Narenciye sektörünü adım adım öldürmek..
Narenciye sektörü, tarihin en zorlu ve en karmaşık sınavlarından geçerken, bahçede alın teri döken
üreticiden, ürünü uluslararası pazarlarla buluşturan ihracatçıya kadar herkes aynı sorunun yanıtını
arıyor: “Sektör üzerindeki bu karabulutlar ne zaman dağılacak?”
Daha da önemlisi “bu kriz sektör dibe vurmadan atlatılabilecek mi?”
Ne yazık ki tablo, sadece iç pazardaki sıkıntılarla sınırlı değil. Dünya küresel bir türbülansın
ortasındayken, Türkiye narenciye sektörü dış etkiler yanında içeriden de kimi darbelerle sarsılıyor…
Sektörün yaşaması için gerekli enerji ve girdi maliyetleri, Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik krizler ve
ABD’nin İran politikalarının tetiklediği petrol fırtınasıyla altından kalkılamaz boyutlara ulaştı.
Bugün 100 lirayı bulan mazot fiyatlarıyla üreticinin önüne koyulan ve daha da önemlisi en büyük
tedarikçi İran’ ın kapanması ardından dünya üre fiyatlarının iki katına çıkması büyüyen kriz faturasını
yeterince anlatıyor…
Üretim maliyetleri katlanarak artarken, dalındaki ürünü toplamaktan paketleme tesislerine taşımaya
kadar her adım bir maliyet uçurumuna dönüşüyor.
Türk üreticisi, dünya ile rekabet etmek bir yana, bahçesindeki ürünün maliyetini karşılamakta
zorlanıyor.
Maliyet baskısı yetmezmiş gibi, lojistik hattımızda da tarihi anlamda tıkanıklık yaşıyoruz.
Karadeniz’de sona ermesi bir yana gittikçe büyüyen Rusya-Ukrayna çatışmaları, Karadeniz’ deki ticari
gemilere saldırılar nedeniyle, narenciye ihracatımızın belkemiğini oluşturan başta Rusya olmak üzere
bu iki ana pazara erişilmesini de artık imkânsız hale getirmiş bulunuyor…
Son dönem ticari yük gemilerinin bombalanmasıyla sonuçlanan ölümcül saldırılar, Karadeniz’ deki
Rusya-Ukrayna limanlarına güvenle ulaşımı engellerken, bin bir emekle elde edilen iki pazarda da
lojistik koridor açma girişimleri akamete uğruyor…
Jeopolitik sorunlar yanında son günlerde ürünü değerlendirecek Türkiye’ deki ihracatçılar cephesinde
de depremden beter gelişmeler yaşanıyor…
Narenciye ihracatının lokomotifi konumunda olan önemli paylara sahip kim firmalara yönelik
başlatılan operasyonlar ve ardından yapılan tutuklamalar; tam da sezona girerken dalda alıcı
bekleyen narenciye sektörünü daha da büyük belirsizliklere sürüklerken derin kaygılara yol açtı…
Dışarıda onca riske karşı kendisine rota çizmeye çalışan ihracatçının yıllar süren emek ve çabayla
kazandığı dış pazarlardaki alıcıların, Türkiye’nin “tedarik sürekliliği” üzerinde duydukları kaygıları tam
da sezon açılırken daha da arttırıyor…
Sezon öncesi yapılması gereken dış bağlantılar aksıyor, daha da önemlisi yıllar süren çabalarla
kazanılan pazarların tek darbeyle kaybedilmesi ve tedarik anlamda soru işaretlerinin yoğunlaştığı bu
belirsizlik dönemi geri gelmesi hayli güç güvenin uçup gitmesiyle karanlık meçhule sürükleniyor…
İki önemli savaş cephesinin körüklediği maliyetler ve jeopolitik krizler aktüel anlamda öne çıksa da
Türkiye narenciye sektörünün radikal adımlar atılması gereken yapısal sorunları bundan ibaret değil…
Asıl derin yara, Türkiye’nin narenciye coğrafyasında her gün sessiz sedasız yaşanan yapısal bir trajedi:
Miras hukukuyla parçalanarak küçülen ve onca sorun yetmezmiş gibi kısa dönemli rant uğruna
betona kurban edilen narenciye bahçeleri.
Çukurova’nın odun diksen yeşerecek bereketli topraklarında yer alan bahçeler; bugün yüksek arsa
rantı, kontrolsüz kentleşme ve vahşi yapılaşma sonucu her gün biraz daha eriyor…
50 yıl öncesinin büyük bahçelerinin yerine bugün ya beton bloklar yükseliyor ya da mirasçılar arasında
bölüne bölüne gittikçe eriyen ve artık ticari anlamda üretim yapılmayacak kadar küçülmüş alanlara
dönüşüyor, ölçek ekonomisinden tamamen kopuk halde ölümü bekliyor…
Bugün herkes biliyor ki, bu boyutlardaki bahçelerle ne mekanizasyona geçebilirsiniz, ne teknolojik
sulama altyapısı kurabilirsiniz, ne de dünya devleriyle rekabet edebilirsiniz…
Türkiye’de üretim, küçük ve parçalı yapısı nedeniyle birikimli bir sermaye ve teknoloji yatırımı
üretemiyor. Bahçesini korumak için çırpınan çiftçi, yanı başındaki imar rantiyesinin cazip önerilerine
daha ne kadar direnebilir sorusunun yanıtı ise ne yazık ki, pek olumlu değil…
Peki, Türkiye üretici ve ihracatçısı onca sorunla baş etmeye çalışırken, rakip ülkeler ne yapıyor?
Soruyu tek cümleyle özetlemek mümkün; Türkiye narenciye sektörü gittikçe irtifa kaybederken, yakın
coğrafyamızda Mısır ve farklı iklim kuşağında yer alsa da pazarlarımızı ele geçirmeye başlayan Güney
Afrika tarihlerinin en büyük üretim atağına kalkmış durumda…
Mısır ve Güney Afrika’ nın bugünkü üretim verileri ve bu şahlanışa hangi yöntemlerle, stratejik
hamlelerle ulaştıkları sonraki makale konusu olsun…
UNCATEGORİZED
25 Eylül 2026DÜNYA
25 Eylül 2026MAGAZİN
25 Eylül 2026GÜNDEM
25 Eylül 2026DÜNYA
25 Eylül 2026DÜNYA
25 Eylül 2026GÜNDEM
25 Eylül 2026
1
THY, 2026 Skytrax Ödülleri’nde dünyanın en iyi 5’inci havayolu seçildi
11265 kez okundu
2
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7694 kez okundu
3
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6842 kez okundu
4
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6762 kez okundu
5
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6447 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.