Ekonomide ‘Cambaza Bak’ halleri ve kaçınılmaz son: Duvara toslamak…
Türkiye’de hiçbir şey yapmasanız, ekonomiye hiçbir müdahalede bulunmasanız bile; ülke ekonomisi
kendi doğal dinamikleriyle bugünden çok daha iyi bir durumda olurdu. Maalesef, son yıllarda
uygulanan birbirine zıt politikalar dizisi, ülkeyi rantiye dışında her kesim için yaşanılamaz bir noktaya
taşıdı.
Politika değişiklikleri sonucu asıl bedeli ödeyenler kimler mi? sorusuna gelin birlikte yanıt arayalım…
“Nas” diyerek politika faizini %9’lara çekerken enflasyonu %70’lere zıplatan; yüz milyarlarca doları
arka kapı yöntemleriyle yakarak birilerinin cebine aktaran bu yönetim anlayışı, bugün duvara tosladı.
Hatırlayalım:
Seçim öncesi dövizi baskılayarak 18 TL’de tutan,
2023 Mayıs seçimlerinin hemen ardından aynı dövizi patlatarak doları 28 TL’ye çıkaran,
Haziran 2023’te %8,5 olan faizi, “rasyonel politikalara dönüş” iddiasıyla Mart 2024’te %50’ye fırlatan
yine aynı iktidar ve iktidarın ekonomi yönetimleriydi…
Tüm bu zikzakların bedeli; sabit gelirliye, dar gelirliye ve emekliye ödetildi. Kaynaklar ise rantiye
kesimine aktarıldı.
Üstelik bu yıkımı sanki kendileri yapmamış, önceki yönetimlerden enkaz devralmışlar gibi davranarak
üç yıldır sanayiciden asgari ücretliye kadar herkesi inleten bir algı yönetimi yürütüyorlar.
Enflasyon Tahminleriyle hangi kesimler nasıl ezildi sorusu burada öne çıkıyor…
Ekonomiyi yöneten akıl, enflasyonun %16 olacağı tahminiyle emekli ve asgari ücretli zamlarını bu
beklentiye hapsetmişti.
Bugün ise savaş gerekçesiyle bu tahmin %26’ya çıkarıldı.
Çok daha ürpertici tabloyu gösteren ENAG verilerini bir kenara bıraksak bile, Merkez Bankası’nın
bugün itiraf etmek zorunda kaldığı o en az 10 puanlık farkı, asgari ücretlinin ve emeklinin cebine kim,
nasıl koyacak? Daha da önemlisi koymayı göze alabilir mi?
Ve bu yoksullaşmayı derinleştiren kaybın telafisi mümkün mü?
Haziran 2023’te direksiyona geçen Mehmet Şimşek ve ekibi, aradan geçen süreye rağmen güven tesis
edebildi mi?
Etseydi baskılanan dövize karşı dünyanın en yüksek faizini ödemek zorunda kalınmazdı…
Bugün Türkiye, 4 yıl sonrası için bile ancak %42 faizle borçlanabiliyor. Enflasyonu 2027’de %15’e
çekme vaadinde bulunanların, 4 yıl sonrası için bu kadar yüksek faizle para araması, kendi hedeflerine
kendilerinin bile inanmadıklarının en somut kanıtıdır.
“Nas” dediniz, “Heterodoks” dediniz, “Ortodoks” dediniz… Öylesine devasa bir medya gücünüz var ki,
birbirinin tamamen zıttı olan her adımı halka “en iyi yol” olarak yutturmayı şimdilik başarıyorsunuz.
Ancak evrensel hukukun geçildiği, kabul ettiğiniz Anayasa ile güvence altına alınan AİHM kararları bir
yana Türkiye’ nin en üst düzey ve kararları herkesi bağlayan Anayasa Mahkemesi (AYM) hükümlerinin
bile uygulanmadığı bir ülkede ekonominin düzelmeyeceği gün gibi ortadadır.
Milyonlarca insan, nefesini tutmuş korkuyla bu gidişatı izliyor. Ana muhalefet partisine yönelik her
gün yeni versiyonlarıyla karşımıza çıkan gündemler, aslında birer “cambaza bak” oyunudur. Arka
planda ise ekonomi yönetimi, dünyanın en yüksek faiziyle borçlanmaya devam ediyor.
Tek gaye; dolarını getirip bu fahiş faizi cebine koyup gidecek olan rantiyenin kazancını garanti altına
almaktır. Bu yolun sonu bellidir: Ekonominin duvara toslaması ve mevcut yönetimin havlu atması.
Sokaktaki vatandaşın gördüğü bu gerçeği, iktidarın ve atadığı kadroların görmemesi mümkün mü?

A. Ayan
15.05.2026
UNCATEGORİZED
Az önceEKONOMİ
3 gün önceDOĞA
3 gün önceGENEL
3 gün önceYEREL-
4 gün önceGÜNDEM
4 gün önceGENEL
5 gün önce
1
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2900 kez okundu
2
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2585 kez okundu
3
ANILARLA YAŞAMAK
2514 kez okundu
4
Söz Ver, Ama Tut: Gençlere ve İş Dünyasına Notlar
2447 kez okundu
5
Başkan Deniz, sınıfı geçti
2339 kez okundu