Ufuk Cavlı

Ufuk Cavlı

02 Temmuz 2026 Perşembe

MADIMAKTA DUMAN HALEN TÜTÜYOR..

MADIMAKTA DUMAN HALEN TÜTÜYOR..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MADIMAKTA DUMAN HALEN TÜTÜYOR..

“Mazot yok mu oralarda ya”
“Bez getirin lan bez olsa iyi olur”
“Aferin valla yukarı çıktı gardaşım”
“Kafirleri yakın amk.”
Gibi konusmalar geçiyordu gözü dönmüş kalabalık içerisinde..
Fotograf ve video çekenler vardı..
Sigarasını yakıp keyifle dumanını tüttürenler vardı..
Şuursuzca slogan atıp gaz verenler vardı..
Ateşe verildi otel mazot ve bez yardımıyla..
Birisi bagırdı..
Cehennem ateşi gibi oldu helal olsun la..
İceride yaşı 12 olan Koray Kaya vardı hiç bir vasfı olmayan masum bir çocuk, insan..
Şair ve sanatçı 18 yaşında ki; Belkıs Çakır, Emin Bugdaycı, Özlem Şahin vardı kendini sanata şiire insanlıga adamış ülkenin aydın gençleriydi..
Sonra 19-20 yaşlarında ki Serpil Canik,Handan Metin, Yasemin Sivri, Serkan Dogan,Yeşim Ozkan vardi yanlarindaki 15 yaşindaki Menekşe Kaya ile yazan çizen okuyan araştıran ve memlekete kafa yoran guzel çocuklar vardı..
İceride 21-25 yaşlarında ki Hasret Gültekin, Murat Gündüz, Huriye Ozkan, Kenan Yılmaz,Mehmet Atay, Gülender Akça,Carina Thuijs, İnci Türk, Gülsüm Karababa, Muammer Çiçek, Sait Metin, Ahmet Öztürk vardı yanlarında ki 16 yaşında olan Asuman Sivri ile birlikte kitap yazıyorlar, saz çalıyorlar, türkü söylüyorlar, habercilik yapıyorlar dı mutlu huzurlu bir ülke için..
İçerde 35-45 yaşlarinda ki; Muhlis Akarsu, Muhibe Akarsu, Seher Gül Ateş, Behçet Safa
Aysan, Erdal Ayrancı, Asaf Koçak, Edibe Sulari, Ugur Kaynar vardı yanlarinda Asım Bezirci ve Nesimi Çimen üstadlarla beraber..
Memleketin en aydnlık, en güzel, en iyi geleceği olan insanlar bu memleketin en çirkin, en gerici ve en karanlık yaratıkları tarafından yakılarak katledildi..
O ateş onları daha çok karanlıga gömdü, bizlere olmeden once yaptıklarıyla ve otel yanarken içerde yasadiklariyla hepimize ışık oluyorlar..
İçerde herkes kendi canından çok yanında ki arkadaşını ateşten ve dumandan korumaya çalışıyordu..
Birimize bir sey olursa ne yapacagız sorusuna Metin Altıok geride kalanlar şiirler yazsın demişti..
33 yıl geride kaldı..
Madımakta duman halen tütüyor..
Türküler şiirler dilden dile dolaşıyor..
Yakanlar her gün vicdanen daha çok ölüyor..
Yananlar her gün yeniden bin umutla doguyor..
Ailem, atalarım, genlerim, kanım Alevi..Ama ben bir Deistim..
Budist, Hristiyan, Musevide olabilirdim hiç önemli değil çünkü ben bir insanım..
Geride kalan her şey ranttır..

Ufuk Cavlı
Gazeteci Yazar

Devamını Oku

Mersin OSB Kulislerinde Tek Soru: Emre Kuren Aday mı?

Mersin OSB Kulislerinde Tek Soru: Emre Kuren Aday mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MERSİN – Mersin Organize Sanayi Bölgesi’nde önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek başkanlık seçimleri yaklaşırken, sanayi camiasında seçim kulisleri hareketlenmeye başladı. Son dönemde sosyal medya paylaşımlarıyla dikkat çeken genç sanayici ve Teknopars Makina A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Emre Kuren’in olası adaylığı, iş dünyasında en çok konuşulan başlıklar arasında yer alıyor.
Özellikle şeffaflık, hesap verebilirlik, katılımcılık ve vizyoner yönetim anlayışına vurgu yapan paylaşımlarıyla gündeme gelen Kuren’in, “Bugün herkes karnesini aldı, OSB sınıfta kaldı. Gerçek karne önümüzdeki Mayıs’ta sanayiciden.” ifadeleri kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Sanayiciler arasında yapılan değerlendirmelerde, Mersin OSB’nin yeni dönemde değişim beklentisinin arttığı belirtilirken, Emre Kuren’in üretimden gelen genç bir isim olması ve sanayinin sorunlarını yakından bilen bir profil olarak öne çıktığı ifade ediliyor.
Henüz adaylığına ilişkin resmi bir açıklama yapmayan Kuren’in önümüzdeki süreçte nasıl bir yol haritası izleyeceği merak konusu olmaya devam ediyor. Sektör temsilcileri, seçim sürecinin yaklaşmasıyla birlikte yapılacak açıklamaların Mersin OSB’deki seçim atmosferine yön vereceğini değerlendiriyor.
Mersin Organize Sanayi Bölgesi’nde önümüzdeki aylarda seçim gündeminin daha da yoğunlaşması beklenirken, gözler Emre Kuren cephesinden gelecek olası açıklamalara çevrilmiş durumda.

Ufuk CAVLI

Devamını Oku

YÜREĞİ OLANLAR OKUSUN..SONGÜL KOMUTANIMIN ARDINDAN..

YÜREĞİ OLANLAR OKUSUN..SONGÜL KOMUTANIMIN ARDINDAN..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

YÜREĞİ OLANLAR OKUSUN..
SONGÜL KOMUTANIMIN ARDINDAN..

Yıl: 1999
Yer : 23.J.Sınır Tümen Komutanlığı/ Şırnak
Songül Teğmen ile ilk karşılaştığımız yer..
Hiç aklıma gelirmiydi 18 yıl sonra yine aynı yerde Songül Teğmen Yarbay olarak görev alacak ve şehit olacak..
Bende yıllar sonra Gazeteci Yazar olarak onun ardından köşe yazımı yazacağım..
Bunun adına hayat diyoruz..
Kader diyoruz..Nasip diyoruz.
O zamanlarda terörle mücadele ediyorduk. .
Şehitlerimiz oluyordu..
Gazilerimiz oluyordu..
Fakat sosyal medyamız yoktu..
Akıllı cep telefonlarımız yoktu..
Bizim dünyadan Dünyanın da bizden çok fazla haberi olmuyordu..
Bir aile gibiydik kocaman Jandarma ailesi ..
Kim şehit oldu, kim gazi oldu, kim evlendi ,kim boşandı, kimin tayini nereye çıktı hepimizden hepimizin haberi olurdu rütbe farketmeksizin.
Askerlik özelliklede Jandarma ataerkil bir aileydi.
Çoğunluğumuz generalinden uzman çavuşa kadar köyünden çıkıp gelmiş temiz anadolu çocuklarıydık. .
Hikayelerimiz benzerdi..
Yokluk yoksulluk en benzeyen hikayelerimizdi. .
Hayallerimizde benzerdi..
Evlenilecek..
Ev alınacak..
Araba alınacak..
Batıda deniz kenarında görev yapılacak.
Çocuklar subay yapılacak..
Emekli olunacak..
Şehit olmak en lüks hayaldi. .
Çünkü herkese nasip olmazdı.
Hayallerimiz sınırlıydı fakat vatan sevgimiz aile sevgimiz sınırsızdı. .
Deli doluyduk cesurduk bir o kadarda vicdanlı. .
Hizmet içi kurslar olurdu..
Şırnak’a bayan Teğmen gelmiş..
Askeri hastane hariç hiç bayan subay görmedim ki..
Yarın Tümene gidilecek..
80 Km bize uzak..
Biz dağdayız..
Kursun adı Helikopter Yönlendirme Kursu..
Kurs öğretmeni J.Teğmen Songül YAKUT.
Takım Komutanım Adem Teğmen bana seslenerek Ufuk Songül Teğmene selam söyle kendisi sınıf arkadaşım olur.
Oğlum akıllı olun çok disiplinlidir dedi..
Ya disiplinli ters olsa ne olur sonuçta kadın değilmi havasında gittik kursa..
Sınıfa girdik ..
25 yaşlarında kamuflajıyla Teğmen rütbeli bir kadın geldi sınıfa..
Hepimiz tuhaf tuhaf bakıyoruz ..
Arkadaşlar ben J.Teğmen Songül YAKUT üç gün buradasınız kurs bitimi bir günde burada izinli olarak sizi misafir edeceğiz.
Çıt yok bizde..
Kadın anlatıyor sorusu olan varmı diyor çıt yok..
Niye kadın ya şimdi Komutanım mı diyeceğiz. .
Mola oldu..
Ders başlarken sınıf biraz lay lay lom havasında..
O an Songül Teğmen bir konuşma yaptı ..
Detayını yazamayacağım. .
Ve hepimiz kendimize geldik..
Daha sonra samimi olduk..
Birlikte görevlere gittik..
Yine bazen kurslarda karşılaştık..
Zaman zaman telefonlaştık. .
Jandarma personeli hepsi üniversite mezunu olmalı diyerek başlattığı proje kabul gördü..
ÖSYM ile İç İşleri Bakanlığı girişimi ile bütün jandarma personeli Açık Öğretim Fakültesinden mezun oldu..
Jandarma da bayan astsubay olmalı diyordu. .
Ve bayan astsubay alımında ilk bayan astsubayların bölük komutanı oldu..
Neden ilçe Jandarma Komutanı kadın değil dedi ve Türkiye’nin ilk kadın ilçe Jandarma Komutanı oldu..
Kadın ve çocuk haklarında neler yapabilirdik kolluk kuvveti olarak buna kafa yordu..
Jandarma Genel Komutanlığı imkanlar sağladı kadın ve çocuk konusunda önemli çalışmalar yapıldı..
Bende izmir Jandarma Çocuk Merkezi’nde görev almıştım.
Bu çalışmalar vatana faydalıydı en çok zarar gören fetöcülerdi ..
Biz o zamanda FETÖ’ye Fetö derdik..
Sürüldük İzmirden Sivas’a. .
Sivas tan Ağrıya..
Sonra ben istifa ettim siyasete girdim. .
Songül komutanım gibi bazı arkadaşlarımız balyoz ve buna benzer kumpaslarla yıldırılmaya çalışıldı. .
Ve gün geldi kumpas kuranlara Allah en büyük tuzağı kurdu..
Şimdi Şırnak’a Helikopter Yönlendirme Kursu ile tanıştığım J.Yarbay Songül YAKUT helikopter kazası ile şehit oldu diyorlar..
Ne kadar kolay söylüyorlar..
KABUL ETMİYORUM..
BİR ÖLÜR BİN DOĞARIZ

UFUK CAVLI

Devamını Oku

BİLGİ ÜNİVERSİTESİ YAŞATILMALIYDI, KAPATILDI.

BİLGİ ÜNİVERSİTESİ YAŞATILMALIYDI, KAPATILDI.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BİLGİ ÜNİVERSİTESİ YAŞATILMALIYDI, KAPATILDI.

Türkiye’de bazı kurumlar vardır; yalnızca bina değildir, yalnızca tabela değildir.

Bir dönemin ruhunu, düşünce biçimini, cesaretini temsil ederler. İstanbul Bilgi Üniversitesi de uzun yıllar boyunca tam olarak böyle bir yerdi.

Can Holding soruşturması kapsamında kayyım atanan ve kapatılma sürecine giren üniversitenin öğrencilerinin ve akademisyenlerinin devlet üniversitelerine aktarılacağı konuşuluyor.

Teknik olarak bir çözüm bulunacaktır elbette.

Gençler eğitim hayatına devam eder, akademisyenler başka kurumlara geçer, binalar başka tabelalar taşır.

Türkiye daha önce de benzer süreçleri yaşadı. İlk günlerde yükselen tepkiler zamanla azalır, dosyalar kapanır, gündem değişir.
Ama asıl mesele hiçbir zaman yalnızca hukuki ya da idari olmadı.

Bilgi Üniversitesi, Türkiye’de farklı bir akademik iklimin mümkün olabileceğini göstermeye çalışan bir projeydi. Sol liberal kültürün etkisinin hissedildiği, akademisyen inisiyatifiyle doğmuş, klasik üniversite kalıplarını kırmayı hedefleyen bir yapıydı. İlk kurulduğu yıllarda Kuştepe’de mahalle kültürüyle üniversite yaşamını yan yana getirebilmiş olması bile başlı başına sembolik bir adımdı.

Roman vatandaşlarla öğrencilerin aynı sokakta, aynı gündelik hayatın içinde buluşması Türkiye’de alışılmış bir üniversite modeli değildi.

Sadece bulunduğu yer değil, konuşulan konular da farklıydı.
Türkiye’de üniversitelerin birbirine benzediği, herkesin aynı dili konuştuğu dönemlerde Bilgi Üniversitesi daha özgür, daha cesur bir alan açmaya çalıştı.

Başörtüsü yasakları döneminde aldığı tavır, dönemin baskıcı atmosferinde önemli bir kırılmaydı. Daha sonra Santral İstanbul kampüsüyle birlikte yalnızca akademik değil, kültürel bir merkez haline geldi. Festivaller, sergiler, sanat etkinlikleri, müzesi, resim koleksiyonları…

Kampüs yaşayan bir kültür alanıydı.
Belki de bu yüzden birçok insan için bir üniversiteden fazlasıydı.

Evet, yıllar içinde yönetimler değişti. Sahiplik yapıları değişti. İlk kuruluş ruhu aşındı. Kurumsal yapı yıprandı, idari problemler büyüdü. Ancak buna rağmen içeride hala o eski aidiyeti taşıyan akademisyenler, öğrenciler ve mezunlar vardı. Kurumu ayakta tutmaya çalışan şey biraz da buydu: hafızası.

Bugün geriye dönüp bakınca insan şu soruyu sormadan edemiyor:
Bir kurumu kapatmak gerçekten en doğru çözüm müydü?

Çünkü bazı yapılar vardır; cezalandırılarak değil, rehabilite edilerek kurtarılabilir. Yeniden yapılandırılabilir. Nefes verilerek ayağa kaldırılabilir. Bilgi Üniversitesi de belki böyle bir şansı hak ediyordu. Onu tamamen dağıtmak yerine, ilk vizyonuna yaklaştıracak bir dönüşüm modeli kurulabilir miydi?

Belki de asıl kayıp burada.
Çünkü Türkiye’de bina yapmak kolaydır. Kampüs kurulur, tabela asılır, bütçe bulunur. Ama kurum kültürü oluşturmak onlarca yıl ister. Özgün bir akademik iklim yaratmak kolay değildir. Hele ki farklı düşüncelerin bir arada yaşayabildiği bir üniversite modeli inşa etmek bugün çok daha zordur.

Bu yüzden mesele yalnızca bir üniversitenin kapanması değil.
Mesele, Türkiye’nin farklı olana yaşama alanı bırakıp bırakmadığıdır.

Şimdi benzer kaygılar başka eğitim kurumları için de konuşuluyor. Örneğin Doğa Koleji hakkında da “Acaba benzer bir süreç yaşanır mı?” soruları soruluyor. Belki yaşanır, belki yaşanmaz. Ancak eğitim kurumlarının yalnızca ticari yapılar olarak görülmesi, ülkenin akademik ve kültürel geleceği açısından ciddi bir risk taşıyor.

Çünkü üniversiteler sadece diploma veren yerler değildir.
Onlar aynı zamanda bir ülkenin hafızasıdır.

Ve bazı hafızalar kaybolduğunda, geriye yalnızca sessizlik kalır.

Ufuk Cavlı
Gazeteci Yazar

Devamını Oku

Seçime Doğru – Mersin…Ufuk Cavlı Yazdı.

Seçime Doğru – Mersin…Ufuk Cavlı Yazdı.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Seçime Doğru – Mersin

Mersin, önümüzdeki dönemde yalnızca ekonomik değil; temsil, vizyon ve kurumsal kültür açısından da önemli bir sınav verecek. Çünkü bu yıl kentin birçok güçlü yapısı seçim sürecine hazırlanıyor.
MTSO, OSB, MDTO, MESİAD, MÜSİAD ve daha birçok kurumda yeni dönem tartışmaları artık kulislerden çıkıp kamuoyunun gündemine taşınıyor.

Ancak bu süreçlerde çoğu zaman yalnızca başkanları ya da başkan adaylarını dinliyoruz. Peki ya komite üyeleri? Meclis üyeleri? Oy verenler, vermeyenler, destekleyenler ya da sessiz kalanlar? Onlar ne düşünüyor? Bir adayı neden destekliyorlar ya da neden desteklemiyorlar?

Belki de asıl cevaplar tam burada saklı…

“Seçime Doğru – Mersin” röportaj serisiyle bu kez mikrofonu yalnızca kürsüde konuşanlara değil, sürecin gerçek aktörlerine uzatacağız. Kentin sorunlarını, çözüm önerilerini, beklentilerini ve kurumların geleceğine dair fikirleri doğrudan kendi ağızlarından dinleyeceğiz.

Bu süreçte belki geleceğin yeni başkan adaylarını tanıyacağız…
Belki de Mersin’in, kutuplaşan ve “köy seçimine” dönüşen tartışmalar yerine; birbirini dinleyebilen, demokratik rekabet kültürünü koruyabilen bir şehir olabileceğine tanıklık edeceğiz.

Çünkü güçlü şehirler sadece seçim kazananlarla değil, seçim süreçlerini yönetme biçimleriyle büyür.

İlk röportaj için takipte kalın.


Ufuk Cavlı
Gazeteci Yazar

Devamını Oku