Renkleri Duyup Sesleri Tadabilir Misiniz?/ Sinestezi Dünyası

Renkleri Duyup Sesleri Tadabilir Misiniz?/ Sinestezi Dünyası

ABONE OL
Nisan 2, 2026 14:53
Renkleri Duyup Sesleri Tadabilir Misiniz?/ Sinestezi Dünyası
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Birisi size gelip pop müzik dinlerken meyve salatası tadını ağzında hissettiğini ya da Perşembe gününün turuncu renk olduğunu söylese ne düşünürdünüz? Garip biri olduğunu mu?

Kulağa oldukça enteresan geliyor değil mi? Ama bu durum gerçekten var ve toplumda görülme sıklığı pek de az değil. Yaşanan durumun adı ise “Sinestezi”.

Sinestezi kelimesi Yunancadaki sin, yani “birlikte” ile aisthesis “his/duygu” kelimelerinden türetilmiş ve şimdiki kullanımı olan sinestezi olarak günümüzde geçiyor. 19. yüzyılın ortalarına kadar bu duruma “renkli işitme” adı verilmiş. İlk tıbbi tanımını yapan kişi ise 1812 tarihli tezinde yer veren “Georg Tobias Ludwig Sachs”. Ancak terimi modern psikoloji literatüründe popüler hale getiren ve bilimsel bir kategori olarak yerleşmesini sağlayan kişi Amerikalı psikolog Mary Whiton Calkins.

Peki nedir bu sinestezi?

Sinestezi, beyinde algılanan duyusal bilgilerin, birden fazla ilgisiz duyuyu aktive etmesi sonucu ortaya çıkan duruma deniyor. Şöyle ki;

Beynimiz, etrafımızda neler olup bittiğini anlamak için beş ana duyumuzu kullanır. Görme, dokunma, duyma, koku alma ve tatma. Bu duyulardan algıladıklarını işlemek ve analiz etmek için beynin belli alanlarına sinyaller gönderir. Amaç; ilk olarak hissettiğimiz şeyin bize iyi gelip gelmediğini ve karşılaştığımız nesne ya da durumun ne olduğunu tanımlamaktır. Bu çıktılar sayesinde dokunduğumuz, gördüğümüz, ya da tattığımız şeyin ne olduğunu anlamlandırırız.

Sinestetler için işler bu noktada biraz karmaşıklaşıyor. Mesela, duyduğu bir notanın ona hissettirdiği duyular arasında, sanki belirli bir rengi görmüş gibi sinyaller de vermeye başlıyor. O notayı her duyduğunda aynı rengi gördüğünü hissediyor. Ya da çarşamba günü dendiğinde sivri şekiller beliriyor zihninde. Kısaca renkleri duyuyor, sesleri tadıyor ve şekilleri hissediyorlar.

Kaç çeşidi olabilir ki?

Sinestezinin en çok genler yoluyla aktarıldığı ve nüfusun %4,4 ‘ünde görüldüğü belirlenebilmiş. Günümüzde bilinen 60 çeşidi olduğu düşünülüyor. Ses-renk, renk-tat, yazı-renk, şekil-ses, ses-doku, şekil-sayı, harf-renk gibi çeşitleri çoğaltılabiliyor. Sinestezinin daha ilginç çeşitleri de var. Mesela;

Mirror touch (Ayna dokunma) Başkasına dokunulduğunda kendisine dokunuluyormuş gibi hissetme yeteneği ve yüksek oranda empati kurma. Bu sinestezinin en nadir bulunan türlerinden biri. Karşısındaki kişinin sağ yanağına dokunulduğunu gördüklerinde, bu hissi genellikle kendi sol yanağında (ayna görüntüsü gibi) hissedebiliyorlar ya da kişinin yaşadığı duygu durumunu kendisi yaşıyormuş gibi algılayabiliyor.

Bir diğeri ise; Spatial-Sequence (Mekânsal-Sıralı Sinestezi) Sinestezinin en yaygın ve büyüleyici türlerinden biri. Bu durumu yaşayan kişiler sayıları, haftanın günlerini, ayları veya yılları zihinlerinde boşlukta belirli bir dizilimde, sanki önlerinde fiziksel bir harita varmış gibi görüyorlar. Bu deneyime sahip kişiler için zaman veya sayılar sadece soyut kavramlar değil. Resmen zihinlerinde üç boyutlu bir mimariye sahipler. Mesela “Aralık” ayı her zaman sağ omuzlarının arkasında, “Temmuz” ise 2 metre önlerinde duruyor olabilir. Bu kategori, sıklıkla harf, sayı veya takvim zamanları için etkili. Bu sebeple zamanla ilgili planlamaları bu görsel harita üzerinden yaptıkları için tarihleri daha kolay hatırlayabildikleri kanıtlanmış.

Ayrıca Mekansal-sıralı sinesteziye sahip kişilerin, müzik gamları gibi nota sıralarını hatırlamada sinestezik olmayanlara göre çok daha kolay kavrayabildiği görülmüş. Müzik öğrenirken bir melodiyi ezberlemek, onlar için zihindeki bir yolu yürümek gibi algılanıyormuş. Bir enstrüman çalarken ise; “nota yerlerini” ezberlemek yerine “mekânsal koordinatları” hatırlayarak öğreniyorlarmış. Kim böyle bir yeteneği istemez ki!

Sanat ve Bilim Dünyasında Sinestezi

Yaşanan bu enteresan durumu en verimli şekilde kullananlar ise sanatçılar ve bilim insanları. Hissettikleri her türlü duygu, his ve zihinlerinde canlanan temaları resimlerine, müziğine yansıtan sanatçılar veya buluşlarıyla çığır açan bilim insanları, hepimizin farklı bir perspektiften bakmasına, sıradanlıktan çıkıp yeniliğe geçmemize vesile oluyor.

Evrenin sırrı Fizik ve Müziğin içinde saklı!

“Her nota, üst tonlarla (harmoniklerle) bir “çoklu frekans birleşimidir. Bu birleşim, nota tınısını belirler ve vektörel olarak analiz edilebilir.”

Bu sözün sahibi; En zor matematiksel hesaplamaları, fiziği ve karmaşık bilimsel kavramları müzikle ifade edebilen ve herkesin anlayabileceği dile çeviren; Richard Feynman (1918-1988).

Feynman, bir fizikçi olarak tanınmış olsa da müzik-matematik ve sinestezi onun için aynı düzlemde ve hatta içiçe geçmiş şekilde ilerliyormuş. Müzik ve matematik arasındaki bağlantı, onu sanatsal yaratımlarında da etkileyen unsurlardan biriymiş. Matematiksel düşüncelerini ve bilimsel teorilerini, müzikle, renkler ve imgelerle çok daha iyi kavrayabildiğinden bahsetmiş kitabında. Örneğin π (pi) sayısı onun için yumuşak pembe, √2 ise parlak sarı-turuncu bir renk olarak görünüyormuş. Newton yasalarını ise “bir masa üstünde kayan renkli bloklar” gibi düşünerek açıklıyormuş. (Şekil-renk sinestezisi) Derslerini de bu müzik ve renk birleşimini kullanarak yaptığı için bölümün en rağbet gören öğretmeniymiş.

Bir sanatçı arkadaşının “Bilim bir çiçeğin veya bir şarkının güzelliğini bozar” demesine Feynman şu muhteşem yanıtı vermiş;

“Bir şarkının estetik güzelliğini ben de görebiliyorum. Ama bilim insanı olarak o sesin içindeki frekansları, havadaki basınç değişimlerini ve bu titreşimlerin kulak zarımdan beynime nasıl bir elektrik sinyali olarak gittiğini de görebiliyorum. Bu bilgi, müziğin gizemini bozmaz; aksine ona olan hayranlığımı katbekat artırır.”

Bongo Davulu ve Müzikal Şekiller

Feynman, müzisyen arkadaşlarının tanımına göre neredeyse profesyonel denebilecek seviyede “Bongo Davulu” (Güney Amerika ve Afrika’ya özgü bir enstrüman) çalması ve ritim tutkusuyla da ün yapmış bir bilim insanı. Müzik onun hayatında her zaman duygusal, yaratıcı ve hatta bilimsel düşünme biçimiyle iç içe geçmiş bir mekanizma halini almış. Sahip olduğu sinestezi yeteneği ise pastadaki krema gibi lezzeti doruğa çıkartmış. Sözleri bunu net bir şekilde anlatıyor;

“Bongo çalarken zaman farklı işler. Ritim, zihni dinlendirir ama aynı zamanda odaklar bu yüzden müzik bir oyun değil, düşünmenin farklı bir şeklidir. Ritmik yapılar beynimde “renkli patlamalar” gibi görünür ve belli perküsyon vuruşları şekil ve renklere dönüşür”.

Kısaca Feynman, sinestezisi sayesinde yaşadığı duyusal eşlemeleri ve soyut matematiksel kavramları bir araya getirerek hem kendini geliştirmiş hem de bilim camiasına büyük katkılarda bulunmuş. Fiziği ve matematiği bu şekilde anlatan bir öğretmenim olsaydı ben de bu konuları severek okur ve anlardım yüksek ihtimalle.

Duyular Arası Bir Deneyim!

Sinestezisini üretimlerine yansıtan bir başka isimse müzisyen ve 20. yy. bestecilerinden Olivier Messiaen (1908–1992).

Messiaen ’in yaratım süreci, sinestezi, dini mistisizm, doğa gözlemi (özellikle kuş sesleri) ve ritmik-arkeolojik ilhamların eşsiz bir bileşimi. Onun besteciliği sadece nota yazmak değil; duyular arası bir deneyimi armonik-ritmik bir yapıya dönüştürme sanatı.

Her Melodi Bir Renk..

Messiaen’in en belirgin yaratıcı özelliği, harmonilerin gözünde renkli imgeler oluşturmasıymış. Bu algıyı şu sözle açıklamış; “Müziği duyduğumda yalnızca sesleri değil, aynı anda belirli bir renk ve ışık kombinasyonunu da görürüm. Ve bu renkler sabittir, zamanla değişmez.”

Bu sinestezik algı onun zamanla armoni kuramında da radikal bir değişime yol açmış. Akorlar sadece ses kombinasyonları değil, görsel titreşimler haline gelmiş ve her armonik yapıyı bir renk “paleti” gibi kullanmaya başlamış. Belirli akorların, tınıların veya melodi çizgilerinin gözlerinde belirli renkleri uyandırdığını tekrarlıyormuş sıklıkla. Mesela Do majör = açık altın sarısı, Fa# minör = koyu mavi-mor gibi. Bu yüzden, eserlerini “renkli ses blokları” olarak düşünmek yanlış olmaz.

Müziğin En Saf Hali; Kuş Sesleri

Messiaen, doğadaki kuş seslerini Tanrı’nın dili ve ilahi doğal melodiler olarak görüyormuş. Yaratım sürecinde ormana gider, kuşların ötüşünü dinleyerek sembollerle not alırmış. (Ses-Şekil sinestezisi) Daha sonra bu sembolleri piyano ve orkestra için melodik yapılara dönüştürerek bestelerini oluştururmuş. Mesela; “Catalogue d’Oiseaux” (Kuşlar Kataloğu) gibi eserlerinde gerçek kuş ötüşlerini transkribe ederek piyanoya uyarlamış. Çünkü Messiaen’e göre kuş sesleri müziğin en saf haliymiş.

Ses-renk, ses-şekil sinestezisini sanatında kullanan ünlü isimlerde biri de ressam Vasily Kandinsky (1866-1944).

Hukuk Kariyerini Bıraktıracak Bir Dönüm Noktası!

Kandinsky sinestezisiyle ilerleyen yaşlarında gerçek manada tanışmış. Tüm hayatını etkileyen, hukuk kariyerinden vazgeçerek sanata yönelmesini sağlayan bu dönüm noktası ise 1896 yılında gerçekleşmiş.

Moskova’da Richard Wagner’ın “Lohengrin” operasını ilk kez dinlediği sırada, gözlerinin önünde her enstrümanla şekillenen bir görsel şölen yaşaması onu önce korku ve şaşkınlık arasında bırakıp ardından büyüleyerek derinden etkilemiş. Bu harika deneyimin ardından kariyerinden vazgeçerek Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim okumaya başlamış. Daha sonra hayatını değiştiren bu deneyimi; “Ruhumdaki tüm renkleri gözlerimin önünde gördüm. Vahşi, neredeyse çılgın çizgiler önümde çizildi.” şeklinde anlatmış.

Ruhta Yaratılan Titreşimler

Kandinsky, renkleri ses ve müzikle ilişkilendiren bir sinesteziye sahipti. Bu ona farklı duyuları birleştirerek anlamlı şekilde ifade edebilme yeteneğini sağlamış. Müzikle derin bir bağlantı kurarak renklerin duygusal bir etki yaratma kapasitesini anlamış ve bunu resimlerinde kullanmış. Sanatını geometrik formlar, keskin çizgiler ve dönme hareketleri gibi öğelerle bir müzikal çeşitliliğe dönüştürmesi en dikkat çekici ve bilinen özelliği. Onun için renkler, insanın içsel ruh halini ifade edebilecek kadar güçlü bir etken ve evrensel bir dil. Öyle ki, her sabah uyandığında, gözlerinde bir renk patlaması yaşar ve o günkü duygusal halini renkler üzerinden algılayıp değerlendirirmiş.

“Ruh çok telli bir piyanodur, renklerse klavyedir. Sanatçı, ruhta titreşimler yaratmak için çalan eldir”

Son Söz

Müzikal bir deneyim sonrasında yaşanılan büyük değişim, insanın hayatını bambaşka noktalara götürebiliyormuş. Kandinsky iyi ki hukuk kariyerini bırakıp onu etkileyen şeyin peşinden gitmiş ve ressam olmuş. Günümüze kadar gelen yapıtları ne kadar güzel işler başardığının en büyük kanıtı. Feynman ise sahip olduğu sinesteziyi farklı açılardan geliştirerek bilimin güzelliğini birçok kişiye sevdirmeyi başarmış. Sanatın, öyle ya da böyle en derinimize nüfuz edebilecek bir gücü var. Özellikle de müziğin.

Sinestezi, bazen zor yönleri olsa da özenilebilecek seviyede bir yetenek. Sanatçıların, bilim insanlarının yaratıcılıklarını, ifade biçimlerini derinden etkileyen, benzersiz ve zengin bir deneyim. Buna sahip bireyler için çoğunlukla da avantajlı. Bir gün benzer deneyimler sizin de başınıza gelebilir ve belki de geldi.

Kim bilir belki siz de bir sinestetsinizdir…?

Asena Güvel  6 Mar 2026

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.