Öyle ya da böyle İstanbul fethedilecekti.

Öyle ya da böyle İstanbul fethedilecekti.

ABONE OL
Mayıs 29, 2026 16:11
Öyle ya da böyle İstanbul fethedilecekti.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Baha’nelere ne gerek; elbet, bir yazıya sığmayacak kadar büyük bir zafer bu! Bir destan, tarih kitaplarına gururla yazılan bir milleti şaha kaldıracak, yeni bir çağın başladığı, Orta Çağ’ın karanlıklarının sonu…

“Tarihini bilmeyen ulusların haritalarını başkaları çizerler” der ya hani Mustafa Kemal Atatürk…

Tarih, geçmişin deneyimlerini geleceğe taşıyan en güçlü pusula aslında. Bu gerçek ki; tarihini bilmenin bireysel ve toplumsal kimliğin inşasındaki vazgeçilmez önemini vurgular.

Buyurun dostlar, gönül haneme, araştırmalarım sonucunda imbik imbik süzgeçten geçirdiğim “29 Mayıs 1453, İstanbul’un Fethi” başlıklı yazıma…

Osmanlı İmparatorluğu’nun yedinci padişahı 2. Mehmet, 1451’de ikinci kez tahta çıktığında, kendisinden önceki hemen her padişah gibi büyük bir hedefi vardı: Konstantinopolis’i yani İstanbul’u almak…

O yıllarda Bizans İmparatorluğu, bugünün İstanbul’unda “Tarihi Yarımada” dediğimiz bölgeye sıkışmıştı. Bugünün Galatası Pera da Ceneviz kolonisiydi.

Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu ve Avrupa’daki topraklarının ortasında kalan bu Bizans başkentini alıp, doğudan batıya uzanan büyük bir imparatorluk olma hedefindeydi.

1451 yılında başladı 2. Mehmet’in, İstanbul’u alma planları…

Önce Boğazkesen Hisarı’nı yani şimdiki ismi ile Rumeli Hisarı’nı, Karadeniz’den gelebilecek Bizans desteklerini engellemek amacıyla, boğazın en dar noktasına inşa ettirdi 2. Mehmet…

Bu kurduğu nice planların ilkiydi…

İstanbul’un fethi için yapılan lojistik ve stratejik hazırlıkların en önemli adımlarından biriydi elbet. 15 Nisan 1452’de temeli atıldı hisarın, dönemin şartlarına göre rekor bir hızla da yani yaklaşık 90 ile 120 gün arasında da tamamlandı.

İnşaatın hızlı ilerlemesi için dev bir iş bölümü yapılmıştı. Büyük kulelerden birini Zağanos Paşa, diğerini Saruca Paşa, deniz tarafındakini ise Çandarlı Halil Paşa inşa etmişti. 2. Mehmet de deniz surlarının yapımını bizzat denetledi.

İnşada kullanılan keresteler Karadeniz Ereğlisi’nden, taş ve kireçler ise çevredeki ocaklardan getirildi.

1452 yılı ağustos ayı gibi tamamlandı hisar. Diğer hazırlıklarıyla birlikte 2. Mehmet, İstanbul’u adeta karadan askerî bir kordon altına aldırmıştı. Şehirden dışarıya ve dışarıdan şehre kimseyi bırakmamaları hakkında kat’i emirleri vardı askerlerine. Zaten Bizans İmparatoru XI. Konstantinos (Konstantinos Paleologos) da kısa bir süre önce dışarıdaki kalan halkını şehre aldıktan sonra kapılarını kapatmıştı. Fakat denizle bağ henüz kesilmemişti. Rumlar bu deniz yoluyla, sahildeki Türk köylerini basarak bir kısmını esir alıyorlar, bir kısmını da öldürüyorlardı.

Bütün amaç fetihti. Amaç tekti, İstanbul’du…

Zihinlerde çoktan başlamıştı fetih ama ilk eylem fetihten 3 ay önce 1453 yılı şubat ayında gerçekleşti. Sultan Mehmet’in yaptığı planlar neticesinde, 1453 yılı şubat ayında, Sultan Mehmet, fetih için döktürdüğü topun İstanbul önüne götürülmesini emretti. Top öyle büyüktü ki; altmış manda ile çekiliyordu. Topun kaymaması için iki tarafına ikişer yüz asker konmuştu. Yolun bozuk kısmında ve köprü yapılacak yerlerde yolu düzletmek ve tahta köprü kurabilmek için önceden elli inşaat ustası ve iki yüz amele gönderilmişti. Nihayet top İstanbul’dan beş mil uzakta bir yere getirildi.

Sultan Mehmet’in zekice kurguladığı planları aşama aşamaydı. Topun naklinden önce on bin kişilik bir kuvvet Karaca Paşa komutasında Misivri, Ahyolu ve Vize kalelerini almıştı. Bigados zaten teslim olmuştu. Sur önüne getirilen top, Karaca Paşa’ya teslim edildi.

Mart başından itibaren Sultan Mehmet, eyalet ve sancaklara hükümler göndererek; İstanbul aleyhine hareket edileceğini bildirip orduya iltihaklarını emretti. Muvazzaf ve gönüllü olarak gelen kuvvet orduya iltihak ediyordu.

Tüm hazırlıklar tamamdı artık. Zaman, eylem zamanıydı; zaman, fetih zamanıydı; zaman, İstanbul zamanıydı…

12 Rebiulevvel 857 yani 23 Mart 1453‘te, Edirne’den hareket başladı. Keşan mevkiinde durarak Çanakkale Boğazı’ndan geçecek olan Anadolu kuvvetleri beklendi. Bu kuvvetlerin de orduya katılmasıyla birlikte, 5 Nisan 1453’te, İstanbul surları önüne gelindi.

26 Rebiulevvel yani 6 Nisan Cuma günü şehir kuşatılmaya başlandı. Kuşatma 6 gün sürdü. Tüm hazırlık tamamlanıp Zağanos Paşa da Beyoğlu tarafında tertibat aldıktan sonra Sultan Mehmet, islâmî ananeye uygun olarak Mahmud Paşa’yı İmparatora gönderdi. Ve kan dökülmeden şehri teslim etmesini teklif etti. Kostantin bu tekllifi kabul etmedi.

Böylece 2 Rebîulâhır 857 yani 12 Nisan tarihinden itibaren büyük topların işlemesiyle asıl savaş başlamış oldu. Aynı tarihte donanma da İstanbul limanı önünde fetihe hazırdı.

Sen Rumen (Topkapı) yakınına yerleştirilen büyük topun gürültüsü, şehri bir çığlık gibi sarmıştı. Tunçtan yapılan uzun menzilli toplar, taştan gülle atıyorlardı. Günlerce şehri dövdü bu toplar. Muhasaranın onuncu günü büyük toplardan birisi parçalandı ve etrafındakileri öldürdü. Fakat tekrar tamir olunarak yine faaliyetine devam etti. Toplar bazı yerlerden gedik açtılarsa da şehir halkı erkek, kadın canla başla çalışarak gedikleri kapatıyorlardı. İmparator her gün surları dolaşarak şehri savunanları cesaretlendiriyordu.

Nisanın 18’ine kadar yapılan topçu atışından, surların zayıf noktası olan padişahın bulunduğu Bayrampaşa Deresi tarafından birinci ve ikinci surlardan bir gedik açıldı ve buradan gece bir yürüyüş yapıldı. Bu yürüyüş dört saat sürdü. Büyük harp kuleleri hücuma iştirak etti ise de bu kuleler grejuva ateşiyle yakıldı. Askerin surlara merdivenler dayayarak çıkmak istemeleri de müspet bir sonuç vermediğinden bu birinci hücum muvaffak olamadı.

Bu başarısızlığı, aynı zamanda zinciri kırarak Haliç’e girmek için donanmanın yapmış olduğu taarruz muvaffakiyetsizliği takip etti. Ve böylece zincir kırılamayarak Haliç’e geçilemedi.

Bu başarısızlıkları 20 Nisan’daki deniz muharebesi başarısızlığı takip etti. Papa, İstanbul’a yardım olarak üç Ceneviz gemisiyle bunların her birinde dört yüz cenkçi göndermişti ve sonrasına otuz geminin daha gönderileceğini bildirmişti.

Karadan yapılan hücumun muvaffak olamaması ve denizden de donanmanın mağlup olması üzerine askere bir sarsıntı gelmiş ve orduda dedikodu başlamıştı. Bunların hepsiyle başa çıkmak kolay değildi. Ama ok yaydan çıkmıştı bir kere…

Ne olursa olsun sonucunda; İstanbul fethedilecekti…

Sultan Mehmet, eski gemileri ile variller, kalın zincirlerle bağlı olan Yalıköşkü ile Kurşunlu Mahzen arasını geçip Haliç’e giremediği için başka bir çareye başvurdu. Yani B Planı’nı uygulamaya koydu…

Osmanlı donanmasının Haliç’e sokulmak istenmesi buradaki surların metin olmamasından dolayı tahrip edilmesi kolay olduğu içindi; zaten zincirin gerilmesine de sebep bu idi.

Sultan Mehmet, Haliç’teki düşman donanmasını batırmak için yaptırdığı top makinesi ile yüksekten taş gülleler atmaya karar verdi. Beyoğlu sırtına koydurduğu bu makineler ile Haliçteki gemilerden bazılarını batırmıştı.

Bir kısım donanmanın da Haliç’e indirilmesi gerekiyordu. Bu yönde hazırlıklar yaptırdı. Bu suretle hem düşman donanması bertaraf edilecek hem de Hasköy’le Ayvansaray arasına köprü yapılarak iki ordu arasında irtibat tesis edilecekti.

Verilen karar üzerine, önce gemilerin karadan çekileceği yer tetkik edildi. Açılacak kısım ormanlıktı ve Kasımpaşa mevkiine kadar iniyordu. Gemilerin çekileceği yol Tophane önündeki sahilden başlayarak Boğazkesen’den geçiyor ve buradan güney batıya dönüp sırtları aşarak Löbon Pastanesi tarafına çıkıyor ve tepeyi aşarak Pera Palas yanından Kasımpaşa’ya yani Haliç sahiline geliyordu.

Bunun tespitinden sonra yol tesviye olundu ve yuvarlak ağaçlardan kızaklar yapıldı. Gemilerin kızaklar üzerinden kayması için Galata Cenevizlilerinden zeytin yağı, sade yağı ve domuz yağı ile bu kızaklar iyice yağlandı, bu işler yapılırken Galata Cenevizlilerine bu hazırlığı duyurmamak için tedbir alındı. Bu taraflardan düşman donanmasına havan topları atılmak ve zincire karşı taarruz edilecekmiş gibi aldatıcı hareketler yapıldı.

Nihayet 21 Nisan’ı 22 Nisan’a bağlayan gece, Çiftesütun altındaki cihetten yani Tophane’den itibaren donanmadan ayrılan iki, üç ve beş sıra kürekli 67 adet gemi, bir gece içinde tesviye edilen yoldan tekerlekler üzerinde Kasımpaşa’ya indirildi.

Gemilerin bir gece içinde Haliç’e indirilmesi düşmanı hayrette bırakmıştı. Gemilerin Kasımpaşa’ya indirilmesinin ardından ilk iş olarak Hasköy ile Ayvansaray arasına (Avcılar kapısı tarafına) bir köprü kuruldu. Birçok sandal ve fıçı birbirlerine sıkı sıkıya bağlanarak bunların üstüne tahtalar döşendi ve kancalar geçirmek suretiyle eni 50 ve boyu 100 kulaç bir köprü yapıldı.

Bizanslı devlet adamı ve tarihçi Dukas’a göre; bu köprüden beş kişi yan yana geçebilirdi. Köprünün üzerine yerleştirilen toplar ve Haliç’teki Türk donanmasının topları ile bu taraftaki surlar dövülmeye başlandı. Bu kısmın müdafaasında pek az savunucu vardı. Bunun üzerine İmparator diğer yerlerden alarak buradaki surlara da kuvvet göndermek mecburiyetinde kaldı.

İki taraflı gemilerin de batırılacağı, birçok kayıbın yaşandığı hem denizden hem karadan muharebe devam ediyordu…

Surlara karşı top ateşi de tabii ki; günlerce…

Sultan Mehmet deneyecekti hep…

Dedim ya: Ok yaydan çıkmıştı bir kere. Öyle ya da böyle İstanbul fethedilecekti.

Önce 6 Mayıs’ta, güneşin batmasından dört saat sonra gece âni olarak Bayrampaşa Deresi vadisindeki surlara mevzii bir taarruz daha yaptırdı. Fakat bu yoklamadan bir netice çıkmayacaktı.

12 Mayıs’ta bu sefer Vlaherna Sarayı ile Edirnekapı arasındaki surlara bir mevzii taarruz daha yaptırdı. O tarafta açılan bir gediğe yapılan taarruzda ilk hamlede muvaffakiyet elde edilecek gibi olduysa da ihtiyat kuvvetlerinin yetişmesi üzerine püskürtüldüler. Onu müteakip tekrar edilen taarruz yine başarı verecek iken Edirnekapı tarafından yetişen bin kişilik bir kuvvetin yardımı ile bir netice elde edilemedi.

Sonrasında top muharebesi, ok, kurşun atışları, lağım hafriyatı ve büyük müteharrik harp kulelerinin surlara taarruzları ile günler günlerin üstüne eklendi. Açılan lağımları Bizans lağımcıları buluyorlardı.

Sultan Mehmet de hiçbir şekilde vazgeçmiyordu.

  1. Mehmet, “Fatih Sultan Mehmet Han” olmak istiyordu, Sultan Mehmet İstanbul’u istiyordu. Büyük taarruzun yaklaştığını biliyordu. Son olarak İmparatora sulh teklifi yapmaya karar verdi ve 24 Mayıs tarihinde İsfendiyaroğlu Kasım Bey’i elçi olarak İmparatora gönderdi. Son ve büyük taarruz ile doğacak feci neticeye sebebiyet vermemesini isteyerek şu şartları öne sürdü:

1- Şehrin kendisine terki,
2- İmparatorun bütün maiyeti, hazinesi ile sağ ve salim, arzu ettiği yere gitmesi veya Mora despotluğunu kabul eylemesi,
3- Ahalinin gitmek veya kalmakta serbest olması, kalmaları halinde şehir alındığında halkın harp esiri olacakları…

İmparator da elçi Kasım Bey’le Sultan Mehmet’e;

“Buradan gitmem kabil değildir. Ya ben şehri zaptederim, yahut şehir beni ölü veya diri olarak zapteder. Eğer şehirden sulhen çekilirsen sana Mora’yı ve kardeşlerine diğer eyaletleri vereceğim; bu suretle dost oluruz. Şayet şehre harben girecek olursam eşraf ve ayanını ve seni öldürüp halkı esir edip mallarını yağmalattırırım” cevabını gönderdi.

27 Mayıs tarihinde başladı Sultan Mehmet’in kafasındaki fetih öncesi son olduğunu planladığı taarruz ve bombardımanlar…

27 Mayıs tarihinde başladı ve toplamda 3 gün gibi gözükse de sonucunda sonsuza dek İstanbul’un Türk toprakları olacak bombardımanlar…

İlk gün itibarıyla surların bir kısmı yıkıldı. Rumların bu yıkılan yerleri kapatmamaları için gece bile bombardımana devam edildi.

28 Mayıs 1453…

Surların yıkılan yerlerinden bazı Türk askerleri içeriye girdilerse de Jüstinyani yetişerek Türkleri çıkardı. Bu sırada Murad Paşa, Jüstinyani’yi öldürmek üzere saldırdıysa da kendisi şehit oldu. Çokça şehitler verildi ama bu yola baş konmuştu bir kere. İstanbul fethedilecek, ebediyete kadar Türklerin yurdu olacaktı.

Vee büyük gün…

Büyük fetih, 29 Mayıs 1453…

29 Mayıs tarihinde umumî hücum yapılacağı, Galata Cenevizlilerinden ve Osmanlı ordusunda bulunan Rumların okların ucuna takıp attıkları kâğıtlardan haber alınmış olduğundan İmparator ile Jüstinyani mümkün olduğu kadar hazırlanmışlardı. 28 Mayıs’ı 29 mayıs’a bağlayan gece, Ayasofya kilisesinde büyük bir âyin yapıldı, İmparator da bu âyinde bulundu. Sonra Vlaherna (Tekfur Sarayı) Sarayı’na geldi.

Sabah saatlerinde üst üste gerçekleştirilen iki hücumun ardından 29 Mayıs Salı günü sabaha karşı umumî hücum başladı. Asıl netice alınacak kısım Topkapı ile Edirnekapısı arasında açılmış olan gedikti. O gün sonunda ismine “Fatih” de eklenecek Sultan Mehmet’in bulunduğu merkez kolu buraya hücum ediyordu.

Birinci umumî hücum iki saat, arkasından yapılan ikinci umumî hücum bir buçuk saat sürmüş ve henüz bir sonuç elde edilememişti. Askerlerimiz canlarını dişlerine takarak mücadele ediyor, surlara merdiven koyup çıkanları grojuva ateşiyle şehit düşüyorlardı. Diğer kollardaki hücumlarda da bir muvaffakiyet elde edilemedi.

Bunun üzerine merkez kolundaki yeniçeriler ve ihtiyat kuvvetleri son koz olarak ileri sürüldü. Bu defa bizzat Sultan Mehmet de yeniçerilerle beraberdi; İmparator Konstantin de bu cephede bulunuyordu.

Bu sırada surları büyük bir azimle müdafaa eden başkumandan Jüstinyani elinden ve kolundan yaralandı. İmparatorun ricasına rağmen müdafaayı terk ederek çekildi.

Bu hücum esnasında yeniçeriler hendek önüne kadar gittiler. Yağdırılan oklarla birlikte hendeği aşarak sura dayandılar. Yeniçeriler arasında iri yarı “Ulubatlı Hasan” isminde bir yeniçeri, kalkanını sol eli ile başının üzerinde tutarak sağ elinde palası olduğu halde ilk olarak surun üstüne çıktı.

Bunu gören 30 kadar yeniçeri onu takip ettiler. Düşman askerinin savurduğu ok ve taşlar ile 8 yeniçeri öldürüldü. Ulubatlı Hasan yaralanmasına rağmen diğer arkadaşlarının sura çıkmalarına yardım etti. Fakat hepsi oracıkta öldürüldü. Ulubatlı Hasan ise büyük bir taşa takılarak surdan aşağı düştü ve yukarıdan atılan ok ve taşlarla şehit oldu.

Hücum devam ettiğinden, sura çıkanlar çoğaldı ve surun üstünde tutundular. Bunu müteakip topla tahrip edilen yerden yeniçeriler içeri girip birinci surla ikinci sur arasındaki sahayı (Prevolos) işgal ederek buradaki askerleri püskürttüler.

İmparator omuzundan yaralanmıştı ve maiyeti ile Pemton kapısına doğru kaçtı. İmparatorun kaçtığını ve kendilerine doğru geldiğini gören ikinci sur askerleri de paniğe kapıldılar. Rivayete göre; bu panik esnasında İmparator da düşerek çiğnenip öldü.

Dış sur düştükten ve iki sur arasındaki saha (Provolos) temizlendikten sonra müdafaasız kalan iç surlar da alındı. Topkapı içeriden kırıldı ve Türk kuvvetleri bu kapıdan içeri şehre girdiler.

Sur işgal edildi, Osmanlı sancağı dikildi.

Ve sonsuza dek Türk toprağı kalacak İstanbul, böylece fethedildi.

Toplamda 54 gün süren ve 18 Nisan, 6, 12 ve 29 Mayıs’ta yapılan dört büyük hücumdan sonra Roma İmparatorluğu’nun 1125 senelik başşehri olan İstanbul, yani Kostantiniyye, 20 Cemaziyelevvel 857 yani 29 Mayıs 1453 Salı günü fethedildi.

22 yaşında İstanbul’u fethederek “Fatih” unvanını alan 2. Mehmet, “Fatih Sultan Mehmet” olarak İstanbul’a; maiyetindeki vezir, ulema ve sair ileri gelen devlet adamları ile birlikte Sen Rumen kapısından yani Topkapı’dan girdi.

573 yıl önce bugün gerçekleşen bu giriş-girişim-savaş-mücadele-fetih; bir milletin sonsuza kadar yurt edineceği yeri ne olursa olsun terk etmeyeceği anlamına da gelir.

Ne mutlu ecdadımıza, atalarımıza; ne mutlu Türk’üm diyene…

BAHA AKINER

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk