Sosyal Demokratlığın Ölçütü…
Siyaset yalnızca iktidarı kazanma sanatı değildir. Siyaset, aynı zamanda insanın, toplumun ve ülkenin geleceğine karşı taşıdığı ahlaki sorumluluktur.
Bu nedenle kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan hiçbir siyasal yapı, yalnızca seçimlerde aldığı oyla, yaptığı hizmetlerle ya da kullandığı sloganlarla sosyal demokratlığını kanıtlayamaz.
Almanya’da aşırı sağın ve ırkçı siyasetin yükselişi üzerine yapılan özeleştiriler bu açıdan yalnızca Almanya’nın değil, bütün demokratik toplumların üzerinde düşünmesi gereken bir gerçeği ortaya koymaktadır. Cem Özdemir’in AfD’nin yükselişi sonrasında hükümetin de sorumluluğuna dikkat çekmesi, siyasetin önemli bir ilkesini hatırlatmaktadır.
Bir toplumda tehlikeli siyasal eğilimler güçleniyorsa, yalnızca karşı tarafı suçlamak yetmez; demokratik güçlerin de kendi politikalarını, hatalarını ve toplumla kurdukları ilişkiyi sorgulaması gerekir.
Çünkü halkın umudunu kaybettiği yerde yalnızca muhalefet zayıflamaz; demokrasi de zayıflar.
Bugün Türkiye’de sosyal demokrat olduğunu söyleyen siyasal yapıların da bu gerçek üzerinden ciddi bir yüzleşmeye ihtiyacı vardır. Sosyal demokratlık, bir etiket değildir. Bir parti programında yazan birkaç kavramdan, seçim dönemlerinde kullanılan birkaç slogandan veya tarihsel bir mirastan ibaret değildir.
Sosyal demokrat olmak; insan haklarını savunmayı, hukukun üstünlüğünü içselleştirmeyi, adaleti yalnızca kendisi için değil herkes için istemeyi, özgürlüğü rakibine de tanımayı, emeğin hakkını korumayı, yoksulluğu kader olmaktan çıkarmayı ve kamusal sorumluluğu kişisel çıkarların üzerinde tutmayı gerektirir.
Bugün CHP ve Yeni Parti’nin yaptığı gibi alan kapma yarışından çok halkın istem ve taleplerini öncelemesi gerektiğidir.
Daha da önemlisi, sosyal demokrat bir siyasal yapı önce kendi içinde demokratik olmak zorundadır.
Kendi örgütünde liyakati yok sayan, farklı düşünceyi tehdit olarak gören, eleştiriyi düşmanlık kabul eden, dar bir çevrenin çıkarlarını toplumun çıkarlarının önüne koyan, makamı ve belediyeyi kişisel nüfuz alanına dönüştüren bir anlayışın toplum karşısında sosyal demokrasi iddiasında bulunması ciddi bir çelişkidir.
Siyasetin en büyük yozlaşmalarından biri, savunduğu değerlerle kendi uygulamaları arasındaki uçurumdur. Adaletten söz edip kendi çevresine ayrıcalık tanımak, yolsuzlukla mücadele söylemi kullanıp kamu kaynaklarının denetimsizliğine göz yummak, demokrasi demekle birlikte örgüt içinde farklı sesleri susturmak, halkçılığı savunurken halktan kopmak, eşitlikten bahsederken makam ve güç ilişkileri üzerinden yeni ayrıcalık alanları yaratmak, sosyal demokratlığın özüyle bağdaşmaz.
Burada yapılması gereken, yanlışları yalnızca karşı tarafta aramak değildir.
Asıl mesele, kendine sosyal demokrat diyenlerin, “kendine bakabilme cesaretidir.”
Halk ekonomik olarak ağır bir yükün altında ezilirken; emekli geçim mücadelesi verirken, gençler geleceklerini başka ülkelerde ararken, esnaf ve sanayici ekonomik belirsizlik içerisinde ayakta kalmaya çalışırken, toplum adalet ve güven duygusunu yeniden ararken siyasetçilerin birbirleriyle makam, alan ve güç paylaşımı üzerinden mücadele etmesi kabul edilebilir değildir.
Halkın derdi iş, aş, adalet ve gelecektir. Halk, hangi siyasetçinin hangi makamı alacağını değil; çocuğunun nasıl bir ülkede yaşayacağını bilmek istemektedir.
Bu nedenle sosyal demokrat siyasetin kendisine şu soruyu sorması gerekir: Biz gerçekten halkın sorunlarını mı konuşuyoruz, yoksa halkın sorunlarını kendi siyasal hesaplarımız için mi kullanıyoruz?
Özellikle belediyeler açısından bu mesele çok daha hassastır. Belediye, herhangi bir siyasetçinin şahsi mülkü, kişisel nüfuz alanı veya parti içi iktidar mücadelesinin arenası değildir. Belediye, halkın vergileriyle oluşturulan kamusal bir emanettir. Belediye başkanı ise bu emanetin sahibini değil, sorumlusunu temsil eder. Ahlaksal değerlerin yerle bir olduğu bir alan değildir.
Dolayısıyla belediyelerde liyakat, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu yararı tartışma konusu bile olmamalıdır.
Hangi partiye mensup olursa olsun, hakkında yolsuzluk veya başka ağır suçlamalar bulunan herkes hukuk önünde hesap vermelidir. Sosyal demokrasinin ahlaki ölçüsü budur.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, birbirini tüketen, birbirinin ayağını kaydırmaya çalışan, kişisel hesaplarla hareket eden, dar grupçuluk üzerinden siyaset üreten yeni bir siyasal anlayış değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; yeniden güven veren, temiz siyaset üreten, halkın gündemini merkeze alan ve kendi içindeki yanlışları açıkça tartışabilen bir demokratik siyaset anlayışıdır.
Gerçek sosyal demokratlar, önce kendi evlerinin kapısını açmalıdır. Örgütlerinde demokrasi olmalıdır. Liyakat esas alınmalıdır. Kadınlar, gençler, emekçiler, farklı kimlikler ve farklı düşünceler yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmamalıdır.
Çünkü halk artık yalnızca güzel konuşan siyasetçi istemiyor. Söylediğiyle yaptığı birbirini tutan siyasetçi istiyor. Halk artık yalnızca rakibini eleştiren değil, gerektiğinde kendisini de eleştirebilen siyasetçi istiyor. Halk, makam uğruna birbirine düşenleri değil; ülkenin geleceği için birlikte çalışabilenleri görmek istiyor.
Almanya’da aşırı sağın yükselişi karşısında yapılan özeleştiri bize önemli bir ders veriyor: Demokratik siyaset kendi eksiklerini görmez, toplumdaki huzursuzluğu anlamaz ve halkın gerçek sorunlarına çözüm üretemezse, ortaya çıkan boşluğu popülizm, ırkçılık, otoriterlik ve ayrımcılık doldurur tabi.
Sosyal demokratlar kendi içlerindeki yozlaşmayı görmezden gelirlerse, halkın adalet ve demokrasi beklentisini taşıyamazlarsa, kişisel iktidar hesaplarını toplumsal mücadelelerin önüne koyarlarsa, en büyük kayıp yalnızca bir partiye ait olmaz. Demokrasinin kendisi kaybeder.
Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey yeni ayrışmalardan önce yeni bir siyasal ahlaktır. Daha fazla makam değil, daha fazla sorumluluktur. Daha fazla kişisel hesap değil, daha fazla kamu yararı.
Çünkü sosyal demokratlık, başkalarını değiştirmeden önce kendini değiştirebilme cesaretidir.
Bedrettin GÜNDEŞ
UNCATEGORİZED
11 Eylül 2026DÜNYA
11 Eylül 2026MAGAZİN
11 Eylül 2026GÜNDEM
11 Eylül 2026DÜNYA
11 Eylül 2026DÜNYA
11 Eylül 2026GÜNDEM
11 Eylül 2026
1
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7685 kez okundu
2
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6834 kez okundu
3
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6760 kez okundu
4
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6440 kez okundu
5
ŞEREF’Lİ İKİNCİLİK…
5761 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.