KENTLERİN YENİDEN YAPILANMASI
Kenti ranttan kurtarmak, insanı ve doğayı merkeze almak…
Türkiye’nin kentleşme sorunu ciddi bir şehircilik, kamu yönetimi, sosyal adalet, çevre ve kamu yararı sorunudur. Yıllardır kentlerimiz büyüyor; fakat çoğu zaman planlı, dengeli ve insan odaklı gelişmiyor. Beton çoğalıyor, nüfus yoğunlaşıyor, trafik artıyor, yeşil alanlar azalıyor; kıyılar, yaylalar, tarım alanları ve doğal yaşam alanları yapılaşma baskısı altında kalıyor.
Bir kentin geleceği; nüfus hareketleri, ekonomik gelişme, ulaşım, altyapı, afet riski, iklim değişikliği, hava sirkülasyonu, yeşil alanlar, su kaynakları, tarım alanları ve sosyal yapı birlikte değerlendirilerek planlanmalıdır. Kentin nerede ve nasıl büyüyeceğine karar vermek, birkaç kişinin tercihine değil, bilimsel verilere ve kamu yararına dayanmalıdır.
Bugün birçok belediyede imar kararlarının belediye başkanı ile imardan sorumlu yöneticinin dar karar alanına sıkışması, şehircilik açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır. Bir kentin kaderi iki kişinin imzasına, siyasi tercihlerine veya kişisel ilişkilerine bırakılmayacak kadar önemlidir. İmar, kişisel yetki alanı değil, toplumsal sorumluluk alanıdır.
Bu nedenle belediyelerde güçlü ve bağımsız çalışan kent planlama kadrolarına ihtiyaç vardır. Şehir plancısı, mimar, mühendis, sosyolog, çevre ve ulaşım uzmanı, afet bilimcisi ve diğer ilgili disiplinler birlikte çalışmalıdır. Çünkü kent yalnızca yapıdan ibaret değildir; kent aynı zamanda toplumdur. İnsanların yaşadığı mahalleler, ekonomik koşulları, göç hareketleri, çocukların ve gençlerin ihtiyaçları, yaşlıların yaşam koşulları ve sosyal ilişkileri planlamanın ayrılmaz parçalarıdır.
Kentleşmenin merkezine insanı ve yaşam hakkını koymadan yapılan hiçbir plan gerçek anlamda çağdaş değildir.
Kentsel dönüşüm konusunda da aynı anlayış geçerlidir. Dönüşüm, vatandaşın mahallesinden koparılması, mülkiyet değerlerinin yükseltilmesi veya rantın belirli kesimlere aktarılması anlamına gelmemelidir. Yerinde dönüşüm, insanı yerinden etmeden, bankalara borçlandırmadan, mülkiyet hakkını ve sosyal dokuyu koruyarak, daha güvenli ve sağlıklı yaşam alanları oluşturmayı amaçlamalıdır. Devletin ve belediyelerin görevi, dönüşümden ekonomik değer üretmekten önce vatandaşın güvenli ve onurlu yaşam hakkını korumaktır.
Kent hakkı da bütün yurttaşlar için eşit olmalıdır. Bir mahallenin modern altyapıya, parklara, kültür merkezlerine, spor alanlarına ve ulaşım olanaklarına sahip olması; başka bir mahallenin yıllarca temel hizmetlerden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaz. Sosyal ve mekânsal eşitsizlikler kader değildir. Belediyeciliğin görevi, kentteki eşitsizlikleri yeniden üretmek değil, azaltmaktır.
Kıyılarımızın ve yaylalarımızın karşı karşıya kaldığı yapılaşma baskısı da artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Kıyılar toplumun ortak alanıdır. Yaylalar, ormanlar, tarım toprakları, su havzaları ve doğal alanlar yalnızca bugün yaşayanların değil, gelecek kuşakların da hakkıdır.
Kentlerin geleceğini korumak için hukuki ve idari denetim mekanizmaları da güçlendirilmelidir. Kamu yararına aykırı, mevzuatı ihlal eden veya yetkinin kötüye kullanılmasına yol açan imar uygulamalarında etkili, caydırıcı ve hukuka uygun yaptırımlar uygulanmalıdır. Sorumluluk taşıyan yöneticiler için görevden alma dahil bütün hukuki mekanizmalar işletilebilmelidir.
Çünkü kamu görevi, kişisel ayrıcalık değil, topluma karşı verilmiş bir emanettir. Son operasyonlarda, belediye yönetimlerinin ne derece ahlaktan ve kent biliminden uzak olduklarını gördük. Sadece muhalefet belediyeleri değil, Melik Gökçek dönemini hatırladığımızda, bütün Türkiye’deki belediyelerin problemli olduğunu görüyoruz.
Ancak mesele yalnızca cezalandırmak değildir. Asıl mesele, yanlış kararların alınmasını engelleyecek şeffaf, bilimsel ve hesap verebilir bir kent yönetimi sistemi kurmaktır. Gelişmiş toplumlarda sistem doğru kurulunca yürütücülerin yanlış yapma durumu en aza indiriliyor.
Gerçek kalkınma; insanın güvenli yaşadığı, doğanın korunduğu, ulaşımın kolaylaştığı, kamusal alanların çoğaldığı ve kentte yaşayan herkesin hizmetlerden eşit yararlandığı bir yaşam düzeni kurmaktır.
Çünkü kent yalnızca bugün yaşayanların mülkü değildir. Kent, gelecek kuşaklara bırakacağımız ortak yaşam alanıdır.
Ve bir kentin gerçek sahibi, onu imar edenler değil; orada yaşayan bütün insanlardır.
Bedrettin GÜNDEŞ
UNCATEGORİZED
25 Eylül 2026DÜNYA
25 Eylül 2026MAGAZİN
25 Eylül 2026GÜNDEM
25 Eylül 2026DÜNYA
25 Eylül 2026DÜNYA
25 Eylül 2026GÜNDEM
25 Eylül 2026
1
THY, 2026 Skytrax Ödülleri’nde dünyanın en iyi 5’inci havayolu seçildi
11265 kez okundu
2
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7694 kez okundu
3
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6842 kez okundu
4
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6762 kez okundu
5
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6447 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.