HERKES AYAĞINI DENK ALSIN!
Türkiye’de bugün üzerinde düşünmemiz gereken mesele yalnızca kimin iktidarda olduğu değil; iktidarın kendisini nerede gördüğüdür.
Çünkü demokraside iktidar, milletin üzerinde duran bir güç değildir.
Milletin verdiği bir emanettir.
Millet oy verir, görev ve yetki verir.
Zamanı geldiğinde de verdiği yetkiyi geri alır.
Fakat siyasetin dili zaman zaman bu temel gerçeği unutan bir anlayışa kayabiliyor.
Öyle bir anlayış ki, sanki siyasetçi milleti var ediyor:
“Ben varsam siz varsınız.”
Bu anlayışın topluma yansıyan en tehlikeli cümlesi ise şudur:
“Herkes ayağını denk alsın.”
İşte tam burada sormamız gerekiyor:
Gerçekten kim kimi var ediyor?
Siyasetçi mi milleti, yoksa millet mi siyasetçiyi?
Cevap açıktır:
Millet siyasetçiyi var eder.
Hiçbir liderin, hiçbir partinin, hiçbir iktidarın seçmeni üzerinde mülkiyet hakkı yoktur.
Bir vatandaş bugün desteklediği siyasi yapıyı yarın eleştirebilir, fikrini değiştirebilir, dün oy verdiğine bugün oy vermeyebilir.
Bunun adı nankörlük değil, demokrasidir.
GÜÇ SINIRSIZ DEĞİLDİR
Asıl tehlike gücün kendisi değil, gücün sınırını unutmasıdır.
Güç denetlenmediğinde önce eleştiriye tahammül azalır. Sonra farklı düşünene mesafe konulur.
Ardından sadakat, liyakatin önüne geçer.
Ve insanlar konuşmadan önce ne söyleyeceklerini değil, söylediklerinin başlarına ne getireceğini düşünmeye başlar:
“Acaba bunu söylersem başıma ne gelir?”
İşte toplumun alarm vermesi gereken yer burasıdır.
Çünkü korkudan oluşan sessizlik, huzur değildir.
Bir ülkede insanlar yanlış gördüklerine itiraz edemiyorsa, yalnızca siyaset değil, toplumun özgüveni de yara alıyor demektir.
Daha da önemlisi, bugün başkasının hakkına yapılan haksızlığa sessiz kalırsak, yarın kendi hakkımızı savunacak kimseyi bulamayabiliriz.
Demokrasi, yalnızca kendi özgürlüğümüzü savunmak değildir.
Başkasının özgürlüğünü de kendi özgürlüğümüz kadar savunabilmektir.
DEVLET BAŞKA, İKTİDAR BAŞKA
Şunu özellikle hatırlamak zorundayız:
Devlet ile iktidar aynı şey değildir.
İktidarlar değişir.
Partiler değişir.
Liderler değişir.
Ama devlet milletindir.
Kamu kurumları herhangi bir siyasi yapının mülkü değildir.
Hukuk da güçlü olanı korumak için değil, güçlü ile güçsüz arasında adaleti sağlamak için vardır.
Bugün iktidarda olanın da yarın muhalefette olanın da hukuka ihtiyacı vardır.
Bu nedenle hukuku yalnızca bize lazım olduğunda değil, herkes için savunmak zorundayız.
Çünkü hukuk kişilere göre değişmeye başladığında, devlet kurallarla değil, güç ilişkileriyle yönetilmeye başlar.
Ve o zaman mesele yalnızca bugünün iktidarı değil, yarının nasıl bir Türkiye olacağıdır.
TARAFTAR MIYIZ, YURTTAŞ MI?
Bir başka soruyu da kendimize sormalıyız:
Biz siyasi partilerin taraftarı mıyız, yoksa bu ülkenin yurttaşları mıyız?
Taraftar, kendi takımının kazanmasını ister.
Yurttaş ise ülkesinin kazanmasını ister.
Kendi partimizin yaptığı yanlışa “yanlış” diyebiliyorsak yurttaşız.
Kendi tarafımızın haksızlığına itiraz edebiliyorsak demokratız.
Çünkü demokrasi yalnızca karşı tarafı eleştirmek değil, gerektiğinde kendi tarafımıza da doğruları söyleyebilmektir.
Siyaseti bir futbol maçına çevirdiğimizde ise kazananın kim olduğundan çok, kaybedenin kim olduğunu sormalıyız.
Kaybeden toplum olur.
SANDIĞIN SAHİBİ KİM?
Sandık, iktidarın değil, milletin sözüdür.
Bugün:
“Seni ben seçtim.”
diyen millet, yarın:
“Artık seni seçmiyorum.”
diyebilir.
Bu, demokrasinin en doğal hakkıdır.
Hiçbir iktidar sandığı kendi mülkü gibi göremez. Hiçbir seçmen de oyunu verirken iradesini bir başkasına teslim etmemelidir.
Çünkü oy yalnızca bir partiye verilen destek değildir.
Oy, nasıl bir ülkede yaşamak istediğimize dair verdiğimiz karardır.
Sandık, iktidarın millete hesap verdiği yerdir.
Ve hiçbir siyasi güç, milletin verdiği emanetten büyük değildir.
HERKES AYAĞINI DEĞİL, VİCDANINI DENK ALSIN
Bugün birileri:
“Herkes ayağını denk alsın.”
diyorsa, toplumun cevabı korkuyla verilmemelidir.
Vatandaşın ayağını değil, vicdanını denk alması gerekir.
Korkuyla değil özgür iradesiyle karar vermesi, baskıyla değil sandıkta konuşması, tehditle değil hukukla hareket etmesi gerekir.
Çünkü hiçbir muktedir milletin üzerinde değildir.
Hiçbir makam sonsuz değildir.
Hiçbir siyasi güç, milletin verdiği emanetten büyük değildir.
Bunu unutanların unutmaması gereken bir gerçek daha vardır:
Millet sessiz olabilir; ama millet unutmaz.
İktidarlar gelir, iktidarlar gider.
Liderler değişir.
Partiler değişir.
Ama millet kalır.
Demokrasinin gerçek ölçüsü de yalnızca insanların sandıkta oy kullanabilmesi değildir.
Asıl demokrasi; insanın oy verirken, konuşurken, eleştirirken ve itiraz ederken kendisini güvende hissettiği düzendir.
Bu nedenle bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur:
Bir ülkede insanlar gerçekten özgür oldukları için mi susuyor, yoksa başlarına geleceklerden korktukları için mi?
Çünkü bu sorunun cevabı, yalnızca bugünkü siyasetin fotoğrafını değil;
nasıl bir Türkiye’de yaşadığımızı ve nasıl bir Türkiye bırakacağımızı da gösterecektir.
MEHMET OK
UNCATEGORİZED
21 Ağustos 2026DÜNYA
21 Ağustos 2026MAGAZİN
21 Ağustos 2026GÜNDEM
21 Ağustos 2026DÜNYA
21 Ağustos 2026DÜNYA
21 Ağustos 2026GÜNDEM
21 Ağustos 2026
1
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7667 kez okundu
2
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6819 kez okundu
3
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6739 kez okundu
4
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6425 kez okundu
5
ŞEREF’Lİ İKİNCİLİK…
5743 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.