Türkiye sahipsiz değildir.

Türkiye sahipsiz değildir.

ABONE OL
Mayıs 28, 2026 22:01
Türkiye sahipsiz değildir.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye sahipsiz değildir. Ama Türkiye’nin sahibi iktidar değildir.

Türkiye’nin sahibi, hukuku, emeği, vicdanı ve iradesiyle var olan millettir.

Ve demokratik bir toplumda son söz, er ya da geç, yine milletindir. Bir ülke düşünün… Toprağı bereketli, tarihi derin, toplumsal hafızası güçlü, genç nüfusu diri, potansiyeli büyük bir ülke. Normal şartlarda güven, refah ve istikamet üretmesi gereken bütün imkânlara sahip olsun. Fakat buna rağmen, o ülkenin insanları sabaha umutla değil endişeyle uyanıyor olsun.

Gündelik hayat, her geçen gün biraz daha ağırlaşan ekonomik yüklerin, biraz daha aşınan adalet duygusunun, biraz daha zayıflayan kurumsal güvenin gölgesinde geçsin.

O zaman mesele artık yalnızca bir ekonomik daralma değil, daha derin bir siyasal ve ahlaki çözülme halidir. Bugün Türkiye üzerine düşünürken tam da böyle bir çerçeveyle karşı karşıyayız. Çünkü bir ülkenin asıl krizi, yalnızca para biriminin değer kaybetmesiyle başlamaz. Asıl kriz, yurttaşın devlete, hukuka ve ortak geleceğe olan inancının zedelenmesiyle başlar. Bir toplum, kamu gücünün herkes adına mı yoksa belirli bir siyasal merkezin devamı adına mı kullanıldığını sorgulamaya başladığında, orada yalnızca yönetim tartışması değil, meşruiyet tartışması doğar.

Demokratik rejimlerin özü, seçimlerin varlığından ibaret değildir. Sandık, tek başına demokrasi üretmez. Demokrasi; kuvvetler ayrılığıyla, bağımsız yargıyla, muhalefetin meşru varlığıyla, ifade özgürlüğüyle, hukuk önünde eşitlikle anlam kazanır.

Muhalefetin yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir dekor unsuruna indirgenmesi, çoğulculuğun ise tehdit gibi sunulması, demokratik vasfı zayıflatır. Siyasi iktidarın kendisini devletle özdeşleştirmesi, devletin tarafsızlığına zarar verir, bu da uzun vadede toplumun tamamını güvensizlik iklimine mahkûm eder.

Son dönemde ana muhalefet partisine dönük hukuki ve siyasi tartışmalar, özellikle de “mutlak butlan” kavramı etrafında yürütülen değerlendirmeler, yalnızca teknik bir parti içi mesele gibi görülemez. Mutlak butlan, hukuk düzeninde bir işlemin en başından itibaren yok hükmünde sayılması anlamına gelen son derece ağır ve istisnai bir nitelendirmedir. Böylesine köklü sonuçlar doğuran bir kavramın, siyasal rekabetin merkezindeki bir parti bağlamında tartışılmaya açılması bile, Türkiye’de siyasetin hukukla ilişkisi bakımından ciddi sorular doğurmaktadır.

Çünkü hukukun temel işlevi, demokratik alanı daraltmak değil güvence altına almaktır. Eğer hukuki kavramlar, siyasal alanı yeniden dizayn etmenin araçları gibi algılanmaya başlarsa, bu durum yalnızca ilgili partiye değil, bizatihi demokratik düzene zarar verir.Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur, Ana muhalefet partisi üzerine yürüyen her tartışma, sadece bir partinin geleceğini değil, Türkiye’de siyasal çoğulculuğun geleceğini de ilgilendirir.

Cumhuriyet’in kurucu siyasal damarlarından birini temsil eden bir yapının, hukuk devleti ilkeleri yerine siyasal müdahale izlenimi doğuran süreçlerle karşı karşıya kalması, geniş toplum kesimlerinde “rekabetin eşit şartlarda yürütülmediği” kanaatini güçlendirmektedir.

Oysa demokratik meşruiyet, rakibi zayıflatarak değil; güçlü rakiplerle, açık kurallarla ve adil bir zeminde yarışarak üretilir. Sorunun bir diğer boyutu, devlet ile millet arasındaki görünmez sözleşmenin aşınmasıdır.

Yurttaş sandığa gidip oy kullansa bile, kararların önceden verildiğine, kurumların tarafsız olmadığına, hukukun güçlünün lehine esnediğine inanmaya başlarsa, siyasal aidiyet ciddi biçimde sarsılır. Bir toplumun “benim irademin sonuç üretme kapasitesi kalmadı” duygusuna sürüklenmesi, demokratik hayat açısından en tehlikeli eşiklerden biridir.

Çünkü bu duygu yayıldığında yalnızca siyasal gerilim artmaz; aynı zamanda ortak vatandaşlık zemini de zayıflar. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu tablo, ekonomik göstergelerle sınırlı olmayan çok katmanlı bir kırılmaya işaret etmektedir.

Değer kaybeden para birimi, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozulma, genç işsizliği, yatırımcı güvensizliği ve nitelikli insan kaynağının ülke dışına yönelmesi, sadece iktisadi veriler olarak okunmamalıdır. Bunlar, kurumsal yapının sağlığına dair işaretlerdir.

Ekonomi, yalnızca faiz, kur ve enflasyon meselesi değildir; ekonomi aynı zamanda hukuk güvenliği, öngörülebilirlik, liyakat ve toplumsal güven meselesidir. İnsanlar yarın neyle karşılaşacağını bilmiyorsa, girişimci risk alamıyorsa, gençler kendi ülkelerinde gelecek tasavvur edemiyorsa, orada ekonomik krizden daha fazlası vardır, bir yön duygusu kaybı vardır. Jeopolitik düzlemde Türkiye’nin taşıdığı önem tartışmasızdır. Bölgesel güç dengeleri, enerji hatları, güvenlik mimarisi ve uluslararası ittifaklar bakımından merkezi bir konuma sahiptir.

Ne var ki dış politikadaki stratejik değer, içeride kurumsal aşınmayı telafi etmeye yetmez. Uluslararası alanda etkili görünmek ile içeride adil, müreffeh ve güven veren bir düzen kurmak aynı şey değildir. İçeride hukuk zedelenmişse, dışarıdaki güç projeksiyonu sınırlı bir vitrinden öteye geçemez.

Gerçek kuvvet, yalnızca diplomatik manevra kapasitesinden değil, içeride sağlam işleyen kurumlardan doğar. Bu noktada mesele yalnızca siyasal rekabet değil, aynı zamanda ahlaki bir tercihtir. Bir ülke, yurttaşlarının onurunu koruyabildiği ölçüde güçlüdür. Emeklinin temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı, öğrencinin gelecek kaygısıyla boğulduğu, işçinin çalıştıkça yoksullaştığı, çiftçinin üretmekten vazgeçtiği bir düzende yalnızca ekonomik başarısızlık yoktur, kamusal vicdanın aşınması da vardır.

Devletin asli görevi, yurttaşını edilgen bir kitleye dönüştürmek değil, onun haklarını güvence altına almaktır. Ana muhalefet partisine ve genel olarak muhalif alanlara yönelik baskı algısı da bu çerçevede okunmalıdır. Çünkü muhalefet, demokratik sistemin arızası değil; onun vazgeçilmez unsurudur.

Farklı siyasal seslerin meşru zeminde varlık göstermesi, devletin zayıflığı değil olgunluğudur. Eğer bir siyasal yapı, eleştiriyi tehdit, rakibi ise tasfiye edilmesi gereken bir unsur gibi görmeye başlarsa, bu durum demokratik özgüven eksikliğine işaret eder. Hukuk devleti, iktidarı korumak için değil, herkesi keyfilikten korumak için vardır.

Türkiye’nin önünde bugün iki temel yol bulunmaktadır. Birinci yol, kurumların daha da aşındığı, kutuplaşmanın derinleştiği, ekonomik yükün toplumun geniş kesimlerinin omzuna yıkıldığı, siyasal rekabetin hukuk kisvesi altında daraltıldığı bir istikamettir. İkinci yol ise hukukun üstünlüğünü yeniden tesis eden, devlet kurumlarını kişilere değil ilkelere bağlayan, liyakati esas alan, muhalefeti meşru gören, yurttaşın iradesine saygıyı esas kabul eden demokratik bir toparlanma yoludur. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, yalnızca iktidar değişimi değil, yönetim zihniyetinin değişmesidir.

Daha fazla korku değil, daha fazla güven; daha fazla propaganda değil, daha fazla şeffaflık, daha fazla sadakat talebi değil, daha fazla ehliyet ve adalet gereklidir. Çünkü bir cumhuriyet, ancak kurumları kişisel nüfuz alanına dönüşmediğinde, hukuk, siyasi taktiğin aracı haline gelmediğinde; muhalefet, meşru bir denge unsuru olarak kabul edildiğinde ayakta kalabilir.

Bu ülke, herhangi bir siyasal merkezin mülkü değildir. Devlet, bir partinin uzantısı değil, milletin ortak evidir. Bayrak, yalnızca iktidarı destekleyenlerin değil, farklı düşünen, itiraz eden, eleştiren, umut eden herkesin ortak sembolüdür. Türkiye’nin gerçek gücü, tek seslilikte değil, adalet içinde bir arada yaşayabilme kapasitesindedir. Ve unutulmamalıdır, Bir milletin kaderi, geçici siyasi üstünlüklerden daha büyüktür.

Kurumlar zedelenebilir, hukuk tartışmalı hale gelebilir, ekonomik dengeler bozulabilir. Fakat toplumsal hafıza, adalet talebi ve haysiyet duygusu tamamen ortadan kalkmaz.

Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan da tam olarak budur. Halkın, devletin gerçek sahibinin kendisi olduğunu yeniden hatırlaması. Türkiye sahipsiz değildir. Ama Türkiye’nin sahibi iktidar da değildir. Türkiye’nin sahibi, hukuku, emeği, vicdanı ve iradesiyle var olan millettir. Ve demokratik bir toplumda son söz, er ya da geç, yine milletindir.

Cihan Sendan. 25.05.2026. MÜNIH

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk