İnsan, cebi doldukça her şeye göz dikiyor, satın alabileceğini sanıyor.
Önce eşyaları…
Sonra makamları…
En sonunda da kelimeleri.
İşte en büyük yanılgı tam burada başlıyor.
Modern çağın en büyük aldanışlarından biri, ekonomik sermaye arttıkça zihinsel sermayenin de kendiliğinden büyüdüğünü sanmaktır. Oysa çoğu zaman bu ikisi yan yana gelmiyor. Biri bankada birikiyor, diğeri yıllar içinde zihinde. Biri miras yoluyla elde edilebilirken; diğeri ise ancak emekle inşa edilebiliyor.
Son yıllarda katıldığım toplantılarda sık sık aynı manzarayla karşılaşıyorum. Gösterişli salonlar… Kristal avizeler… Kusursuz hazırlanmış sahneler… Milyonluk, milyarlık şirketleri yöneten insanlar…
Sonra biri kürsüye çıkıyor, mikrofon açılıyor. Ve bütün büyü, bütün ihtişam bir anda dağılıyor.
Yaşamım boyunca çok sayıda farklı toplantıya katıldım. Yıllar bana şunu öğretti: Bir insanın gerçek serveti, kürsüde mikrofon karşısına çıktığında anlaşılıyor.
Mikrofon ilginç bir cihaz. Akustik sesi yükseltiyor. Ama düşünceyi, zihnin sesini büyütemiyor.
Zihniniz ne kadarsa ancak onu yankılandırıyor.
İçi boş bir tenekeyi de; dolu bir bakırı da…
İlk cümle kuruluyor. Ardından ikincisi…
Derken cümle yolunu kaybediyor. Özne başka yerde kalıyor, yüklem bambaşka yere savruluyor. Düşünce bir yöne giderken kelimeler başka bir yöne saçılıyor. Dinleyenler ne anlatıldığını çözmeye çalışırken, konuşan da nereye bağlayacağını unutuyor.
İşte tam o esnada Anadolu’nun yüzyıllardır taşıdığı o kısa ama bilge sözü yeniden hatırlıyor, gülümsüyorum:
“Zurnada peşrev olmaz.”
Bu söz elbette laf olsun diye söylenmemiş. Peşrev, usul ve ustalık isteyen bir giriştir. Her sazın bir makamı, her işin bir usulü vardır. Usul bilmeyen birinin elinde en kıymetli saz da olsa ortaya yalnızca gürültü çıkar.
Hayatın da değişmeyen bir usulü vardır.
Servet birikebilir. Şirketler satın alınabilir. En lüks otomobillere binilebilir. En ön sıraya oturulabilir.
Ama kültür satın alınamaz. Düşünce devredilemez. Üslup miras kalmaz.
Konuşmak, kelimeleri peş peşe sıralamaktan ibaret değildir.
Konuşmak, zihnin düzenini dile aktarabilmektir.
İnsan konuşurken yalnızca bilgisini değil, karakterini de ele verir. Çünkü dil, zihnin tercümanıdır, aynasıdır. Zihin fakirse, kelimeler de öyledir.
Bazıları ekonomik gücün, her konuda söz söyleme hakkı verdiğini sanıyor.
Evet, para insana konuşma cesareti verebilir.
Ama kürsüde söyleyeceklerini kulağına fısıldamaz.
İşte kırılma noktası da budur. Önüne konulmuş metni bile okuyamazsın!
Zihinsel yoksulluk, genelde ilk başta fark edilmez.
Fakat ekonomik güçle birleştiğinde görünür hâle gelir.
Kürsüye çıkar.
Mikrofon bulur.
Protokolde yer bulur.
Ve çoğu zaman alkışlandığını zanneder.
Oysa alkış, her zaman değerin değil; bazen yalnızca makamın yankısıdır.
Dil ise kimseye iltimas geçmez.
Ne banka hesabına bakar…
Ne kartvizitte yazan unvana…
Ne de makam aracına…
İlk birkaç cümlede hükmünü verir.
Bir insanın zihinsel sermayesi ne kadarsa, cümlesi de ancak o kadar yol alır.
Hayatın görünmeyen ama şaşmaz bir terazisi vardır.
Para insanın sesini yükseltebilir.
Makam kürsüsünü büyütebilir.
Alkış egosunu besleyebilir.
Fakat cümle…
Cümle hiçbir zaman yalan söylemez.
Bir insanın kim olduğunu anlamak istiyorsanız servetine bakmayın.
Konuşmasını dinleyin. Bu yeter.
Çünkü kelimeler, insanın banka hesabından çok daha dürüsttür.
Ve zihinsel sermayenin olmadığı yerde ekonomik sermaye, çoğu zaman yalnızca kulak tırmalayan bir gürültü olmaktan öteye gidemez.
Belki de eskilerin yüzyıllar önce tek cümleyle anlattığı hakikat tam da budur:
Zurnada peşrev olmaz.
Prof. Dr. Mehmet İsmail YAĞCI
UNCATEGORİZED
16 gün önceDÜNYA
07 Ağustos 2026MAGAZİN
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4241 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4212 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4148 kez okundu
4
Uluslararası bilim olimpiyatlarında büyük başarı
3555 kez okundu
5
Yalansız Hilafsiz Hınıs Köftesi
3439 kez okundu