.
Çünkü ideolojiler ve partiler ölebilir. Adalet talebi ölmez.
MEHMET ÖĞÜTÇÜ
UNCATEGORİZED
18 Eylül 2026DÜNYA
18 Eylül 2026MAGAZİN
18 Eylül 2026GÜNDEM
18 Eylül 2026DÜNYA
18 Eylül 2026DÜNYA
18 Eylül 2026GÜNDEM
18 Eylül 2026
1
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7691 kez okundu
2
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6841 kez okundu
3
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6762 kez okundu
4
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6445 kez okundu
5
ŞEREF’Lİ İKİNCİLİK…
5765 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.