Siyaset Çürüdü, Milletin Zemini Temiz: “Toplum Çürüdü” Yalanına Bir Reddiye
  • Diyalektik Haber
  • Genel
  • Siyaset Çürüdü, Milletin Zemini Temiz: “Toplum Çürüdü” Yalanına Bir Reddiye

Siyaset Çürüdü, Milletin Zemini Temiz: “Toplum Çürüdü” Yalanına Bir Reddiye

ABONE OL
Haziran 28, 2026 16:46
Siyaset Çürüdü, Milletin Zemini Temiz: “Toplum Çürüdü” Yalanına Bir Reddiye
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü artık harita üzerinden okunmuyor. Asıl bölünme, kolektif vicdan ile siyaset kurumu arasında derinleşen ontolojik bir fay hattında seyrediyor. Boğaz’ın iki yakası fiziken birbirine bakmayı sürdürüyor; fakat yurttaş ile devlet, hakikat ile yargı, umut ile korku arasındaki mesafe her gün daha da açılıyor. Ve bu yarığın tam ortasında, siyasetin tüm aktörlerini sarmış bir ahlaki çürüme var.

Ne dış mihrakların çizdiği haritalar ne masa başı senaryolarıdır asıl tehdit; asıl tehdit, bu çürümeyi önce inkâr edip sonra milletin omuzlarına yıkmaya kalkışan siyasi akıldır. İşte tam da bu noktada, “toplum çürüdü” masalı, en tehlikeli tuzak olarak önümüze çıkıyor.

Pierre Bourdieu’nün “simgesel şiddet” dediği şey, tam olarak burada işlemeye başlıyor. Bourdieu, modern iktidarın en rafine tahakküm biçiminin, mağdura kendi ezilmişliğini meşru ve doğal göstererek işlediğini söyler. Yani, size önce “sen zaten çürümüş bir toplumun üyesisin” dedirtir, ardından da bu sözde hakikati kabullenmenizi bekler. Neden? Çünkü çürüdüğüne ikna olmuş bir yurttaş, adalet talep etmez; “nasıl olsa herkes aynı” der, susar, kabuğuna çekilir. Kendi mağduriyetini doğallaştıran bu suskunluk, iktidarın en büyük stratejik kazancıdır. Oysa gerçek, simgesel şiddetin resmettiği tablonun tam karşıtıdır: Çürüyen, toplumun kendisi değil; onu baskılayan, hukuku şahsi bir aygıta dönüştüren, sivil alanı boğan siyaset mekanizmasıdır.

Bu mekanizmayı daha iyi çözümlemek için Antonio Gramsci’nin ufuk açan ayrımına ihtiyacımız var: Siyasal toplum ve sivil toplum. Gramsci, hegemonyanın yalnızca zor aygıtlarıyla (siyasal toplum: hükümet, bürokrasi, kolluk, yargı) değil, aynı zamanda rızanın üretildiği alanlarla (sivil toplum: eğitim, din, kültür, mahalle dayanışması, gönüllü örgütlenmeler) kurulduğunu söyler. İşte Türkiye’de karşımızda duran tablo tam olarak şudur: Siyasal toplum çürümüştür, fakat sivil toplum, tüm baskılara, haksız tutuklamalara, cadı avlarına rağmen ayaktadır ve direncini korumaktadır. “Toplum çürüdü” yalanını dolaşıma sokanlar, işte bu sivil toplumun direncini kırmayı, onun kendilik algısını sakatlamayı hedeflerler. Onlar, sizin kendi cevherinizden, dayanışmanızdan, vicdanınızdan utanmanızı isterler.

Bugün hiçbir somut delil olmaksızın aylarca tutuklu kalan madenciler, TEMA Vakfı gönüllüleri, öğretmenler, gazeteciler, muhalif siyasetçiler… Onlar “toplum çürüdü” demiyor; tam tersine, enkazın altında tutunmaya, dayanışma ağları örmeye, adalet talep etmeye devam ediyorlar. Peki bu tabloda çürümüş olan kim? Hukuku kişiselleştiren, yargıyı “tedbir” maskesi altında keyfiliğe indirgeyen siyasi akıl değil mi? O halde, o insanlar çürümenin faili değil doğrudan mağdurudur; ve onların onurlu direnci, sivil toplumun hâlâ canlı olduğunun en büyük kanıtıdır. Siyaset kurumu, kendi kokuşmuşluğunu örtmek için “çürüme” söylemini bu insanların üzerine bir gölge gibi düşürmeye çalışmaktadır.

Bugün iktidar bloğu, yürütmeyi şahsileştirerek hukuku askıya almış, eleştiriyi ihanet sayar hale gelmiştir. Buna karşılık muhalefet partileri, bu gidişata “dur” diyecek dirayeti göstermek bir yana, kendi iç kavgalarında boğulmaktadır. Genel başkanlık kavgaları, delege pazarlıkları, hizipler arası iktidar hesapları… Muhalefet, iktidarın topluma verdiği hasarı eleştirirken, kendi evini toparlamaktan acizdir. Sonuç: Vatandaşın gözünde siyaset, iki ucu kirli bir değnektir artık. Hangi ucundan tutsan elin kirlenir. Ve işte tam da bu tespit, “zaten herkes kirlendi, toplum çürüdü” gibi bir genellemeye savrulma tehlikesini barındırır. Oysa bu genelleme, siyasetin kirlettiği atmosferi bütün bir topluma mal eden simgesel şiddetin ta kendisidir.

Ne var ki herkesi bu kirlenmişliğin içine hapsetmek de pak olana yapılmış en büyük saygısızlıktır. Siyasetin o çamurlu koridorlarında, bütün baskılara rağmen temiz kalmayı başarabilmiş, ilkeli, vicdanlı insanlar da yok değildir. Ancak istisnalar kaideyi bozmaz. O az sayıdaki dürüst aktörün varlığı, sistematik çürümeyi aklamaya yetmez; zira asıl mesele, sistemin bizzat kendisinin, temiz kalana yaşama hakkı tanımamasıdır. O halde tutmamız gereken yol, kimseyi haksız yere damgalamayan, fakat o istisnaları da genel kokuşmuşluğun mazereti saymayan bir denge yoludur. Pak olana saygı duy, ama çürümüş düzeni de pak gösterenlere geçit verme.

Peki çıkış nerede? Ne daha iyi bir lider ne de daha ideolojik bir parti. Çıkış, siyasete hiç bulaşmamış, kirlenmemiş kitlelerin kolektif bir özne olarak belirmeye başlamasındadır. Üniversitelerde üreten bilim insanları, atölyelerde icat çıkaran zanaatkârlar, toprağı ve doğayı koruyan gönüllüler, teknoloji geliştiren gençler, mahalle dayanışmaları… Bu insanlar “apolitik” diye kenara itildi; oysa asıl siyaset, şimdi onların omuzlarında, onların kurduğu zeminlerde yeniden nefes alacak. Parti oligarşilerine mahkûm değiliz; ama bunu hayata geçirmek soyut bir temenniden öteye nasıl taşınır? İşte burada Jürgen Habermas’ın “kamusal alan” ve “iletişimsel eylem” kavramları pusula görevi görüyor. Habermas, sahici demokrasinin, eşit ve özgür yurttaşların tahakkümden uzak bir müzakere sürecinde ortak aklı inşa etmesiyle mümkün olacağını söyler. Kirlenmemiş fertler, bu modeli yerelden başlayarak, şeffaf ve yatay iletişim platformlarıyla işler hale getirebilir. Kent konseylerinden mahalle meclislerine, dijital katılım araçlarından kamusal denetim inisiyatiflerine kadar uzanan bu yapı, partizanlığın kirletmediği yepyeni bir siyasal etik doğurabilir.

Hannah Arendt ise bize “doğumluluk” (natality) kavramıyla umut aşılar. Arendt, her yeni insanın dünyaya gelişiyle birlikte eşsiz bir başlangıç ihtimalinin zuhur ettiğini söyler. Siyaset, tam da bu beklenmedik başlangıçların sahnesidir; geçmişin belirlediği bir tekerrür alanı değil, insanın yeni olanı başlatma kapasitesinin ortaya çıktığı yerdir. Bugünün kirlenmemiş bireyleri, işte o başlangıcın ta kendisidir; çünkü onlar henüz siyasetin çarkları arasında kendilerini kaybetmemişlerdir. Ve tam burada Gramsci’nin “organik aydın” kavramına geri dönüyoruz: Bu yeni başlangıcı anlamlandıracak, halkın hislerini, acılarını ve umutlarını teorik bir çerçeveye oturtacak olanlar da o kirlenmemiş kitlelerin içinden yükselecektir. Parti bürokrasisinin değil, bizzat sivil toplumun mayasında yoğrulmuş organik aydınlar, “toplum çürüdü” yalanına karşı en güçlü panzehir olacaktır.

Türkiye’nin jeostratejik değeri de bu perspektiften bakıldığında asıl anlamına kavuşur. TANAP, tahıl koridoru, Boğazlar… hepsi “Türkiye” adına çalışır; oradaki güç, bir liderin koltuğuna değil, bu toprağın değişmez gerçeklerine ve kurumsal sürekliliğe bağlıdır. Aynı şekilde, toplumun ahlaki dayanıklılığı da liderin iradesine değil, sivil toplumun yenilenme kabiliyetine emanettir. Ve o kabiliyet, “toplum çürüdü” diyenlerin sandığından çok daha güçlüdür.

Unutmayalım: Türkiye’nin asıl tehdidi, siyasetin kokuşmuşluğu ve bu kokuşmuşluğu halka fatura etme gafletidir. Herkese kirli demek, pak olana yapılmış en büyük saygısızlıktır. Fakat o pak olanlar da bilmelidir ki, varlıkları çürümüş düzeni temize çıkarmaz; yalnızca değişimin mümkün olduğunu gösterir. Çare, siyaset dışı kalmış, temiz kalmış, vicdanıyla karar veren milyonların, hiçbir parti hiyerarşisine boyun eğmeden ülkeyi ele almasıdır. “Toplum çürüdü” diyenlere inat, bugün bu ülkede iyilik, adalet ve hakikat hâlâ nefes alıyor. O nefes, bu toprağın mayasıdır.

Korkmayın; çürüme söylemi bir tuzaktır, o tuzağa düşmeyenlerin kuracağı yeni bir kamusal zemin, hepimiz için en güvenilir yoldur. 28.06.2026-Münih

Cihan SENDAN

Türk Alman Dostluk Federasyonu (DTF) Genel Başkanı

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Diyalektik Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.