3 Ekim 1897’de, Paris’te doğar. Dada akımının öncülerinden… Sonrasında da 20. yüzyılın en önemli şiir akımı olan “Sürrealizm”in kurucularından…
Kimden mi bahsediyorum dostlar? “Baha’nelere ne gerek; yine kim bu doğum günü çocuğu” dediğinizi duyar gibiyim. “Mutlu aşk yok ki” şiirinin sahibi, mesela “Le Paysan de Paris” adlı romanının gerçeküstücülüğün en güzel örneklerinden biri olarak gösterilen ve şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak 61 kitap yazan Louis Aragon tabi ki…
Şiirle ilgili bir soruya şöyle cevap verir bir röportajında: Şiir’in gizemi ezgidedir…
Ardından başlar şiirden bahsetmeye:
“Şiirden, fizik ya da marangozluktan söz eder gibi konuşan insanlar vardır ve bunlar; sözü aldıklarında, ’Bakın bu olmamış, bunun yetkinliğini kanıtlayacak hayâl gücü, bu işin üstesinden gelemiyor’ diye, ya da ‘Bu masa sallanıyor, üzerine dayanılmaz, üstüne bir çiçek vazosu bile konulmaz’ demekten öte gidemezler. Şiirden, büyü ya da dinden söz eder gibi konuşan insanlar vardır ve bunlar olsa olsa; gizemli olma gizemliliğin özünde dolaşırlar.”
Ne derin ifadeler değil mi? Tabi ki hissedene…
*****
19 yaşında annesinin ısrarıyla girdiği tıp fakültesinde 5 yıl okuduktan sonra okulu bıraktı. 1. Dünya Savaşı’nda orduya çağırıldı. Orada aldığı tıp eğitimi sayesinde 2. dereceden doktorluk yaptı. Savaştan döndükten sonra edebiyat çevresinin içinde buldu kendini. Renk ahenk kravatları, nükteli ve küstah konuşmalarıyla dönemin tipik züppelerinden biri olarak görülen Louis Aragon; kendisiyle aynı özelliklere sahip arkadaşlarıyla sürdürdükleri bohem hayat o yıllarda kurulmuş. Bu durum, Fransız Komünist Partisi’ne kabul edilmemelerine neden oldu.
Hep birlikte gerçekleştirdikleri mücadeleleri sonucunda Komünist Parti’ye üye olurlar. O dönem sevgilisi olan Nancy Cunard’ın bir caz piyanisti yüzünden kendisini terk etmesi nedeniyle aşırı dozda ilaç içerek intihar etmeye kalktı. Fakat ölmedi… Daha yaşayacağı günler ve yazacağı yazılar, şiirler vardı. 1928 yılında Rus yazar Elsa Triolet ile tanıştıktan sonra geri kalan hayatı boyunca hep O’nun için şiirler yazacağını düşünüyordu. Triolet ve Aragon Fransız anti-faşist hareketinde görev aldılar. Evlendiler… 42 yaşındayken, İkinci Dünya Savaşı’na, işçilerden oluşan büyük bir grupla yeniden cepheye gitti. Almanlara esir düştüyse de kaçmayı başararak canını kurtardığında ikinci kez savaş madalyasıyla ödüllendirildi. Savaş sonrası şiirleri artık elden ele dolaşıyordu. Artık bir efsaneye dönüşmüş olan aşkını da ölümsüzleştiriyordu şiirlerinde. Ve savaşla, devrimle, direnişle yanan zihinleri de aşkla aydınlatıyordu.
Aslında Louis ve Elsa mutlu aşkı temsil ediyorlardı. Yani herkes böyle zannediyordu. 42 yıl evli kaldılar. Gerçeği anlamak için de sadece birlikte oldukları zamana değil, sonrasına da bakmak gerekiyormuş demek. Ki, bu en büyük dramlardan biridir dostlar… Boşuna dememiştir Aragon, “Mutlu Aşk Yoktur” diye…
İşte buraya dikkat!!! Aragon, eşi Elsa kalp krizinden öldükten sonra çekmecelerini boşaltırken bir liste bulur. Aragon’un tanımadığı kişilerin olduğu listede; ya Elsa’ya âşık olan erkeklerin adları yazılıdır, ya da Elsa’nın birlikte olduğu erkeklerin… Kim bilir?
Aragon ki; büyük şair-yazın insanı, hayatı ülkesi ve inandığı değerler için siyasi mücadelelerle geçmiş cesur bir adam. Halkının taptığı bir kahraman… İşte o Aragon, Elsa’ya sırılsıklam âşık Aragon, O’ndan başka hiç kimseyi düşünmeyen ve Elsa’ya sevgisini, geleceğini, benliğini veren Aragon; o listeyi bulduğu andan itibaren, hayatının sonuna kadar Elsa’nın kendisini aldattığına inanır. Tekrarlıyorum dostlar: Bu, büyük bir dramdır…
MUTLU AŞK YOK Kİ DÜNYADA
İnsan her şeyi elinde tutamaz hiçbir zaman.
Ne gücünü, ne güçsüzlüğünü, ne de yüreğini.
Ve açtım derken kollarını, bir haç olur gölgesi.
Ve sarıldım derken mutluluğuna, parçalar o şeyi.
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an.
Mutlu aşk yoktur…”
*****
Ne dersiniz dostlar? Farklı farklı düşünenleriniz illa ki çıkacak ama eğer şiirlerde yazdığı ya da dostlarının tanık olduğu kadar mutlu bir aşk yaşamış olsalardı, Aragon o listeyi bulduğunda yıkılmaz, aksine güler geçerdi. Zor olan kısım; ölen birinin arkasından, ona doğruları soramadığı için kafanda soru işaretleriyle kalakalmak. Hem de ömrünün sonuna kadar…
Zaten Elsa’nın günlüğünün sonunda yazan şu cümle her şeyi açıklamıyor mu? “Herkes beni sevsin, bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum.”
Defterdeki o isim listesini bulmasının ardından Aragon’da çok radikal değişiklikler gözlenmeye başlanır. Aragon, o koyu renkli ciddi takımlarını bir kenara bırakıp; gösterişli kıyafetleri, sarı çizmeleri, göz alıcı trençkotları, kovboy şapkasını andıran şapkaları ve uzun saçlarıyla yepyeni biri olmuştur artık. Bu O’ndaki değişikliğin görünen kısmıdır. Ya görünmeyen ya da tam olarak fark edilmeyen kısmı ne diye soracak olursanız: Görünmemesi için çaba da sarf etmiyordu gerçi. Louis Aragon’un cinsel tercihleri bile değişmiştir.
Elsa’nın ölümünden sonra 12 yıl daha yaşayabilir şu garip dünyada Louis Aragon… 24 Aralık 1982’de, 85 yaşında, Paris’te hayata gözlerini yumar. Ölümünün ardından Fransız hükûmet yetkilileri, Louis Aragon’un Elsa’ya olan aşkına duydukları saygıyla özel bir yasa çıkartırlar. Ve yan yana yatmaya başlarlar aynı bahçede, mezarlarında, ebedi istirahatgâhlarında…
Orada var mıdır ‘mutlu aşk’, bilemem… Ve uzanırlar sonsuzluğa… Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla…
BAHA AKINER
UNCATEGORİZED
10 Ekim 2026DÜNYA
10 Ekim 2026MAGAZİN
10 Ekim 2026GÜNDEM
10 Ekim 2026DÜNYA
10 Ekim 2026DÜNYA
10 Ekim 2026GÜNDEM
10 Ekim 2026
1
THY, 2026 Skytrax Ödülleri’nde dünyanın en iyi 5’inci havayolu seçildi
11279 kez okundu
2
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7699 kez okundu
3
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6849 kez okundu
4
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6767 kez okundu
5
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6453 kez okundu