BİLGİ ÜNİVERSİTESİ YAŞATILMALIYDI, KAPATILDI.

BİLGİ ÜNİVERSİTESİ YAŞATILMALIYDI, KAPATILDI.

ABONE OL
Mayıs 22, 2026 10:10
BİLGİ ÜNİVERSİTESİ YAŞATILMALIYDI, KAPATILDI.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BİLGİ ÜNİVERSİTESİ YAŞATILMALIYDI, KAPATILDI.

Türkiye’de bazı kurumlar vardır; yalnızca bina değildir, yalnızca tabela değildir.

Bir dönemin ruhunu, düşünce biçimini, cesaretini temsil ederler. İstanbul Bilgi Üniversitesi de uzun yıllar boyunca tam olarak böyle bir yerdi.

Can Holding soruşturması kapsamında kayyım atanan ve kapatılma sürecine giren üniversitenin öğrencilerinin ve akademisyenlerinin devlet üniversitelerine aktarılacağı konuşuluyor.

Teknik olarak bir çözüm bulunacaktır elbette.

Gençler eğitim hayatına devam eder, akademisyenler başka kurumlara geçer, binalar başka tabelalar taşır.

Türkiye daha önce de benzer süreçleri yaşadı. İlk günlerde yükselen tepkiler zamanla azalır, dosyalar kapanır, gündem değişir.
Ama asıl mesele hiçbir zaman yalnızca hukuki ya da idari olmadı.

Bilgi Üniversitesi, Türkiye’de farklı bir akademik iklimin mümkün olabileceğini göstermeye çalışan bir projeydi. Sol liberal kültürün etkisinin hissedildiği, akademisyen inisiyatifiyle doğmuş, klasik üniversite kalıplarını kırmayı hedefleyen bir yapıydı. İlk kurulduğu yıllarda Kuştepe’de mahalle kültürüyle üniversite yaşamını yan yana getirebilmiş olması bile başlı başına sembolik bir adımdı.

Roman vatandaşlarla öğrencilerin aynı sokakta, aynı gündelik hayatın içinde buluşması Türkiye’de alışılmış bir üniversite modeli değildi.

Sadece bulunduğu yer değil, konuşulan konular da farklıydı.
Türkiye’de üniversitelerin birbirine benzediği, herkesin aynı dili konuştuğu dönemlerde Bilgi Üniversitesi daha özgür, daha cesur bir alan açmaya çalıştı.

Başörtüsü yasakları döneminde aldığı tavır, dönemin baskıcı atmosferinde önemli bir kırılmaydı. Daha sonra Santral İstanbul kampüsüyle birlikte yalnızca akademik değil, kültürel bir merkez haline geldi. Festivaller, sergiler, sanat etkinlikleri, müzesi, resim koleksiyonları…

Kampüs yaşayan bir kültür alanıydı.
Belki de bu yüzden birçok insan için bir üniversiteden fazlasıydı.

Evet, yıllar içinde yönetimler değişti. Sahiplik yapıları değişti. İlk kuruluş ruhu aşındı. Kurumsal yapı yıprandı, idari problemler büyüdü. Ancak buna rağmen içeride hala o eski aidiyeti taşıyan akademisyenler, öğrenciler ve mezunlar vardı. Kurumu ayakta tutmaya çalışan şey biraz da buydu: hafızası.

Bugün geriye dönüp bakınca insan şu soruyu sormadan edemiyor:
Bir kurumu kapatmak gerçekten en doğru çözüm müydü?

Çünkü bazı yapılar vardır; cezalandırılarak değil, rehabilite edilerek kurtarılabilir. Yeniden yapılandırılabilir. Nefes verilerek ayağa kaldırılabilir. Bilgi Üniversitesi de belki böyle bir şansı hak ediyordu. Onu tamamen dağıtmak yerine, ilk vizyonuna yaklaştıracak bir dönüşüm modeli kurulabilir miydi?

Belki de asıl kayıp burada.
Çünkü Türkiye’de bina yapmak kolaydır. Kampüs kurulur, tabela asılır, bütçe bulunur. Ama kurum kültürü oluşturmak onlarca yıl ister. Özgün bir akademik iklim yaratmak kolay değildir. Hele ki farklı düşüncelerin bir arada yaşayabildiği bir üniversite modeli inşa etmek bugün çok daha zordur.

Bu yüzden mesele yalnızca bir üniversitenin kapanması değil.
Mesele, Türkiye’nin farklı olana yaşama alanı bırakıp bırakmadığıdır.

Şimdi benzer kaygılar başka eğitim kurumları için de konuşuluyor. Örneğin Doğa Koleji hakkında da “Acaba benzer bir süreç yaşanır mı?” soruları soruluyor. Belki yaşanır, belki yaşanmaz. Ancak eğitim kurumlarının yalnızca ticari yapılar olarak görülmesi, ülkenin akademik ve kültürel geleceği açısından ciddi bir risk taşıyor.

Çünkü üniversiteler sadece diploma veren yerler değildir.
Onlar aynı zamanda bir ülkenin hafızasıdır.

Ve bazı hafızalar kaybolduğunda, geriye yalnızca sessizlik kalır.

Ufuk Cavlı
Gazeteci Yazar

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk